İstanbul’un en renkli köşelerinden biri: Haliç'in komşuları

Balat her ne kadar bir Yahudi semti olarak bilinse de Fener’in aksine kozmopolit bir yapıya sahip olmuş geçmişte. 19. yüzyıl ortalarında, İstanbul mahallelerini anlatan Hagop Baronyan, Balat’ ta 603 hane Ermeni’ den bahsediyor.

30 Ağustos 2021 Pazartesi, 14:35
Abone Ol google-news

Sveti Stefan Bulgar Kilisesi

Fener sahilindeki en dikkat çekici yapılardan biri, Sveti Stefan Bulgar Kilisesi. Halkın Demir Kilise olarak tanıdığı yapının oldukça ilginç bir hikâyesi var.

Kendilerine ait bir kiliseleri olmayan Bulgar Cemaati, burada bir kilise yapmak için sultandan ferman isteyince tek bir şartla izin çıkıyor: Yapının bir günde tamamlanması gerek! Kilisenin tüm parçaları Viyana’da Waagner fabrikasında hazırlanıyor, gemilerle Tuna Nehri üzerinden getirilerek bir gece içinde, bu noktada birleştiriliyor parçalar.

Hikâye ne kadar etkileyici olsa da Haliç kıyısındaki dolgu zemine inşa edilen yapının, daha hafif olması için metal profillerden yapıldığı gerçeğini hatırlıyoruz. 1898’de ibadete açılan yapının projesi, devrin ünlü mimarı Hovsep Aznavur’a ait. Güzel bir restorasyonla yenilendi ve kapılarını ziyaretçilere açtı yeniden.

Fener’e gidince mutlaka ziyaret ettiğimiz yerlerden biri de Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi.

Büyükçe bir bahçenin içinde, ofis binaları, kütüphane, ayazma ve Aziz Georgios Kilisesi’nden oluşan bir kompleks burası.

Fetihten sonra, gittiği her yapının camiye çevrilmesiyle bayağı yer değiştirmiş patrikhane. En son, 1602 yılında ise şu an olduğu yere taşınmış.

Şimdiki yapı 19. yüzyıla ait ve imanı uğruna şehit edilen, Anadolu kökenli azizlerden Georgios’a ithaf edilmiş. Kutsal vaftiz yağı da buradaki avluda yapılıyor belli zamanlarda ve diğer Ortodoks kiliselerine buradan gönderiliyor.

Patrikhanenin kapısı herkese açık. Rutin ayinlerin yanı sıra, vaftiz, düğün, cenaze, yortu ayinlerine de katılmak mümkün. Birkaç yılda bir yapılan vaftiz yağı törenine denk geldiğinizde, o aromatik koku, Fener sokakları ile birlikte sarmalıyor sizi de.

Fener ne kadar eski bir Rum semti ise Balat da ağırlıklı olarak Yahudi cemaatinin yaşadığı bir semt. Fener’de pek Rum kalmadığı gibi, Balat’ta da Yahudi kalmamış artık; demografik yapı neredeyse tamamen değişmiş.

İki semtin arasında net bir sınır da yok aslında ama Manastır Yolu üzerindeki tarihi fırın, bir sınır olarak kabul edilmiş geçen yüzyılda.

Evliya Çelebi, Balat adının, fetihten sonra, Ege’deki Balat isimli bir kasabadan getirilip buraya yerleştirilen Romanlardan kaynaklandığını yazıyor. Öylesine özlemişler ki geldikleri kasabayı, yeni yerleştikleri bu yere de Balat adını vermişler. Her ne kadar sevimli Çelebimize saygı duyuyor olsak da biz Balat adının Yunanca “Palation” yani saray kelimesinden evrildiğini biliyoruz günümüzde. 

Son Bizans devri saraylarından Blakhernai Sarayı buraya oldukça yakın. İmparatorlar deniz yoluyla geldikleri zaman, Balat Kapısı yakınlarında karaya çıkarak saraya ulaşıyorlar ve bu Palation kelimesi, zaman içinde Balat’a dönüşüyor.

Fetih sırasında kenti terk eden Yahudiler, fetihten sonraki ilk nüfus şenlendirmesi sırasında getirilip Fatih tarafından buraya yerleştirilmiş. 1492’de İspanya ve hemen sonrasında Portekiz’den gelen Sefarad Cemaati de bu bölgeye yerleşince nüfusunun büyük bölümü Yahudilerden oluşan bir semt haline gelmiş Balat. Öyle ki küçücük Balat’ta 7 tane sinagog var. Ahrida ve Yanbol Sinagogu, dönüşümlü olarak ibadete açık. Diğerleri metruk halde, bazılarının sadece yerini biliyoruz.

MAHKEMENİN TOPLANDIĞI YER

Ahrida Sinagogu, yaklaşık 6 asırdır ibadete açık olan, içindeki Teva Kürsüsü gemi şeklinde yapılmış nadide bir yapı. Gemi şekli, 1492’de, Sefaradları İspanya’dan getiren gemileri simgeliyor. 17. yüzyılda Sabetay Sevi’nin de İstanbul Yahudilerine vaaz verdiği bir sinagog burası.

Balat her ne kadar bir Yahudi semti olarak bilinse de Fener’in aksine kozmopolit bir yapıya sahip olmuş geçmişte. 19. yüzyıl ortalarında, İstanbul mahallelerini anlatan Hagop Baronyan, Balat’ta 603 hane Ermeni’den bahsediyor. Çıfıt Çarşısı olarak bilinen Yahudi çarşısındaki 15 civarı meyhanenin sahiplerinin Rum ve Yahudi olduklarından ama müşterilerinin genellikle Ermeniler olduğundan bahsediyor.

Surp Hıreşdegabet Kilisesi

Çarşının yakınındaki Surp Hıreşdegabet Kilisesi, bunun en iyi kanıtı gibi. Vaftizci Yahya’ya ithaf edilmiş eski bir Rum Kilisesi, 17. yüzyılda, Ermeni papazlar tarafından onarılınca, Rumlardan alınarak Ermeni cemaatine verilmiş Osmanlı yönetimi tarafından. Kutsal başmeleklere ithaf edildiği için de Surp Hıreşdegabet (Kutsal Başmelekler) Kilisesi olarak anılmaya başlanmış.

Halk, Mucizeler Kilisesi diyor buraya; çünkü kilisenin kutsal günü olan, eylül ayının ikinci cumartesi gecesinde, burada dilenen her şeyin kabul olduğuna ve hastalıkların şifa bulduğuna inanıyor.

Ferruh Kethüda Camisi

Kilisenin hemen arkasındaki, 16. yüzyıl Mimar Sinan eseri olan Ferruh Kethüda Camisi bahçesi ise, Osmanlı devrinin şeri mahkemelerinden ünlü Balat mahkemesinin toplandığı yer...

Tarihi yapıları, hikâyeleri ve rengârenk atmosferiyle, geçmişte olduğu gibi günümüzde de İstanbul’ un en renkli köşelerinden Haliç’in komşuları.