"Öcalan'ı dikkate almalıyız"

DTP Genel Başkanı Ahmet Türk, Kürt açılımı konusunda Abdullah Öcalan'ın sürece dahil edilmesi gerektiğini söyledi. Türk, Öcalan'ın yarın yapacağı açıklamayla ilgili olarak da "Açıklamanın içeriğini bilmiyorum. İnanıyorum ki onun bu projesi, barışçıl bir sürecin gelişmesine katkı sunsun'' ifadesini kullandı.

14 Ağustos 2009 Cuma, 11:08
Abone Ol google-news

DTP Genel Başkanı Ahmet Türk, Kürt açılımı konusunda yapılan çalışmaları konusunda sorularını yanıtladı.

"Öcalan sürece dahil edilmeli"

DTP Genel Başkanı Türk, ''Terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan'ın sürece dahil edilmesini istiyor musunuz? '' sorusuna ise şu yanıtı verdi:

''Taraflardan biri midir, biridir. PKK üzerinde önemli bir etkinliği var mı, var. Toplum tarafından önemsenen bir isim midir, isimdir. O zaman sürecin gerçekten demokratik, barışçıl bir sürece, çözüm sürecine evrilmesi konusunda etkili olan herkesin hassasiyetini, söylediklerini dikkate almamız gerekiyor. Sonuçta elinde silahı tutan PKK'dır. PKK'yı en fazla etkileyecek olan o. Siyasetin de başıdır. Öncüsüdür. O zaman onun söylemlerinin, bu sürecin barışçıl bir sürece evrilmesine etkili olacağını düşünüyorsak, onun söylediklerini de önemsememiz gerekiyor, dikkate almamız gerekiyor.''

''Siz terör örgütü elebaşı Öcalan ile diyalog kurulmasından yana mısınız?'' sorusu üzerine de Türk, ''Dünyada bunun formülleri var. Bunları uzun uzun tartışıp süreci tıkamaya gerek yok. Önemli, etkili olduğunun görülmesi gerekiyor. Türkiye'de bu sorunlarla ilgili olan insanlar, birilerinin toplum üzerinde etkisi varsa, siyasi üzerinde etkisi ve rolü varsa, söylediklerinin önemli olduğunu görmek gerekir'' diye konuştu.

 

Öcalan'ın yapacağı açıklama

''Yarın terör örgütü ele başı Abdullah Öcalan'ın sürece ilişkin öneride bulunacağı'' yönündeki haberlerin hatırlatılması üzerine Türk, 30 yıl önce Kürtlerin silah kullanmaya mecbur bırakıldığını iddia etti. Türk, şunları söyledi:

''Bugün farklı bir Türkiye'deyiz. Artık demokratik siyasetle, tartışmayla, diyalogla sorunları gündeme getirebiliyoruz. 15 Ağustos'ta başlayan silahlı mücadelenin artık bu süreçte, barışçıl demokratik bir sürecin kapısının aralanması için bir gün olmasını diliyorum. 15 Ağustos'ta Öcalan'ın yapacağı açıklamanın, bu sürece bir katkı sunacağı inancını taşıyorum. Açıklamanın içeriğini bilmiyorum. İnanıyorum ki onun bu projesi, barışçıl bir sürecin gelişmesine katkı sunsun.''

''Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) bu süreçteki tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz?''

sorusuna da Türk,

''TSK'nın bu gelişmeleri dikkatle izlediğini, toplumsal bir uzlaşı olması konusunda bir fırsatın yaratılmasında sessizce beklediğini düşünüyorum''

karşılığını verdi.

 

"Atalay'a düşüncelerimizi aktardık"

AKPGenel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay ile yaptığı görüşmelerde sorunun çözümü konusundaki düşüncelerini muhataplarına anlattıklarını söyledi.

Erdoğan ve Atalay'a, değişim, dönüşüm ve sorunun çözümünün kaçınılmaz olduğunu dile getirdiklerini vurgulayan Türk, ''72 milyonun hassasiyetleri gözönünde bulundurularak bir çözüme gidilmeli'' dedi.

Türk, İçişleri Bakanı Atalay başkanlığında bir çalışma yapıldığını, bu çalışmanın içeriğinin paylaşılması konusunda herkeste bir çaba olduğunu ifade ederek, ''30 yıldan beri silahlı sürecin yaşadığı bir Türkiye'deyiz. Eğer bu konuda, etkili rol alması gereken insanları hiç yokmuş gibi davranarak veya onların düşüncelerini önemsemeyecek bir yaklaşım biçimini sergilemek, sıkıntıların doğmasına neden olacak. Ben burada hem TSK'yı hem de PKK'yı kastediyorum. Bu işin öncülüğünü yapacak olan siyasi iradedir. Açılımı yapacak olan siyasi iradedir. Ama tüm düşüncelerin dikkate alınması gerektiğine inanıyorum'' diye konuştu.

''Atalay, size somut bir öneri getirdi mi?'' sorusuna Türk, şu karşılığı verdi: ''Somut bir öneri getirmedi. Şu anda bir sürecin başlangıcındayız. Tartışma dönemi gelişecek. Kısa, orta ve uzun vadede neler yapılması konusunda bir sürecin başlayacağına inancındayım. O dönemde düşüncelerimizi ortaya koyacağız. Ama şu andaki çalışmalar, o aşamada değil. Kesin projeyle gelmek, kamuoyunda sıkıntı yaratırdı. O nedenle araştırma ve yoklama dönemi, tartışma döneminden sonra bazı şeyleri olgunlaştırmak mümkün.''

