Kritik görüşme öncesi Kıbrıslı siyasetçilerden açıklama

Kıbrıs meselesinin çözümüne dair, 4 yıldır askıya alınan müzakerelerin ardından yeni bir sayfa açması beklenen gayri resmi 5+BM zirve yarın Cenevre'de başlayacak. Konuyla ilgili Kıbrıslı siyasetçiler dikkat çeken açıklamalarda bulundu.

26 Nisan 2021 Pazartesi, 13:36
Kritik görüşme öncesi Kıbrıslı siyasetçilerden açıklama
Abone Ol google-news

Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Dış İlişkiler Sekreteri ve Girne Milletvekili Fikri Toros, 5+BM gayri resmi zirvesine ilişkin "Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararları ve parametreleri değişmediği müddetçe, resmi müzakereler ancak federasyon zemininde devam edebilir." ifadelerini kullandı.

Birleşmiş Milletler öncülüğünde Kıbrıslı taraflar ve garantör ülkeler; Türkiye, Yunanistan ve Birleşik Krallık'ın da katılımıyla düzenlenecek 5+BM formatındaki gayri resmi zirvede bir araya gelecek. KKTC ile Türkiye, gayri resmi zirveye bu kez yeni bir vizyonla, "Egemen eşitliğe ve eşit uluslararası statüye dayalı iki devletli çözüm" önerisiyle katılacak. 

Üç gün sürecek görüşmelerde tarafların, ortak müzakere zemininde buluşup buluşamayacağı ele alınacak. Tahminlere göre, ilk toplantıdan sonuç alınamazsa yeni bir tarih belirlenerek ikinci bir toplantı düzenlenecek.

(Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar)

Independent Türkçe'den Merve Bayrakçı'nın haberine göre, KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, 27-29 Nisan'da Cenevre'de yapılacak gayri resmi zirve öncesinde bugün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ankara'da bir araya gelecek.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Meclisi'nde yer alan 6 partiden 4'ü Kıbrıs meselesinin çözümüne dair "Egemen eşitliğe dayalı iki devletli çözüm" modeline destek veriyor.  Türk tarafının yeni çözüm önerisine ilişkin ise, Birleşmiş Milletler (BM) parametreleri ve BM Güvenlik Konseyi (BMGK) kararlarının engel teşkil edeceği görüşleri, başta ana muhalefet partisi CTP olmak üzere kimi çevrelerce dile getiriliyor. 

Diğer yandan söz konusu BGMK kararlarının bugün gelinen noktada dünyada gelişen konjonktürde artık bir bağlayıcılığı kalmadığı ve bu parametrelerin "Değiştirilebilir" olduğu görüşleri de konuşuluyor.

Kıbrıslı Türk taraflara ve Kıbrıs meselesini yakından takip eden uzmanlara "Birleşmiş Milletler parametreleri; Güvenlik Konseyi kararları, Kıbrıs'ta yeni çözüm önerisini müzakere etmeye engel mi?" diye sorduk.

PROF. DR. IŞIKSAL: BM GENEL SEKRETERİ 'BM PARAMETRELERİ DIŞINDA ÇÖZÜM ÖNERİLERİNİ DE DİNLEYECEĞİNİ' DEKLARE ETTİ

KKTC Cumhurbaşkanı Uluslararası İlişkiler ve Diplomasi Özel Danışmanı Prof. Dr. Hüseyin Işıksal, BM parametrelerinin, yeni çözüm önerisini müzakere etmeye engel oluşturmadığını "BM Genel Sekreteri António Guterres bizzat kendi raporlarında, 'bu sefer farklı olması gerektiğini' ve 'BM parametreleri dışında çözüm önerilerini de dinleyeceğini' hâlihazırda deklare etmiş durumda. Biz de buradan aldığımız destekle, ortak bir zemin bulunması amacıyla 5+BM görüşmesine gideceğiz." sözleriyle ifade etti.

