Küresel resesyon riski arttı

Önlem alınmazsa dünya yeni bir finansal krize girebilir. IMF küresel büyümenin yüzde 2’nin altına düşmesi halinde ‘küresel resesyon’ olacağını vurguluyor.

09 Ekim 2015 Cuma, 19:00
Abone Ol google-news

Uluslararası Para Fonu (IMF) Başkanı Christine Lagarde son günlerde yaptığı konuşmalarda “çok hızla değişmekte olan, belirsizliklerle dolu” bir dünyada yaşamakta olduğumuzu vurguluyor.

Gerçekten de, IMF gibi bir kuruluşun bile önünü göremeden tahmin yapmak zorunda kaldığı, her an krize dönüşebilecek sorunların çoğaldığı bir dünyada yaşıyoruz. Bu dünyada IMF’nin de bir yandan büyüyen risklere değinerek uyarı görevini yapması, diğer yandan insanların ve piyasaların telaşa kapılmasına yol açacak şeyler söylememesi gerekiyor.

IMF bu hafta bu anlayışa uygun davranarak, dünya ekonomisinin ciddi sorunlarla hatta bir duraklama tehdidiyle karşı karşıya bulunduğunu itiraf etmek sonunda kaldı. Dünya ekonomisinde büyümenin yüzde 2’nin altına düşmesi halinde bunun “küresel resesyon” diye tanımlanabileceğini IMF de kabul ediyor.

IMF Finansal İstikrar bölümünün başkanı olan Jose Vinals bu hafta Financial Times gazetesine yaptığı açıklamada, “gerekli önlemlerin acilen alınmaması halinde dünyanın yeni bir finansal krize, hatta küresel resesyona sürüklenmesi tehlikesiyle karşı karşıya kalabiliriz” derken dünya ekonomisinde ciddi bir yavaşlama yaşanabileceğini ifade ediyordu.

5 yıldır düşüyor

Şu anda dünya ekonomisinde “risk” ve “sorun” denince akla hemen Yükselen Pazar ülkeleri geliyor. IMF’nin Finansal İstikrar raporunda da, başta Çin olmak üzere Yükselen Pazar ekonomilerinin sorunlarına değiniliyor.

Bu ülkelerin beş yıldır düşmekte olan büyüme hızlarının düşmeye devam etmesi halinde gelişmiş ülkelerin de bundan olumsuz etkilenebileceği belirtiliyor. IMF’nin raporunda, Yükselen Pazar ülkeleri şirketlerinin, 2008 krizi sonrasındaki küresel likidite bolluğundan yararlanarak yaptığı aşırı borçlanmanın 3 trilyon doları bulduğu ve bu aşırı borçlanmanın ciddi sorunlara yol açabileceği vurgulanıyor.

Gelişmiş ülkelerin çıkmazı

IMF tahminleri 2014’te ancak yüzde 1.8 büyüyebilen gelişmiş ülke ekonomilerinin 2015’te yüzde 2.0, 2016’da da yüzde 2.2 büyümesini öngörüyor. ABD’deki büyümenin 2015’te yüzde 2.6’yı, 2016’da yüzde 2.8’i bulması; Avro alanı ekonomilerinin ise 2015’te yüzde 1.5, 2016’da yüzde 1.6 büyümesi bekleniyor. İddialı atılım planları uygulayan Japonya’nın da 2015’te yüzde 0.6, 2016’da yüzde 1.0 büyüyeceği tahmin ediliyor.

Bu verilere bakıp “hiç yoktan iyi” denebilir belki ama 2008 krizini aşmak için yaratılan muazzam likiditeye ve sıfır faizlere karşın gelişmiş ülke ekonomilerinin, özellikle de Avrupa ve Japonya’nın bu kadar yavaş büyümesi, ABD eski Hazine Bakanı Lawrence Summers’ın uzun vadeli durgunluk (secular stagnation) tezini akla getiriyor. Summers, 8 Ekim tarihli Financial Times’da yayımlanan yazısında küresel boyutta genişlemeci maliye politikaları uygulanmaması halinde dünya ekonomisinin çıkmaza gireceğini ileri sürüyor.

