Modanın dişi şeytanı

Anna Wintour, Amerikan modasının etkili ismi. Hiçbir defile o gelmeden başlamıyor. O isimlerinden bahsetmedikçe tasarımcılar başarılı olamıyor. Kimi zaman bazı akımlar bile onun tarafından yaratılıyor. Ancak soğuk görünümüne, kötü ününe karşın 1988'den beri Vogue onun sayesinde dünyanın en iyi moda dergilerinden biri.

13 Eylül 2009 Pazar, 11:39
Abone Ol google-news

Modanın en güçlü kadını. Nitekim Forbes da onu 2009’un en güçlü moda editörü seçti. Kendisinin de bu inanışı değiştirmek gibi bir iddiası yok. Anna Wintour.. İsmin kendisi bile kimi zaman bazı insanların içine korku salmaya yetiyor. Sinemaya da aktarılan Şeytan Prada Giyer kitabının ilham kaynağı Anna Wintour, yeni yetenekler keşfetmek konusunda da kendini kanıtlamış bir isim. Mayıs ayında verdiği bir röportajda “Emekli olacağınız söyleniyor” sorusuna “Asla” diye yanıt veren Wintour’un tahtı şu sıralar tehlikede. Modanın yeni kraliçesinin Fransa Vogue’un başındaki Carine Roitfeld olacağı söylentileri ayyuka çıkmış durumda.

Ve şimdi Vogue dergisininin en önemli ayı olarak bilinen eylül sayısının çalışma süreciyle birlikte Wintour’un çalışma alışkanlıklarını irdeleyen bir belgesel var: September Issue. Prömiyerini Sundace Film Festivali’nde yapan ve geçen hafta Amerika’da vizyona giren belgesel, Wintour’un tasarımcılardan üreticilere, mağazalardan tüketicilere kadar uzanan gücünü anlatıyor.

1949’da Londra’da doğan Anna Wintour, 1988 yılından beri Vogue’da. Evening Standard gazetesinin editörü olan babasının izinden giden Anna Wintour, henüz çocukken babasıyla gazeteye gidip, sayfaları görmek istermiş. 15 yaşında ilk işi Biba adlı bir butikte çalışmak olmuş. North London Collegiate School’u mezun olmadan bırakan Wintour, hayallerinin peşinden gitmeyi başaran bir isim. 1970 yılında İngiltere’de moda dergilerinde çalışmaya başlayan Wintour, 1986 yılında Harper’s Bazaar ve İngiltere Vogue’un editörü olmuştu bile. İki yıl içinde iki derginin de tirajını ve kalitesini yükseltmişti... Bu başarı onu Amerika yayınına transfer ederken moda endüstrisinin ikonu olmasının da yolunu açmıştı. Wintour, işe başlar başlamaz Vogue’un çizgisini değiştirdi ve derginin kapağına ünlü yüzleri taşıma alışkanlığını başlattı. Babasına, “Dışarıda yeni bir kadın var. İş ve parayla ilgileniyor. Artık daha fazla alışverişe vakti yok. Ne nerede bulunur bilmek istiyor” diyordu. Bu inandığı kadını da dergiye taşıyordu..

Wintour, hayırseverliği ile de tanınıyor. New York’taki Metropolitan Museum of Art’tın yönetiminde yer alan Wintour, müzenin kostüm enstitüsü için 50 milyon dolar kazandıran kampanyaya imza attı. Amerikan Moda Tasarımcıları Konseyi’nde, her yıl yükselen iki tasarımcıyı desteklemek ve burs kazandırmak için çalışıyor. 1990’dan beri AIDS’le mücadele için 10 milyon dolar kazandıran kampanyaların destekçisi. Geçen yıl Kâbil’de güzellik salonları açılması için çalışan Wintour, 11 Eylül’den sonra da alışverişe teşvik için indirim kampanyasına önayak olmuştu.

Özel hayatındaki disipliniyle de dikkat çekiyor Wintour. Güne her sabah 06.00’da başlıyor. Tenis oynadıktan sonra saçını ve makyajını yaptırıyor. Vogue’daki ofisine 8.00’den geç gitmiyor. Partilerde en fazla 20 dakika kalıyor. Her akşam 22.15’te uyuyor. 20 yıldır değişmeyen saç kesimi ve gözünden hiç çıkarmadığı güneş gözlükleri ise onun kalkanı. Maaşı yılda 2 milyon dolar olarak biliniyor. Buna ek olarak şoförlü bir Mercedes S serisi, 200 bin dolarlık bir alışveriş izni, Avrupa defileleri için kendisini hazırda bekleyen Coco Chanel süiti ve Paris Hotel Ritz de var.

PETA ondan nefret ediyor

PETA, onca kampanyaya karşın hâlâ Vogue sayfalarında kürk kullanmasından dolayı Wintour’a bir hayli kızgın. 2005 Ekim’de Paris’te Chloé’nin defilesine girmeden önce tofulu bir turtanın hedefi de olmuştu. Wintour’un bir fotoğrafının üstüne ‘Kürkü güzel hayvanlar ve çirkin insanlar giyer’ yazan bir afiş hazırlanmıştı. Bir başkasında ise Anna Wintour elinde Morgue adlı bir dergi tutuyordu, derginin kapağında ise ‘Eski kunduzumu ne yaptım-Anna Wintour yazıyor’ başlıklı bir haber anonsu vardı. Wintour’un elitistliği de eleştirilen özellikleri arasında. ‘Kendi standartları’nda olmayan ünlüleri kapağa çıkarmamakta direnen Wintour, Oprah Winfrey’e kilo vermezse, Hillary Clinton’a da deniz mavisi takımını giymekten vazgeçmezse Vogue kapağına çıkamayacaklarını belirtmişti. Bunlarla birlikte obezlerin düşmanlığını da kazanmış durumda. Vogue’un editörlerinden André Leon Talley, Oprah Winfrey’e “Vogue kızlarının çoğu ince, oldukça ince, çünkü Anna şişman insanları sevmiyor” diyordu. l