'In The Heights': Mahallede şenlik var!

“In The Heights”, göçü New York’taki bir Latin mahallesi özelinde ele alıyor. Hollywood’un en kendine özgü türlerinden müzikalin tutkunuysanız yaklaşık 145 dakikalık bu filme bayılacaksınız.

23 Haziran 2021 Çarşamba, 13:00
Abone Ol google-news

Lin Manuel Miranda’nın aynı adlı Broadway müzikalinden beyazperdeye uyarlanan “In The Heights” şimdiden Oscar dedikodularının merkezinde. New York’ta ağırlıklı olarak Latin göçmenlerin yaşadığı bir mahallede geçen film dansları, enerjisi, renkleri ve duygusal yoğunluğu ile 2021 yazının filmi olmaya aday.

“En çok bu cızırtı seslerini seviyorum” diyor yaşlı Abuela dilediği plağın çizilmiş bölümünde iğnenin çıkradığı sesi duyunca. Nedense “In The Heights”dan aklımda kalanları şöyle bir tartarken ilk takıldığım an bu oldu.  Bizim kuşak o cızırtı sesini iyi bilir; hoş plaklar yeniden revaçta şu son yıllarda ama korkarım hala bizim kuşak dinliyor sadece, sırf o cızırtıları duymak için bile olsa… Tabii “In The Heights”ın akla getirdiği tek şey plaklar değil; New York’un Latin ağırlıklı (Küba, Dominik Cumhuriyeti, Porto Riko, Meksika gibi ülkelerden gelen göçmenlerden söz ediyorum) mahallelerinden birinde geçen bu seksi, gürültülü ve son derece eğlenceli müzikal “West Side Story” gibi öncüllerini ya da “La La Land” gibi modern akrabalarını da hatırlatıyor bir yandan. Hatta biraz da belki New York sokaklarını 80’li yıllarda şenlendiren “Fame”i…

Ama “In The Heights” tüm bu anımsattıkları yapımlardan çok farklı bir yerde bir yandan da. Bir kere zamanın ruhu bambaşka artık. Dünya belki çok fazla değişmedi, temel çelişkiler hala yerli yerinde ve sınıflar arası savaşın tarihi önemli kırılmalar geçirmeden sürüyor ama bakış açıları, geleceğe dair tasavvurlar ve nicel olarak henüz yeterli seviyeye gelmese de etki olarak bir hayli ağırlıklı yere sahip olan yepyeni bir anlayış var ki her türlü ayrımcılığın sonunu getirecek yakın bir zamanda. Ne cinsiyetçilik, ne ırkçılık, ne de sınıfçılık savunulacak şeyler artık… Hollywood’da bir süredir esen yenilik rüzgarları ve çeşitlilik ısrarı da benzer bir ruhun yansımasından başka bir şey değil. Lin Manuel Miranda’nın “In The Heights”ı sahneye uyarlarken sahip olduğu yaklaşım da bunu doğrular nitelikte: “Okuldayken ‘West Side Story’de rol almıştım ve Latinlerin hala bıçak kullanan sokak çeteleri gibi görüldüğünü fark edip fena halde sıkılmıştım” diyor ve tüm bu klişelere karşı çıktığı, uyuşturucu ve suçla değil dans, müzik ve aşkla özdeşleşmiş bir Latin topluluğu resmediyor müzikalde.

Göç meselesinin New York’taki bir Latin mahallesi özelinde ele alındığı filmin 2008’de ilk kez Broadway’de sahnelendiği günlerden bu yana zamanını beklediğini duymak sizi şaşırtabilir, ama eksiği yok, fazlası var, aynen öyle olmuş. Müzikal çok tutunca ve En İyi Müzikal dalında Tony Ödülü alınca Universal “In The Heights”ın film haklarını almış, ama yıllarca kimse elini bile sürmemiş. 2016 yılında Lin Manuel Miranda’nın “Hamilton” müzikali tam anlamıyla dünya çapında bir fenomene dönüşünce yeniden gündeme gelmiş “In The Heights”; bu kez Weinstein logosu altında. Ne var ki ertesi yıl Harvey Weinstein’in yediği haltlarla ilgili gerçekler ortaya dökülünce proje bir kez daha yatmış. Bu arada Miranda müzikalin haklarını geri almayı başarmış “Crazy Rich Asians”ın da yönetmeni olan Jon M. Chu’nun yönetmenliğini üstlendiği film pandemiden hemen önceki yaz sete çıkmış.

AMERİKAN RÜYASI KIRILGAN BİR UMUT SADECE

Temmuz sıcağının buram buram hissedildiği bir New York yazında geçen ve tüm kenti karanlığa boğacak bir elektrik kesintisi ile dramatik zirvesine ulaşan filmde para biriktirip memleketi Dominik Cumhuriyeti’ne dönmenin hayallerini kuran genç Usnavi filmin kilit karakterlerinden biri, zira hikaye aslında onun ağzından anlatılıyor. Broadway’de bizzat Lin Manuel Miranda’nın oynadığı bu rolü filmde çok iyi eleştiriler alan Anthony Ramos canlandırıyor (ki kendisi “Hamilton”da Miranda’nın oğlu rolündeydi). Moda sektöründe yükselmek isteyen ama ondan istenen parayı denkleştiremediği için istediği eğitimi alamayan güzel Vanessa (Melissa Barrera) ile taksi durağı işleten babasının sırf o Stanford’da eğitim alabilsin diye tüm parasını son kuruşuna dek feda ettiği genç Nina (Leslie Grace) filmin diğer önemli karakterleri. Önemleri biraz da filmde göçmenlerin Amerika’da yaşadıkları ayrımcılığı onların hayatlarındaki izdüşümleriyle görüyor olmamızda. Özellikle Nina’nın üniversitedeki yurtta oda arkadaşının kolyesi kaybolduğunda doğal bir şeymiş gibi şüpheli konumuna düşmesi ve üzerinin aranması neredeyse Amerikan Rüyası kavramının bir çırpıda yerle yeksan oluşunun bir temsili gibi. Yine de bana sorarsanız filmin en güzel şarkısını (Patience y Fe) söyleyen Abuela (Olga Merediz) ile Nina’nın babası rolünde yürekleri sızlatan bir performans sunan bir diğer deneyimli oyuncu Jimmy Smits “In The Heights”ın en akılda kalan iki siması. Lin Manuel Miranda’nın meyveli buz satan tiplemesi de kısacık süresine rağmen akılda yer ediyor. Bu arada, tüm kadroyu genel olarak başarılı bulsam da, sadece tek bir sahnede görünen ve nedense o müthiş sesinden mahrum bırakıldığımız Marc Anthony’nin neden bu filmde rol aldığını anladığımı söyleyemem. Ama bazen ben de anlayışsız olabiliyorum doğrusu :)

Filmin müzikal sahneleri ve özellikle de dansları gerçekten çok iyi. Müzikalden oldum olası hazzetmeyen seyirci muhtemelen bu filmden de çok mutlu ayrılmayacaktır, buna diyecek bir şey yok tabii ki. Yok eğer siz de benim gibi Hollywood’un en kendine özgü türlerinden biri olan müzikalin tutkunuysanız, yaklaşık 145 dakikalık bu filme bayılacaksınız. Danslarına, renklerine, ışığına, umuduna; göç, birlikte yaşamak, mahalle kültürü, dayanışma gibi temaları ele alışındaki ustalığa ve tutku dolu, deli dolu karakterlerine bayılacaksınız; hele bir de filmi salonlarda izleme fırsatı bulursak, değmeyin keyfimize…

FİLMİN NOTU: 8/10