Prof. Dr. Işıksal, Guterres'in, 15 Ekim 2018'de Güvenlik Konseyi'ne sunduğu Kıbrıs raporunda Ada'da "Çözüm için meyve verecek bir başlangıç için yeni fikirlere ihtiyaç duyulabileceğini" kaydetmesine işaret etti. 

"BİRLEŞMİŞ MİLLETLER GÜVENLİK KONSEYİ KARARLARININ HİÇBİR BAĞLAYICILIĞI KALMADI"

KKTC'nin kuruluşunun ilan edilmesinden üç gün sonra; 18 Kasım 1983 tarihinde, BM Güvenlik Konseyi'nin aldığı 541 sayılı kararla, Kıbrıs Cumhuriyeti, Ada'nın tek hakimi olarak kabul ediliyor. 

Birleşmiş Milletler üyesi devletlerce KKTC'nin tanınmasına engel teşkil eden söz konusu karar neticesinde KKTC'nin resmi varlığı, Türkiye dışında hiçbir Birleşmiş Milletler ülkesi tarafından tanınmadı. 

BMGK'nın 11 Mayıs 1984 tarihli 550 sayılı kararıyla ise, Birleşmiş Milletler, Türk askerinin Ada'da bulunmasını, uluslararası herhangi bir anlaşmaya bağlı olmaksızın "işgal" pozisyonunda değerlendiriyor. 

550 sayılı karar, Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetî'nin talebi ve Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı'nın açıklamasından yola çıkarak, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin "Türkiye tarafından işgal altında kalan kısmında" yapılan karşılıklı "büyükelçi atamaları" ve "anayasal referandum" yapılması Kıbrıs'ın bölünmesi için yapılan "ayrılıkçı hareketler" olduğunu kaydediyor.

BGMK'nın ilgili kararları neticesinde Kıbrıs'taki kimi taraflar ise, Birleşmiş Milletler'in ortaya koyduğu parametreler değişmediği müddetçe, resmi görüşmelerin "federal çözüm" dışında bir model ile müzakere edilemeyeceğini savunuyor.

Independent Türkçe'ye açıklamada bulunan Prof. Dr. Işıksal ise, zirvede Türk tarafının masaya getireceği "Egemen eşitliğe ve eşit uluslararası statüye dayalı iki devletli çözüm" modeli ile ilgili, BM parametrelerinin dışına çıkıldığı yorumlarına karşılık, BMGK kararlarının artık hiçbir bağlayıcılığı kalmadığını ifade etti.

(KKTC Cumhurbaşkanı Uluslararası İlişkiler ve Diplomasi Özel Danışmanı Prof. Dr. Hüseyin Işıksal)

"BMGK KARARLARI SADECE KAĞIT ÜZERİNDE SEMBOLİK DURAN KARARLA DÖNMEYE BAŞLADI"

Uluslararası hukuka göre "bağlayıcı" olarak kabul edilen söz konusu kararlara ilişkin Prof. Dr. Işıksal, "BMGK kararları sadece kağıt üzerinde, sembolik duran kararla dönmeye başladı" diye konuştu.

"Artık uluslararası konjonktürde yeni bir işleme mekanizması, bir anlayış gelişti. Bu artık herkesin yavaş yavaş kabul etmeye ya da görmeye başladığı bir şey. BMGK kararlarının hiçbir bağlayıcılığı kalmadı" diyen Işıksal, bu teze dair şunları söyledi:

"Bu hususta yüzlerce örnekten birkaçını verelim. Kudüs ile Filistin ve İsrail'in olmak üzere iki ülkenin başkenti olacak şeklinde BMGK kararları var, buna rağmen İsrail, tek taraflı olarak Kudüs'ü başkent ilan etti ve Trump yönetimi de bunu tanıdı. Ki kaldı ki ABD zaten BMGK üyesi ve kendi kararını çiğnemiş oldu. 

