Kapıların Dışında

Yolcu Tiyatronun online olarak izleyici karşısına çıkardığı Wolfgang Borchert tarafından yazılan oyunun çevirisi Behçet Necatigil’e ait.

26 Haziran 2021 Cumartesi, 15:56
Kapıların Dışında
Abone Ol google-news

Kapımarın Dışında oyununun oyuncu kadrosunda Cenk Dost Verdi, Pervin Bağdat, Burak Üzen ve Emre Can Sancar’ın bulunduğu oyunun yönetmen koltuğunda Ersin Umut Güler oturuyor. Oyunda kostüm tasarım Özlem Kaya’ya, video, ses ve efekt tasarım ise Tufan Dağtekin’e ait. 

“Savaşın birey ve toplum üzerindeki yıkıcı etkisinin anlatıldığı oyunda, ruhsal ve fiziksel yaralarla savaştan yurduna dönen bir askerin, döndüğünde hiçbir şeyi eskisi gibi bulamamasının hikayesi anlatılıyor.”

Cenk Dost Verdi yazarın kendi hayatından yola çıkarak bu kadar güçlü metin yaratmasının bilincinde olarak rolüne hazırlanmış. Metinden önce yazarı çok doğru özümsemiş ve içselleştirmiş.  Savaşın yıkıcılığını, nevrotik durumunu fiziksel durumu ve ruh hali ile gerçek anlamda izleyiciye yansıtmış. Bu anlamda Verdi, psikolojik bir alt metne ihtiyacı olduğunu düşündüğüm altından kalkması oldukça zor olan bu karakterin başarıyla üstesinden gelmiş. Role hazırlanırken savaşın psikolojik durumunu anlamak için işe yazardan başlamasının bilincinde olması çok kıymetli. Bir saniye bile aksamadan, rolün dışına çıkmadan oyun boyunca dengeli ve oldukça başarılı bir performans ortaya koydu. 

Pervin Bağdat iki farklı kadın profilini sahneye yansıtarak, savaşın sadece erkekler üzerinde yarattığı psikolojik baskıyı ve getirdiği yıkıcı sonuçları değil, kadınların da bu noktada savaşa karşı olan bakış açısını çok iyi yansıtmış. Albay’ın karısı rolünde savaşı oyun ve dünyayı yaşadığı yerden toz pembe olarak gören kişiyken, diğer yandan kocası savaşta kaybolmuş, yalnızlaştırılmış bir kadın olarak da birbirinden zıt karakterleri başarılı şekilde sahneye taşımış. Savaşın getirdiği yıkıma birçok açıdan bakmamızı sağladı. 

Emre Can Sancar üzerine düşen görevi başarıyla yerine getirdi.

Burak Üzen, Bağdat’ta olduğu gibi iki zıt profili seyirciyle buluşturmuş. Sunucu karakteriyle bir yandan yıkımı görmeyerek her şeye gözünü kapayan güruhu temsil etmekteyken, Albay karakteri ile de Beckmann’ın zıttı, savaşın yıkımının ve psikolojik ruh halinin tam tersi bir karakteri sahneye taşımış. Yazarın savını doğru şekilde sahneye taşıyarak savaşa geniş bir yelpazeden bakmamızı sağlamış.  

Özlem Kaya kostüm tasarımda karakterlerin ruh haline ve psikolojisine uygun seçimler yapmış. Oldukça başarılı ve oyuna hizmet eden seçimlerinden dolayı kendisini tebrik ederim. 

Oyundaki en büyük eksiklik dekordu. Beckmann her sahneye geldiğinde savaşın yıkıcılığını görürken dekorda aynı oranda atmosfer aradım. Beckmann’la yaşadığı yeri ve mekanları özdeşleştiremedim. Mekanlar oyun ruhunu genel anlamda vermedi. Kaotik ortam olması gerektiğinden eksikti. Savaşın yıkıcılığını izleyiciye geçiremedi. 

Rejide Ersin Umut Güler’in oyunu tasarlarken önceliği karakterlere verdiğini anlıyoruz. Bu durum atmosfer yaratmadaki başarısını gölgelemiş. Metin savaş psikolojisi üzerinden ilerlerken derinlemesine atmosfere girilmemiş. Sahne daha katmanlı kullanılabilirdi. Savaşın yıkıcılığının fazlaca karakterler üzerinden vermeye çalışmış. Savaşı,  seyirci olarak izlemek istedim ama sadece dinlemiş gibi hissettim. Güler savaşı izlettirebilmek için daha katmanlı, atmosferi yüksek, derinlikli dekor ve anlatımla seyirciye omuz verecek yaklaşım içinde olmalıydı. 

Bu noktada Yolcu Tiyatro halen gündemde yerini koruyan savaş algısını sahneye yansıtarak aslında büyük bir misyonu yerine getirmiş ancak aynı misyonu sahneye aktarmaktaki gücü yeterli olmamış. Açıkçası bunun maddi olduğunu düşünmüyorum. Aynı tiyatro Joko’nun Doğum Günü adlı oyunda çok daha yaratıcı, akılcı ve pratik yaklaşımla inanılmaz bir atmosfer yaratmıştı. Bu ambiyans bizi oyunu içine çeken durumdu. Daha iyi fikirler, çözümler, animasyonlar, kaotik ortam yaratılabilirdi. Nevrotik bir yaklaşımla seyircide o savaşın içerisinde yok olup gidebilirdi. 

Oyunun izleyici ile buluşmasını sağlayan tüm ekibi kutlarım.

Alkışınız bol olsun…