Normalin anormalle sınavı

Normalin tanımının ne olduğu konusunda felsefeye, tıbba, istatistiksel verilere baş vurduğumuzda da doyurucu bir yanıt alamıyoruz.

27 Mart 2021 Cumartesi, 15:58
Normalin anormalle sınavı
Abone Ol google-news

Alper Hasanoğlu, Cumhuriyet Cumartesi eki için yazdı.

Ali Püsküllüoğlu’nun Türkçe sözlüğüne baktığınızda, normal kelimesinin normlara uyan anlamına geldiğini görürsünüz. Peki anormal nedir? Aynı sözlüğe göre o da normlara uymayandır. Hiç zahmet etmeyin, yabancı sözlükler de aynı şekilde tanımlıyor bu iki sözcüğü. Bu totoloji karşısında eli ayağı bağlanıyor insanın. Bir sözcük diğerinin olumsuzu olarak tanımlandığında gerçek bir tanımdan yoksun kalmış oluyorsunuz.

Normalin tanımının ne olduğu konusunda felsefeye, tıbba, istatistiksel verilere baş vurduğumuzda da doyurucu bir yanıt alamıyoruz. O halde çekinmeden şu soruyu sorabiliriz: Normalin tanımında psikiyatrinin rolü ne olabilir, dahası psikiyatri normali tanımlama hakkına sahip midir? Psikiyatri kendine tıbbın içinde sağlam bir yer edinme çabası ile, asıl görevi olan insanı anlamaya çalışmaktan yavaş yavaş vazgeçip onu tanımlamaya ve tanılamaya girişti. Bunun için de çeşitli normlara ihtiyaç duydu. Bu çaba içinde zamanla psikiyatrinin kutsal kitabı haline gelen ‘Ruhsal Bozuklukların Tanı ve İstatistik El Kitabı’ ortaya çıktı ve gündelik hayatımıza, yaşantılarımıza ciddi etkide bulunmaya başladı. Yalnızca bireysel değil toplumsal bir önemi de olmaya başladı. Kim hasta, kim sağlıklı, kim tedaviye ihtiyaç duyuyor, dolayısıyla kim malulen emekli olacak, kim çalışmaya devam edecek karar verebilir hale geldi bu kutsal kitap. Kim herhangi bir mesleğe uygundur, kim bir çocuk evlat edinebilir, kim bir uçağı uçurabilir? Birini öldüren kişi katil midir, yoksa tedavi edilmesi gereken bir hasta mıdır? Her şey ondan sorulur oldu.

Psikiyatrinin temelini oluşturması arzulanan sinirbilimsel çalışmalar beynin nasıl çalıştığı ile ilgili bize olağanüstü bilgiler verdi, vermeye devam ediyor. Ama bu çalışmalar sonucunda henüz ne tanı ne de tedavi anlamında yeni bir yaklaşım ortaya çıkmış değil.

Çizen: Özge Ekmekçioğlu.

Oysa psikiyatrik tanı sayısı gün geçtikçe artıyor ve bu ‘tanı enflasyonu’ da halkın önemli bir kısmının psikiyatrik ilâç kullanmasına neden oluyor. İnsanların bu kadar çok ilâç kullanıyor olmalarının en önemli nedeni tanıların net olmaması ve tanı sayısının giderek artıyor oluşudur.

Üstelik bu duruma bir de şu eklenmektedir; psikiyatri ilâçlarının büyük bir kısmı psikiyatr olmayan hekimler tarafından yazılmakta, nasıl kullanıldığı kontrol edilmemekte, hastalar ilâçlarıyla baş başa bırakılıp ilâç bağımlısı bireyler yaratılmaktadır.

Bu kadar çok ilâç yazılıyor da, hastalar tedavi mi oluyor sanıyorsunuz? İlâç tedavisine mutlaka ihtiyacı olan ağır depresif hastaların üçte ikisi tedaviye ulaşabilir durumda değildir. Sayısız şizofreni hastası suçlu ilan edilip hapishanelere düşmektedir.

Artık normallerin rahat bırakılmasının zamanı geldi. Gündelik korkuları, her türlü can sıkıntısını, sıradan unutkanlıkları, kötü beslenme alışkanlıklarını hastalık olarak tanımlamaktan vaz geçmek zorundadır psikiyatri. Çünkü ne kadar çok insan normal olmaktan uzaklaşırsa, o kadar çok gerçek hasta tedavi olanağından mahrum kalmaktadır.

Bir partiye gittiğimde harika mezelerle dolu büfede karnımı tıka basa doyurmam tıkınırcasına yeme bozukluğu olarak, yüzleri ve isimleri unutmaya başlamam da hafif nörokognitif bozukluk olarak tanılanabilir. Beni terkeden sevgilimin ardından iki aydır kendimi toparlayamam major depresyon, ülkenin gidişatından dolayı duyduğum kaygı endişe ve üzüntü de uyum bozukluğu kategorisine girebilir. Aynı anda birçok şeyi yapmakla ilgili coşkum, bir maili yanıtlarken, laptop’un yanındaki bilimsel makaleye dalıp gitmem de erişkin hiperaktivite ve dikkat eksikliği bozukluğu olarak tanılanabilir. Gördünüz mü, bir anda nur topu gibi dört tanım oldu.

Burada göstermeye çalıştığım şey, psikiyatrik hastalıkların hastalık olmadığı değil. Aksine psikiyatrik hastalıkların çok ciddiye alınması ve hastaların uygun tedaviye ulaşabilmesi için aşırı gayret sarfetmemiz gerektiğini düşünüyorum. Ama iyice muğlaklaşmaya başlamış tanı kriterleri ve maruz kaldığımız ‘tanı enflasyonu’ normalin sınırlarını iyice daraltarak bunun mümkün olmasını engellemektedir.

İnsanın ihmal edilmesinin önüne geçilmesini önlemenin tek yolu psikiyatrinin tekrar felsefeyi anımsamasıdır. Bunun adı da klinik felsefedir.