Hayatının üçüncü perdesinde

Leonard Cohen, 75 yaşında, hayatının üçüncü perdesinde ilk kez İstanbullu müzikseverlerle buluşuyor. Efsane ozanın ağzından "Dance Me To The End Of Love", "No Cure for Love"gibi unutulmaz şarkıları dinleme şansına erişenler onun hayat hikâyesinden bir kesitin de tanığı olacaklar.

01 Ağustos 2009 Cumartesi, 11:56
Abone Ol google-news

Leonard Cohen, 75 yaşında, hayatının üçüncü perdesinde ilk kez İstanbullu müzikseverlerle buluşuyor. Efsane ozanın ağzından "Dance Me To The End Of Love", "Ain't No Cure for Love", "Bird on a Wire", "Suzanne", "Hallelujah", "So Long, Marianne", "I'm Your Man" gibi unutulmaz şarkıları dinleme şansına erişenler onun hayat hikâyesinden bir kesitin de tanığı olacaklar.

Leonard Cohen, 75 yıllık yaşamının 40 yıldır süregelen müzik yolculuğunda günümüzün en önemli ve etkili şarkı sözü yazarları arasında yer alıyor. Cohen'in eserlerine, zaman geçtikçe daha derin bir anlam ve gizem yükleniyor. Şiirlerinde, şarkılarında seks, ruhaniyet, din, güç temaları ile insan hayatını acımasızca sorgularken, bu sorulara verdiği kaçamak cevaplarla sinir bozucu olmayı da ihmal etmiyor. İşte bu soruların cevaplarını arayış yolculuğu, aslında Cohen'in tüm çalışmalarının özünü oluşturuyor. İşte bu yüzden şarkıları gücünü tüm zamanlarda koruyabiliyor.

İstanbul, bu gizemli ve derin ozanı dünya turnesi kapsamında 5-6 Ağustos tarihlerinde Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi'nde ağırlarken şarkılarında onun kişisel tarihinden izler bulacak.

Depresif-melankolik Leonard Cohen'in önündeki depresyon perdesi 65 yaşında birdenbire kalkıyor ve ilk defa huzur buluyor. 2001’de The Observer'a verdiği röportajda şöyle diyor: "Bir sabah mutfağımın bir köşesinde otururken pencereden arabaların krom çamurluklarında parıldayan güneşi gördüm ve 'Ne güzel' dedim, 'herkes gibi hissetmek böyle bir şey işte'. Hayat yalnızca daha kolay olmakla kalmayıp, daha da basitti bu şekilde."

Kendinden sürekli şüphelenen bu adam, kurtuluşu kendini yok saymakta bulmuştu. Bunu da 30 yıldan beri takipçisi olduğu Kaliforniya'da Baldy Dağı'ndaki Budist tapınağına 5 yıl kapanarak başardı. Shunbhala Sun dergisindeki 2007 tarihli röportajda bakın süreci nasıl anlatıyor:

"Manastırda uzun süreli meditasyonlara davet edilirsiniz. Süre o kadar uzundur ki kafanızda hayatınızın nasıl olabileceğine dair tüm senaryoları enine boyuna, sınırsız olasılıkları düşünerek yazarsınız. Ancak bir an gelir ki artık yazacak senaryo kalmaz ve her şey ölesiye sıkıcı olmaya başlar. Düşünme etkinliği durur, iç sesiniz susar ve kendinizi daha farklı ve mahrem bir konunun karşısında bulursunuz: Sokrat'ın sözleriyle 'kendini bilmek'."
 

