Hayatın sesini duymak... Y. Bekir Yurdakul’un yazısı...

Kurduğu masalsı, destansı dile ustaca yerleştirdiği tarihsel gerçekliklerin izini sürerken kendimizi sık sık günümüzde bulmamızın; insandan insana bir çağrı, yeniden yükseltilmiş bir çığlık, daha geç olmadan “bir şey yapmalı” seslenişi olduğunu kavrayıp doğruluyoruz yerimizden. Çünkü “bitmedi daha sürüyor o kavga / ve sürecek / yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!”

04 Eylül 2021 Cumartesi, 00:01
Abone Ol google-news

Gürsel Korat, birkaç yıl önce yayımlanan Kunday - Gölgeler Çağı (YKY Doğan Kardeş Kitaplığı, 2017) romanının devamı niteliğindeki Ayaşan - Kem Gözler Çağı’nda okurunu Anadolu’nun binlerce yıllık kadim geleneğiyle yeniden buluştururken “tarih tekerrürden ibarettir” yaklaşımının karşısına “Geçmişi beğenmiyor musunuz, değiştirin öyleyse!” çığlığını koyuyor.

Korat, bağımsız bir yapıt olarak da okuduğumuz Ayaşan’da yine on üçüncü yüzyıla çağırıyor bizi. Selçuklunun tarih sahnesinden çekilmek üzere olduğu, Anadolu’nun kaynadığı bir döneme, 1238’in güzüne...

‘BİR ŞEY YAPMALI’ ÇIĞLIĞI

Kurduğu masalsı, destansı dile ustaca yerleştirdiği tarihsel gerçekliklerin izini sürerken kendimizi sık sık günümüzde bulmamızın; insandan insana bir çağrı, yeniden yükseltilmiş bir çığlık, daha geç olmadan “bir şey yapmalı” seslenişi olduğunu kavrayıp doğruluyoruz yerimizden.

Yanı sıra anlatı boyunca çağları aşıp gelen değerlerle el eleyken dünyanın, dolayısıyla insanlığın geleceği üzerine kaygılar da düşmüyor yakamızdan. Elbette en büyük öykümüz aşk, “gerçekten sevdiği zaman sevilmeyi aramıyor insan” derinliğinde fısıldıyor bize.

Çizim: AYSU KOÇAK

TARİHİ EDEBİYATTAN OKUMAK

Beni zamanda ustaca dolaştıran bir yapıtı/ yapıtları okurken tarihin de aslında öncelikle edebiyattan / edebiyata kulak vererek öğrenilmesi gerektiği gerçeğini yeniden anımsarım. Çünkü olup biteni, yalnız ve ancak “kazanan”ın çıkarına yaslayan kuru bilginin çok ötesini sunar bize yazınsal metinler.

Üstelik sözlü tarih sıcaklığında... Üstelik taraf tutmadan, ille de “böyledir” demeden, inatlaşmadan, yazanın görüşünü / düşüncesini dayatmadan... Üstelik aklımızda yeni soruların uçuşmasını sağlayarak, doğanın ve hayatın yanı başında durmayı anımsatarak...

Ayaşan’ı tutkuyla seven Kunday’ın ağzından dinlediğimiz öykü, Orta Anadolu’dan Isfahan’a uzanan bir coğrafyada, “gölgelerin gücü”ne yaslanan düşsel yolculuklarla sürüyor. Sahnede sıklıkla fantastik öğeler boy gösterse de anlatı; doğa-insan ilişkilerinin, yönetimsel ve yaşamsal sorunların, hayatı algılama ve anlama gerçeğinin uzağına düşmüyor.

HIZIR’LA NAZAR

Binlerce, milyonlarca ağacın para-altın uğruna, daha fazla kâr için kesildiği; ırmakların, göllerin kuruduğu, en değerlimiz suyun sel olup yıktığı günümüzü anlattığını söylesem Gürsel Korat’ın, kim inanmaz ki bana! Baksanıza:

“Moğollar ormanlarımızı yok edecekler, biliyorsun. İstiyorlar ki senet ve para işleri çoğalsın, ticaret yayılsın, sular bol bol harcansın, nehirler kurusun, şehirler büyüsün, altın çoğalsın... Niye?”