Yine İsrail ile ilgili Golan Tepeleri'nin Suriye toprağı olduğu, İsrail işgali altında olduğuna dair BMGK kararları olmasına rağmen, İsrail Golan Tepeleri'ni kendi toprağı olarak deklare etti, Trump yönetimi bunu da tanıdı ve yine kendisiyle çelişti. Bunlar gibi yüzlerce örnek söz konusu."

KKTC II. CUMHURBAŞKANI TALAT: "İKİ DEVLETLİ ÇÖZÜM MODELİ", BMGK'NIN BÜTÜN KARARLARINA AYKIRI

BM parametrelerinin Türk tarafının yeni çözüm önerisi olan "Egemen eşitliğe dayalı iki devletli çözüm" modeline engel oluşturacağı görüşünü savunanlardan biri de KKTC'nin ikinci Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat. 

BMGK kararlarına vurgu yapan Talat, "Özellikle Türkiye'nin tutumu, 'egemen eşitliğe dayalı iki devlet' çerçevesinde bir çözüm olarak ifade edilecekse, bu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin bütün kararlarına aykırıdır. Bundan dolayı da ben, Birleşmiş Milletler'in boşuna zaman harcayacağını düşünmüyorum" dedi.

(KKTC'nin ikinci Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat)

"BM GENEL SEKRETERİNİN BMGK KARARLARINA AYKIRI BİR TUTUM TAKINMASINI BEKLEMİYORUM"

BM Genel Sekreteri Guterres'in 'BM parametreleri dışında çözüm önerilerini de dinleyeceğine' ilişkin açıklamasına dair ise Talat, şunları söyledi:

Guterres, BM Güvenlik Konseyi'nin genel sekteridir. Kararı veren Güvenlik Konseyi'dir. Genel sekreterin görevi Güvenlik Konseyi'nin isteklerini, talimatlarını yerine getirmektir. O nedenle Sayın Genel Sekreterin Güvenlik Konseyi kararlarına aykırı bir tutum takınmasını ben beklemiyorum.

"ZİRVEDE 'OLMAZ BÖYLE ŞEY' TAVRI TAKINILIRSA, MÜZAKERE YOLU TIKANMIŞ OLUR"

KKTC'nin II. Cumhurbaşkanı Talat'a göre, Cenevre'deki gayri resmi zirveye 'iki devletli çözüm' önerisi ile gidilir ve bu modelin kabul edilemez olduğu yönünde bir sonuç ortaya çıkarsa, bu durum resmi Kıbrıs müzakerelerini doğrudan etkileyecek:

"Zirvede bu öneri için 'olmaz böyle şey' gibi bir tavır takınılırsa, çok uzun yıllar Kıbrıs sorunu ile ilgili yeni bir süreç başlatılamaz. Müzakere yolu tıkanmış olur. Ve bana göre bu durum, zirvenin yapılmamasından daha zararlı olur. Benim tercihim, bu şekilde sonuçlanacağına bu zirve yapılmasın daha iyi."

PROF. DR. ÜNAL: BMGK KARARLARI AŞILAMAZ İSE, KOSOVA'NIN BAĞIMSIZLIĞI KONUSU NASIL AŞILDI?

Türk tarafının 'iki devletli çözüm' önerisinin, resmi müzakerelerin de yolunu tıkayacağı görüşünü ise, uluslararası ilişkiler uzmanı Prof. Dr. Hasan Ünal, "spekülasyon" olarak değerlendirdi.

Prof. Dr. Ünal, bu zirvenin bir şeyin reddi ya da kabulü değil, tarafların tezlerini ortaya koyacağı ve neyi kabul edip, neyi kabul edemeyeceklerini söyleyecekleri gayri resmi bir toplantıdan ibaret olduğunu söyledi.

Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle dünyada yeni devletlerin ortaya çıktığını vurgulayan Prof. Dr. Ünal, "Dünyanın bütün stratejik ve güvenlik yapısı köklü değişimlere uğrarken, 1984 ve 85'te Güvenlik Konseyi'nin aldığı kararların 'değiştirilemez' olduğunu iddia etmek doğru değil" dedi.

"Kıbrıs meselesi, ilk defa 'müzakerelerle çözülsün' diye 1968'de görüşmelerin başlamasından; Soğuk Savaş'ın bitmesine dek geçen sürede 40'a yakın ülke Birleşmiş Milletler üyesi oldu" diyen Prof. Dr. Ünal, sözlerini şöyle sürdürdü:

'Aynı adada birden fazla devlet olur mu' diyorlardı, o da oldu birçok yerde. Kıbrıs'ta birbirine karşı pozisyonlarında kemikleşmiş tezleri savunanlar var. Bunlar dünyadaki değişimi görmeme eğilimindeler. 'Efendim, 1984'te BM Güvenlik Konseyi'nin aldığı kararları aşamayız'; Peki Kosova'nın bağımsızlığı konusu nasıl aşıldı?.. 

"BMGK KARARLARININ, TÜM İNSANLIĞIN İNANDIĞI BİR DİNİN KUTSAL KİTABIYMIŞ GİBİ SÖYLENMESİ GERÇEKÇİ DEĞİL"

BMGK kararlarının tavsiye niteliğinde olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Ünal, "Bu kararların dünyada bütün insanlığın inandığı bir dinin kutsal kitabıymış gibi söylenmesi çok gerçekçi değil" ifadelerini kullandı.

Dünyada ve Doğu Akdeniz'de gelişen konjonktürde yaşanması muhtemel yeni stratejik ortaklıklar olabileceğine işaret eden Prof. Dr. Ünal, "Yarın yeni stratejik bir gruplaşma ortaya çıkabilir, bir anda hiç beklenmedik ülkeler Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni tanır. Yeter ki Türkiye, bu konuda gücünü kullanma kararlılığı içinde olsun" diye konuştu.

"ZATEN 'FEDERASYON İÇİN ÖLÜMÜNE MÜZAKERE' FİKRİ, MÜZAKERENİN RUHUNA AYKIRI BİR TAVIR"

"Kıbrıs Rum kesimi, 'Batı dünyası beni tek devlet olarak tanıyor, bütün Kıbrıs'ın tek hükümeti olarak tanıyor, ben bunu sonuna kadar istismar ederim' diye düşünmekte" ifadelerini kullanan Prof. Dr. Ünal, şöyle devam etti:

"Bir kere Rum tarafının bu hayali bir tarafa bırakması gerekir. Ve bunun böyle olacağı varsayımı ile Kuzey Kıbrıs'taki bazı kesimlerin federasyon ve 'federasyon için ölümüne müzakere' fikrinden vazgeçmesi lazım."

"Zaten 'federasyon için ölümüne müzakere' fikri, müzakerenin ruhuna aykırı bir tavır" şeklinde konuşan Prof. Dr. Ünal, "Siz kaşı tarafın önüne 'Ben ne olursa olsun federasyon istiyorum, seninle birlikte hükümet istiyorum' diyerek çıkarsanız, karşı tarafın size verecekleri doğal olarak çok çok az şeyler olur. Bunlar müzakerenin usulüne, tekniğine de aykırı" dedi ve ekledi:

"Siz sonuçta federasyon bile istiyorsanız, oraya 'Ben katiyen federasyonu kabul etmem' diye oturmanız ve o müzakerelerin her aşamasından kavga ederek ayrılmanız lazım ki sonuçta günün birinde karşı taraf da size şu veya bu şekilde 'Evet, buyurun gelin' demeli."

