‘Hayyam, ışığı hâlâ parlayan bir yıldız!’

“Gerçek Ömer Hayyam’ı bilmeyenler abarttığımı sanabilirler, fakat Hayyam, insanlık tarihinin en renkli simalarından biridir.” diyen Sadık Usta ile bilim insanı ve şair Hayyam’ın biyografisine derin bir bakış sunduğu kitabı Şair ve Matematikçi Ömer Hayyam’ı ve yüzyıllar öncesinden günümüze kadar süren etkisini konuştuk.

05 Şubat 2021 Cuma, 00:12
Abone Ol google-news

TARİHİN EN RENKLİ SİMALARINDAN

- Şair ve Matematikçi Ömer Hayyam adlı kitabınızda Hayyam’ın hikâyesine ürettiğiniz soruları yanıtlıyorsunuz. Öncelikle neden Hayyam?

Hayyam’ı gençliğimden bu yana merak eder araştırırım; rubailerini ve hayatını anladığım her dilde bulur okurum. Fakat bilim alanındaki çalışmalarından 25 yıl önce haberdar oldum. O gün bugündür de Hayyam hakkında ne yazılırsa ilgi alanıma girer.

Gerçek Ömer Hayyam’ı bilmeyenler abarttığımı sanabilirler, fakat Hayyam, insanlık tarihinin en renkli simalarından biridir. Kuşkusuz Aristoteles felsefe ve bilim alanında çığır açmış; Farabi, İslam felsefesinin temelini oluşturmuş, Leonardo da Vinci ve Michelangelo Rönesans biliminin ve sanatının babaları sayılırlar; Newton matematik bilimi çok ileri bir noktaya taşımıştır.

Ancak kanımca hiçbiri, Hayyam gibi iki alanda birden bu denli yetkin yapıtlar verememiştir. Bu nedenle bilim tarihçisi George Sarton “12’inci asır Hayyam asrıdır” der. Stefan Zweig’ın “İnsanlığın Yıldızının Parladığı Anlar” yapıtından esinle söylersem; Hayyam, günümüzde ışığı hâlâ parlamakta olan bir yıldızdır.

‘HAYYAM, 700 YIL UNUTTURULDU’

- Şöyle bir cümle var kitap başlarken: “Doğu toplumları Hayyâm’ı esas olarak rubaileri üzerinden, o da şarap ve aşk düşkünü bir şair olarak bilir…” Toplumlararası kısa bir Hayyam değerlendirmesi rica edebilir miyiz sizden?

Bir süre önce Cumhurbaşkanı’nın başdanışmanı İbrahim Kalın, “Bize modernleşme adı altında 150 yıldır Batı’nın hikâyeleri anlatılıyor.” diyerek, geçmiş kültürel birikimden koparıldığımızı ileri sürmüştü. Ne yazık ki İslam coğrafyasında Ömer Hayyam’ın büyük bir bilim adamı olduğu, tam 700 yıl unutturulmuştu. Ne zaman keşfedildi? 1850’lerde...

- Hayyam’ı kim unutturdu?

Doğu-İslam ülkeleri ki bunların başında İran ve Osmanlı gelir. Hayyam’ın doğru düzgün bir mezarı bile yoktu, izleri neredeyse silinmişti ki sonradan 1962’de biraz da zorlamanın sonucunda bir anıt mezar yapılmıştır. Bu büyük ayıbımızdır.

Batıda Ömer Hayyam Kulüplerinin, rubailerin çevrildiği dillerin, hakkında yapılan araştırmaların, yazılan tezlerin sayısı o kadar kabarık ki sayısını tam olarak bilmiyoruz. Bu kulüplerden biri, 1908’de İngiliz hükümetinden mali yardım dilenmeye gelen İran Şahı Muzaffereddin’le görüşmek ister. Seçkin aydınlardan oluşan bu heyet, İran Şahı’ndan ricada bulunup Hayyam’ın mezarının bir anıt mezar haline getirilmesini isterler. Bu sırada İran Şahı, elçisine dönerek “Bu Hayyam da neyin nesi?” diye sorar. İşte aramızdaki fark budur…

O’NU KEŞFEDEN VE KEŞFEDEMEYENLER

- Sizce Hayyam’ı ne kadar doğru algılıyor ya da anlıyoruz? Onu anlamanın yolu sizce nereden geçiyor?