Gençlik yılları

1934’te Montreal’de doğan Cohen'in ailesi hali vakti yerinde, orta sınıf bir Yahudi ailesiydi. Babası geride oldukça yüklü sayılabilecek bir miras bırakarak Cohen dokuz yaşındayken vefat etti. Cohen çocukluğunu, başkalarının travmalarla bezenmiş çocukluklarıyla karşılaştırdığında, "nezih" olarak tanımlıyor. 15 yaşındayken gitar çalmaya, Amerikan folk şarkıları toplamaya ve yazmaya başladı. 17'sinde McGuill Üniversitesi'ne girerek İngilizcede ustalaştı ve ilk grubu "Bucksin Boys"u kurdu. The Observer'a müzikle olan ilişkisinin başlangıcını şöyle anlatıyor: "Müziğin cazibesi, müzikten başka hiçbir şeyi bu kadar iyi yapamamamdan kaynaklanıyor. Tanrı vergisi bir yeteneğimin olduğunu keşfetmenin yanı sıra müzik, kendimi ve başta kızlar olmak üzere, başkalarını etkilemenin yoluydu."

Cohen 1956'da ilk şiir kitabını yayımladıktan sonra, Manhattan'da Columbia Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne kaydoldu. Bu süreçte Cohen'in hormonal coşkusundan New Yorklu genç kadınlar da hisselerine düşen payı aldı ve bir okul arkadaşı, yaz okulunda çalışan bir bakıcı ve aynı kampın hemşiresi ile hızlı bir ilişkiler ağının ortasına düştü.

Kadınlara dair

Üniversiteden ayrılmasının ardından ilk inzivasını Ege'deki Hidra adasında yaşadı. Burada Norveçli roman yazarı Axel Jensen'ın kız arkadaşı Marianne'i baştan çıkardıktan sonra, 1966 Ekim'inde onu da koluna takıp kendini tekrar New York'a attı. 1967'de bir kadın Vietnam savaş karşıtı konserinde Cohen'i sahneye fırlattı ve dinleyicisiyle bitmeyen aşk hikâyesi de bu şekilde başlamış oldu. 1968'deki ilk albümüyle Marianne’e veda ederken, içinde yeni bir aşkın ateşi yanmaya başladı: Suzanne. Oğlu Adam Cohen de bu yıllarda dünyaya geldi. 1979'da Suzanne Elrod'dan ayrıldıktan sonra oyuncu Rebecca De Mornay ile birlikte oldu. Şimdilerde hem gönül hem de iş arkadaşı Anjani Tomas ile birlikte.

Kadınlarla olan ilişkisini şöyle anlatıyor Cohen: "Baldy Dağı tapınağında yalnız geçirdiğim tüm gecelerde şikâyet etmekten vazgeçmeyi, kabuğumu kalınlaştırmayı öğrendim. Sanki ben dünyada kadınlar hakkında bu şekilde hisseden ilk ve tek adam, karşı cinsle bu kadar derin bağı olan tek insanım... Oysa her şeyi kadınlardan öğreniriz. Girdiğimiz o özel bölgede öğrenebildiğimiz kadar bilgelik ya da delilik miras kalır."

Cohen'e eninde sonunda herkesin yalnız kalacağı hatırlatıldığında ise şöyle yanıt veriyor: "İnanın bana istediğiniz zaman birlikte akşam yemeği yiyip, iki çift laf edebileceğiniz, zaman zaman birlikte uyuyacağınız, her gün telefonlaşıp, yazışacağınız birinin varlığı önemli. Tüm güzellikleri baltalayan şey ise kafanızdaki kurgular. Bu kurguların basit olması gerek. Kendine hata yapma hakkı tanı. Birazcık umursamaz ol. Hiçbir şeyin nihai olması gerekmiyor."

Leonard Cohen, Observer'a 2001'de 67 yaşında verdiği röportajında ise hayatının üçüncü perdesini oynadığını Tennessee Williams'tan "Hayat üçüncü perdesi hariç oldukça iyi yazılmış bir oyundur" alıntısını yaparak belirtmişti. 2009'da The Guardian’daki röportajında bu sözü hatırlatılınca Cohen şöyle dedi: "Evet benim için hayat güzel yazılmış bir oyun, üçüncü perdenin başlangıcı da güzel yazılmış hatta. Perdenin sonunda tabii ki kahraman ölür, ama arkadaşım Irving Layton’un dediği gibi korkutan, endişelendiren ölüm değil, ön hazırlıkları!"