YRD. DOÇ. ÖZSAĞLAM: ÖNCELİKLE BM'NİN 1983 YILINDA ALDIĞI 541 SAYILI KARARININ DEĞİŞMESİ GEREKİR

Kıbrıs'ta yeni bir çözüm önerisi için BMGK kararlarına işaret eden bir diğer isim ise Kıbrıslı Türk akademisyen ve uluslararası ilişkiler uzmanı Yrd. Doç. Dr. Muhittin Tolga Özsağlam. 

"Türkiye ve Kıbrıs Türk liderliği 'iki devletli çözümü' dillendirerek Cenevre'ye gidiyor. Kıbrıs Rum liderliği böylesi bir yaklaşımı kabul etmeyeceğini son dönemde dillendirdi" diyen Özsağlam, Kıbrıslı Rum lider Anastasiadis'in Crans-Montana'daki tavrının da hala hafızalarda olduğunu vurguladı:

"Ben Rum liderliğinin bu gayri resmi toplantıda diplomatik manevralarla ve çözümcü izlenimi vererek uluslararası toplum nezdinde puan kazanmaya çalışacağını düşünmekteyim."

5+BM gayri resmi zirvesinde, tarafların farklı yaklaşımlarının göze çarptığına dikkat çeken Özsağlam, bunun "çok beklenti içerisine girilecek bir zirve olmadığını" belirterek, "Ancak yıllardır ortaya konan düşüncelerin dışında düşüncelerin de burada tartışılabileceğini-dillendirilebileceğini söylemek mümkün. İki ayrı devlet-gevşek federasyon vs. Bu noktada özellikle FIR hattı, Kıta Sahanlığı konularıyla bağlantı kurulabilir" şeklinde konuştu.

"BM GÜVENLİK KONSEYİ 5 DAİMİ ÜYESİNDEN BU NOKTADA ŞU ANA KADAR BİR YEŞİL IŞIK YAKILMAMIŞTIR"

"BMGK kararları, 'egemen eşitliğe dayalı iki devletli çözüm' modeli için nasıl bir engel oluşturur?" sorumuzu yanıtlayan Özsağlam, "Öncelikle Birleşmiş Milletler'in 1983 yılında aldığı 541 sayılı kararının değişmesi gerekir" ifadelerini kullandı.

"Bu noktada BM Güvenlik Konseyi 5 daimi üyesinden bu noktada şu ana kadar bir yeşil ışık yakılmamıştır" diyen Özsağlam, sözlerine şöyle açıklık getirdi:

"Yani ABD, Fransa, Birleşik Krallık, Rusya Federasyonu ve Çin Halk Cumhuriyeti'nin iki devletlilik konusunda hep birlikte farklı bir karar alınması yönünde yani 541 sayılı kararın kaldırılması yönünde bir karar almaları gerekir. Ancak bugüne kadar daimi üyelerin yaptıkları açıklamalar ve izledikleri politikalar bu modelden oldukça uzak."

SUNDAY EXPRESS: BİRLEŞİK KRALLIK, KUZEY KIBRIS'I BAĞIMSIZ BİR DEVLET OLARAK TANIMAYA HAZIRLANIYOR

Özsağlam'ın da dile getirdiği gibi "İki devletli çözüm" önerisi için evvela BM Güvenlik Konseyi daimi üyelerinin tavrı önemli bir belirleyici olacak.

Bu noktada, bu dosya haberi hazırladıktan kısa süre sonra bir gelişme yaşandı. Birleşik Krallık'ta yayın yapan günlük gazete Sunday Express'e konuşan bir kaynağa göre, Birleşik Krallık (BK), Kuzey Kıbrıs'ı bağımsız bir devlet olarak "resmen" tanımaya hazırlanıyor.

BK hükümetinin merkezi olan Whitehall'a yakın kaynaklar, Cenevre görüşmelerinde uzlaşma sağlanamazsa BK hükümetinin, Türk egemenliğindeki Kuzey Kıbrıs'ı bağımsız bir ülke olarak resmen tanıma yolunda adım atarak KKTC'ye doğrudan uçuşları başlatacak.