Türkiye’nin riski

Dünya ekonomisinde risklerin ve belirsizliklerin arttığı bir dönemde Türkiye de riski yükselen ülkeler arasında yer alıyor. IMF’ye göre kısa vadeli dış kaynağa aşırı bağımlı oldukları için riskleri büyüyen ülkeler arasında Türkiye, Güney Afrika ve Malezya öne çıkıyor. Aşırı borçlanmada en hızlı davranan ve riskini en çok artıranlar da Çin ve Türk şirketleri. Türkiye, siyasi istikrarın bozulduğu ülkeler arasında da adı en çok anılan ülkelerden biri.

IMF’nin iyimser sayılan tahminlerinde de Türkiye, Yükselen Pazar ülkelerinden olumsuz yönde ayrışıyor. 2015’te yüzde 4 büyümesi beklenen Yükselen Pazar ülkelerinin 2016’da yüzde 4.5 büyüyeceğini tahmin eden IMF’nin Türkiye için büyüme tahmini ise 2015’te yüzde 3 iken 2016’da yüzde 2.9’a düşürüyor.

Tüm bu göstergeler ve dünya ekonomisinin kaygı verici tablosu Türkiye’yi zor günlerin beklediğini düşündürüyor. Kişi başına gelirini 2008’de 10 bin dolara çıkarttıktan sonra patinaj yapmaya başlayan ve şimdi 10 bin doların altını görme noktasına gelen Türkiye’nin, bu kısır döngüyü kırmak için, dünyadaki gelişmeleri doğru değerlendiren farklı bir anlayışla yönetilmesi gerekiyor.

Yükselen Pazar şirketlerinin borç balonu korkutuyor

Yükselen Pazar ülkeleri yıllar sonra şimdi bir kez daha sorunlarıyla dünyanın gündeminde. 20. yüzyılın son çeyreğinde daha çok sorunlarıyla anılan Yükselen Pazar ülkeleri 2002’den itibaren küresel kapitalizmin gözdesi haline geldi, bu ülkelere sermaye akışı hızla arttı ve şaşırtıcı büyüme hızlarına erişen Yükselen Pazar ülkelerinin ortalama büyüme hızı 2007 yılında yüzde 8.6 oldu. Bir yandan bu çarpıcı büyüme tablosu, diğer yandan 2008 krizinin gelişmiş ülkelerde yarattığı panik, Yükselen Pazar ülkelerine dış kaynak akışının 2009’dan sonra da sürmesine yol açtı. ABD Merkez Bankası (Fed) likiditeyi artırıp faizleri sıfıra yaklaştırınca Yükselen Pazar ülkeleri ve şirketleri düşük faizlerle ve büyük miktarlarda borçlanma olanağını elde etti. Bunun da etkisiyle Türkiye gibi Yükselen Pazar ülkeleri 2010 ve 2011’de de yüksek büyüme hızlarına erişti. Bu gelişmeler sonucunda başta Çin olmak üzere Yükselen Pazar ülkelerinin dünya ekonomisindeki payı, satın alma gücü paritesine göre yapılan hesapla, yüzde 50’nin üzerine çıktı ve kriz sonrasında dünya ekonomisindeki büyümenin yüzde 80’ini bu ülkeler sağladı.

Şimdi gelinen noktada ise Çin’de ve diğer Yükselen Pazar ülkelerinde yaşanan olumsuz gelişmeler bütün dünyayı etkiliyor. Finans dünyasını tedirgin etmeye başlayan sorun da Yükselen Pazar şirketlerinin son yıllarda aşırı borçlanmış olmalarından kaynaklanıyor. IMF’nin verilerine göre 2004’te toplam borcu 4 trilyon dolar olan Yükselen Pazar şirketlerinin borcu 2014’te 18 trilyon dolara tırmanmış bulunuyor. Uluslararası Finans Enstitüsü (IIF) ise Yükselen Pazar şirketlerinin borçlanmasının son on yılda beşe katlanarak 2015’te 23.7 trilyon dolara tırmandığını ileri sürüyor.

Öte yandan gene IIF’ye göre, Yükselen Pazar ülkelerine yönelik dış sermaye hareketleri 1988’den beri ilk kez 2015’te eksi bakiye verecek ve bu ülkelerden net sermaye çıkışı olacak.