Hayyam, matematik ve gökbilim alanında yapıtlar vermiştir. Geliştirdiği Celali Takvimi, 5 bin yılda bir gün hata payı verirken, dünyada kullanılan Gregoryan Takvimi, 3333 günde bir gün hata payı vermektedir. Yani Hayyam’ın takvimi daha doğru. Nevroz’un Mart’a denk gelmesini de Hayyam’a borçluyuz ve tabii cebir ve denklem alanındaki bazı buluşlarını da.

Hayyam’ın felsefi yapıtlarına gelince: Hayyam çoğunlukla, içkili sofraların müdavimi; nihilizm ve mistisizmden dem vuran bir derviş gibi algılanmaktadır. Çok yanlış! Şarap, Hayyam’da bir metafordur; merak etmektir; ön kabulleri reddetmek; akıntıya kapılmamak ve yasakları çiğnemektir. Rubailerde geçen şarap yerine akıl, eleştiri, mantık, isyan, şüphe ve itiraz terimlerini koyabilirsiniz.

Aynı eleştirel tutum felsefi ve siyasi risalelerinde yer alır. Tabulara meydan okumayı, vicdanlı ve ahlaklı olmayı öğretir. Bu açıdan Hayyam algımızın da düzeltilmeye ihtiyacı vardır.

- İlk bölüm Goethe’nin Paltosu başlığı ile başlıyor. Hayyam’ın hikâyesini anlatmaya, neden bir elli yıl önce keşfedilecekken edilemediğinin hikâyesiyle başlıyorsunuz. Goethe ve Hayyam’ın buluşamayışını bir yazar ve araştırmacı olarak nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce buluşsalar nasıl olurdu?

Buluşsalardı kuşkusuz Hayyam’ın ruhu hem Avrupa’yı hem de bizim coğrafyayı çok erken bir dönemde dolaşacaktı, fakat bu olgu tarihin yönünü değiştiremezdi. Goethe gibi Doğu kültürüne hayran olan, Hz. Muhammed kasidesi yazacak kadar İslam’dan etkilenen evrensel bir aydın ve kültür adamının Hayyam’ı keşfedemeyişinin siyasi ve kültürel nedenlerini açıklamak için kitaba, onun Güney Almanya’ya gezisiyle başladım. Siz sorunca kafamda daha da netleşti, belki de iyi ki Hayyam’ı Goethe değil de İngiliz sanatçı Rosetti kardeşler keşfettiler de diyebiliriz. Çünkü devrimler döneminde devrimci aydın ve düşünürlerin etkisi daha büyük olur.

- Tüm araştırmaları yapıp bu kitabı yazdıktan sonra, Hayyam’ın hiç keşfedilmemiş olma ihtimali üzerine neler söylersiniz?

Tabii bu hem bilim hem de genel olarak edebiyat dünyası açısından büyük bir kayıp olurdu. Bilimsel gelişmeler onun ve tabii ki daha birçok düşünür ve bilim insanının bilimsel çalışmaları sayesinde ilerleme kaydetmiştir. Ayrıca İslam-Doğu uygarlığının neden 12’inci yüzyılda çöküşe geçtiğini de onun yazılarından anlamış bulunuyoruz. Toplumsal yozlaşmayı, dinci bağnazlığı, adaletsizliği eleştiren Hayyam, bize o altın çağın nasıl çöktüğünü de bizzat yazılarında anlatmaktadır. Bunlar bizim aydınlanmamız için önemlidir.

Ömer Hayyam / Sadık Usta / Epsilon Yayınevi / 144 s. / 2020.