Buna göre, Boris Johnson hükümeti görüşmelerde önereceği iki devletli çözüm planı kabul edilmezse KKTC ile diplomatik ilişkileri başlatmaya hazırlanıyor.

Eski BK Dışişleri Bakanı Jack Straw, 24 Mart Çarşamba günü katıldığı "Kıbrıs'ın Geleceği" adlı online seminerde "Britanya hükümetinin KKTC'yi tanıma yolunda bir adım atarak doğrudan uçuşları başlatabileceğini" ifade etti.

Avrupa Birliği'nin (AB) bölünmüş bir Kıbrıs'ı tek bir ülke gibi kabul etmesinin hata olduğunu söyleyen Straw, Britanya hükümetinin 'iki devletli çözüm' için çalışmalar yapması gerektiğini belirtti.

Kendi bakanlığı döneminde BK'dan KKTC'ye doğrudan uçuşların açılmasına çok yaklaştıklarını ve bunun planlamasını dahi yaptıklarını anımsatan Straw, "KKTC'ye doğrudan uçuşların olması çok önemli çünkü normalleşmenin bir parçası" diye konuştu.

"BİR ÇÖZÜM HALİNDE EKONOMİK BAKIMDAN KAZANÇLARI OLABİLİR"

Ayrıca "Türk tarafı ile bir çözüm dahilinde anlaşma sağlanması durumunda Güney Kıbrıs ve Yunanistan'ın kazanımları ne yönde olacaktır?" sorumuzu ise Özsağlam, şöyle yanıtladı:

"Yunanistan ve Güney Kıbrıs'ın bir çözüm halinde en önemli kazançları ekonomik bakımdan Türkiyeli turistler olabilir, bununla birlikte askeri harcamalarını azaltabilirler yine ekonomik bakımdan kazançları olabilir. Güney Kıbrıs'ın bugün silahlanmaya yaptığı harcamalar Kıbrıslı Türkler karşısında çok fazla ancak Türkiye karşısında kifayetsiz, tam anlamıyla boş yere harcanan paralar..."

"ADA'DA TEK TANINAN DEVLETİN KIBRIS CUMHURİYETİ OLDUĞU DA HATIRLANMALIDIR"

Başta da ifade ettiğimiz gibi, Kıbrıs'ta tek çözüm modelinin "iki bölgeli, iki toplumlu ve siyasi eşitliğe dayalı federasyon" modelini olduğunu savunan ana muhalefet partisi Cumhuriyetçi Türk Partisi de, "egemen eşitliğe dayalı iki devletli çözümün" BM parametreleri sebebiyle kabul edilemez olduğunu belirtiyor.

Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) adına Independent Türkçe'ye açıklamada bulunan CTP Dış İlişkiler Sekreteri Fikri Toros, "1984 yılı başında BM Güvenlik Konseyinin aldığı 550 sayılı karar geçerli olduğu müddetçe KKTC'nin tanınması olası olmadığı gibi, Ada'da tek tanınan devletin Kıbrıs Cumhuriyeti olduğu da hatırlanmalıdır" dedi.

(Cumhuriyetçi Türk Partisi Dış İlişkiler Sekreteri ve Girne Milletvekili Fikri Toros)

"ORTAK HAK VE YETKİLERİNİ ORTADAN KALDIRACAKTIR"

Toros, "İlgili tüm Güvenlik Konseyi kararlarında belirtildiği üzere, federasyon modelinde tek egemenlik, tek uluslararası temsiliyet ve tek vatandaşlık vardır. Bu unsurlar, BM kararlarının yanı sıra uluslararası insan hakları konvansiyonları, AB mevzuatı ve 1977 ile 1979 doruk anlaşmalarıyla da uyumlu ve tutarlıdır" ifadelerini kullandı.