Hızır, böyle sesleniyor Nazar’a; onu, umutsuzca olsa bile bir kez daha düşünmeye çağırırken...

Anadolu’nun, insanlığın binlerce yıllık birikimine yaslanan, onu kendi yaşama kültürüyle yeniden harmanladığı varsıllığı içinde yer alan, aslında yakından tanıdığımız bu iki figürü de sahneye çıkarırken bugün olagelenler üzerine sorularımızı da o çatışmanın çevresinde örüyor Gürsel Korat.

Bir yanda, “Emrinde çalıştığı Moğolların ve Kara Şamanların isteği doğrultusunda” Anadolu’nun kıtlığa düşmesi, çölleşmesi için her şeyi yapan; bilimden hoşlanmayan, düşünceden nefret eden, her şeyi kendi çıkarı için yapan Nazar; öte yanda, “Kıtlık her yeri kurutsa bile mahvolmuş ormanları, tarlaları ve bitkileri yeşertecek gizli güç ve sayısız tohum bizde...” diyen, kendisini doğanın bir parçası sayan, hayatın sesini duymayı yeğleyen Hızır.

Çizim: AYSU KOÇAK

AK ŞAMANLAR - KARA ŞAMANLAR

Anadolu’da Şaman inancının egemen olduğu bir çağdır. Ağaçların, özgür akan suyun, börtü böceğin, cümle varlıkların kıymeti büyüktür Şamanların dünyasında. Ak Şamanlar’dır onlar. İçlerinden bazıları günlük çıkar uğruna bu değerlerin uzağına düşünce, düşmanın işbirlikçisi Kara Şamanlar olurlar.

Moğollar, onların içeriden destekçisi Kara Şamanlar, Moğollardan kaçıp Anadolu’ya sığınan “açlar ordusu”… Her şey sanki göz açıp kapayıncaya olup bitmiştir.

“Dağlar birbirine yaslanmıştı, dorukların üşümüş gibi bir hali vardı. Hızır, Nazar’ın yaptıklarından ötürü endişeliydi; geçtiği yerlerdeki yangın izlerine bakarak içleniyordu. Anadolu’yu hiç böyle görmemişti: Bağlar altüst olmuş, şehirlerde yangınlar çıkmış, göller kurumuş, ormanlar harap edilmiş haldeydi.”

AYAŞAN’IN DEDİĞİ

Severek okuduğum bir kitaptan söz ederken çoğun, şimdi olduğu gibi, olay örgüsünden, kurgudan, kahramanlardan ustaca yerleştirilmiş merak öğesinden söz etmeyi bir yana bıraktığımı biliyorum.

Çünkü anlatının beni/ okuru çağırdığı yer, yarattığı duygu, verdiği haz daha kıymetli gelir bana. Bu bağlamda şöyle koymak isterim noktayı:

Dün kralların, padişahların hışmına uğramıştır doğayla iç içe yaşamayı, doğaya saygılı olmayı dileyenler. Bugün de öyle. Dün kolayca karalanmıştır doğa savunucuları, “ticareti yok etmeye çalışmak, halkın zenginleşmesini istememek...” yalanlarıyla. Bugün de öyle.

Gürsel Korat’ın yaşamımızda düşüne (felsefeye), düşünmeye, soru sormaya daha çok yer açma çağrısı diye de okuyabileceğimiz “Ayaşan”ı; bu mücadelenin, bu direncin “yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek” (Adnan Yücel) süreceğini söyledi bana.

Neredeyse her sayfasını doğanın/ hayatın sesine kulak vererek okudum. Aysu Koçak’ın resimleriyle çoğalan bu sesi, bu alçakgönüllü seslenişi yakından duymanızı, duyumsamanızı isterim.

Ayaşan - Kem Gözler Çağı / Gürsel Korat / YKY Doğan Kardeş Kitaplığı / 157 s. / 12 + / 2021.