İlkesel olarak, toprak bütünlüğünü ve birliği vurgulayan federasyonun, yönetim ve güç paylaşımını güçlendirdiğini belirten Toros, "Her seviyenin yetkilerini ve işlevlerini düzenleyen bir federal anayasayı, bir merkezi ve bir ülkeyi tarif eder" dedi ve sözlerine şunları ekledi: 

"BM kararları bağlamında federasyon dört temel özelliğe sahiptir:

(a) federal anayasanın üstünlüğü;

(b) anayasa tarafından düzenlenen federal ve kurucu devlet hükümetleri arasında yetki dağılımı;

(c) federal hükümet ile kurucu devlet hükümetlerinin kendi aralarında koordinasyon sağlayabilmesi;

(d) federal hükümet ve kurucu devlet hükümetleri arasındaki ihtilaf durumlarında hüküm vermenin ve Anayasanın genel yorumunun nihai olarak federal yargıya ait olması. 

Tüm bunlar, Kıbrıslı Toplumların eşitliğini güven altına alan unsurlardır. 'İki devletli çözüm' modeli her iki tarafın var olan ortak hak ve yetkilerini ortadan kaldıracaktır."

"KIBRISLI TÜRKLER, AB'YE ÜYE OLAMAYACAKLAR"

"Egemen eşitliğe dayalı iki devletli çözüm" önerisinin mevcut koşullarda öngörülebilir olmadığını söyleyen CTP'li Toros, "Böyle bir önerinin kabul edilmesi halinde, Kıbrıslı Türklerin Ada geneli üzerindeki toprak ve egemenlik haklarından vazgeçmeleri halinde bahse konu haklar sadece Kuzey'deki toprak ile sınırlı olacaklar" dedi.

"Kıbrıslı Türkler, Kıbrıs Cumhuriyeti ve AB vatandaşlığından çıkacak ve AB'ye üye olamayacaklar" diyen Toros, şöyle devam etti:

"Dahası, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin de üyesi olduğu Avrupa Konseyi'nin onayına tabi olan adaylık başvurusu ve EFTA gibi serbest ticaret anlaşmaları da yapamayacaklar. Benzer nedenlerden dolayı, Euro bölgesine de giremeyecekler."

Ayrıca Toros, "Kıbrıslı Türkler, Ada'nın Güney sularında keşfedilen doğalgaz kaynakları üzerinde sahip oldukları yasal haklardan vazgeçmiş olacaklar. Sorunlu ve bölünmüş ülkelerde elde edilmesi zor olan kalıcı barış, güvenlik, istikrar ve gerçek demokrasinin tecelli edebilmesi birleşmekte yatar. Bu da, siyasi eşitliğe dayalı bir federasyon çatısı altında olabilir" dedi.

"Sonuç olarak, 'iki devletli çözüm' Kıbrıslı Türklerin tanınma ihtiyacını karşılamakla sınırlı kalır" diyen Toros, son olarak şunları söyledi:

Kıbrıslı Rumlar ise Kıbrıs Cumhuriyeti'ni resmen tekellerine geçirmiş olacaklar ve AB içerisinde Kıbrıs devleti bir Rum devleti olarak yer almaya devam edecektir. Kıbrıs'ın 'Münhasır Ekonomik Bölgesi' içerisindeki zenginlikleri de Kıbrıslı Türklerle paylaşmak durumunda kalmayacaklar.

Yarın başlayacak 5+BM zirvesinde tarafların ortak müzakere zemininde buluşup buluşmayacağı karara bağlanacak.

Sunday Express'in bir kaynağa dayandırarak verdiği habere göre, bu görüşmelerden bir sonuç alınamazsa Birleşik Krallık, KKTC'yi tanımaya hazırlanıyor.

Henüz resmi bir kaynak tarafından doğrulanmayan iddiaların gerçekleşmesi halinde Kıbrıs meselesinin çözümünde yeni bir sayfa açılması bekleniyor.