Bazı kesimlerin, demokratik açılım sonucunda, Türkiye'nin bölünebileceği yönündeki eleştirilerin hatırlatılması üzerine Türk, şunları söyledi:

''Bizim amacımız Türkiye'yi çözmek değil, sorunu çözmektir. Halkların sevgiyle kucaklaşmalarını sağlamaktır. Çünkü biz etnik milliyetçiliğin ne kadar tehlikeli olduğunu bilen insanlarız. Siyasi ve demokrasi kültürümüz, birlikte yaşamayı esas alan, paylaşmayı esas alan bir anlayıştadır. Biz halkların kardeşliğini, halkların birlikteliğini esas alıyoruz. Bu halkların, kendilerini özgürce ifade edebilecek bir ortama kavuşması konusunda çaba sarf ediyoruz. Bizim için sınırlar heyecan verici değil. Bin yıldır birlikte yaşamış iki halkı birbirinden ayrıştırmanın ne Türk'ün ne de Kürt'ün yararınadır. İkisinin de zararınadır. Ortadoğu'da etnik ve mezhepsel çatışmaların, ne kadar zararlı olduğunu da görüyoruz. Türkiye'de bin yıl birlikte yaşamış iki halkı birbirinden ayrıştırmak, görmek istediğimiz demokratik bir Ortadoğu'yu da baltalar. O halkların, bu hedeflere ulaşmasını baltalamış oluruz.''

DTP Genel Başkan Yardımcısı Emine Ayna'nın, CHP ve MHP'ye yönelik, ''AKP'nin oyununa gelmeyin'' sözlerinin hatırlatılması üzerine Türk, yapılacak değişiklikler belli olmadan bu tür ifadeleri doğru bulmadığını söyledi.

Türk, ''Dereyi geçmeden paçaları sıvamak çok doğru değil. Hele o dereyi geçelim, ondan sonra değerlendirme yaparız'' dedi. Türk, hassas bir konuyu aceleci bir mantıkla yorumlamanın doğru olmadığını vurgulayarak, şunları kaydetti:

''Bunu sadece Emine Hanım için söylemiyorum. 40 bin insanın yaşamını yitirdiği, annelerin acılar çektiği bir süreç... Bu süreç için hesap yapmayı, aceleci davranmayı, bunu magazinleştirmeyi doğru bulmuyorum. Sürecin şimdiden başarısız olacağı yönündeki bir belirlemeyi, tartışmanın önünü kesmeye yönelik bir anlayış olarak değerlendiriyorum. Ben bunu Ayna için söylemiyorum, CHP ve MHP'nin tavrı için söylüyorum. Yıllardan beri barış ve demokrasi talebi ile yola çıktık. Bugün bir şeyler söyleniyorsa, bunu ciddiyetle ve sabırla beklememiz, sonuçları görmemiz lazım. Bu sonuçlar üzerinden tartışmamız gerekir.''

 

"Sorunun bugüne kadar köklü bir biçimde ele alınmadı"

Türk, Türkiye'de 30 yıldır süren sorunun bugüne kadar köklü bir biçimde ele alınmadığını ileri sürdü. Bugün artık nedenlerin tartışıldığı, çözüm için nelerin yapılması gerektiği konusunda bir duyarlılık oluştuğunu vurgulayan Türk, ''30 yıldan beri silah kullanarak veya çatışmayla bu sorunun çözülmeyeceğinin hem bir kesim siyasiler, hem de toplum tarafından görülmüş olması çok önemli. Artık tartışmaların diyalogla çözülmesi konusunda, hem Türkiye'de hem de dünyada bir anlayış gelişti'' diye konuştu.

Türk, örgütün silahla sorunun çözümü konusundaki bakışının da değiştiğini ileri sürdü.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un, ''Asker görevini yapmıştır. Artık bundan sonra sosyal, ekonomik, kültürel ve psikolojik tedbirlerin alınması gerekir'' dediğini ifade eden Türk, bu sözlerin farklı bir sürecin gelişmesine şans yarattığını kaydetti.
Ahmet Türk, 1930-1940'ların ulus devlet mantığı ile soruna yaklaşılması halinde sorunun çözülmeyeceğini iddia ederek, ''Çağdaş dünyanın değerleri üzerinde kendimizi yeniden değerlendirirsek, sorunun çözümü zor değildir. Çünkü, talepler Türkiye'nin bütünlüğü içerisinde çözülmesi gereken taleplerdir. Kendi yurttaşının kültürel haklarını yerine getiren bir Türkiye'de, Türk halkının bir kaybı olmaz. Tam tersine, Türk halkının da daha özgürleşmesine, demokrasiye kavuşmasına neden olur. Yani bizim taleplerimiz Türk halkının aleyhine değil'' diye konuştu.

"Muhalefeti eleştirdi"

DTP Genel Başkanı Türk, MHP ve CHP'nin sürece ilişkin tavrının sorulması üzerine, bu sorunun herkesi ilgilendirdiğini söyledi. Türk, şöyle devam etti:

''Bu sorunun çözümsüzlüğünden Türk, Kürt, toplum ve siyasetçiler etkileniyor. Türkiye'nin birlik ve bütünlüğüne zarar vermeyen, gerçekten halkların kucaklaşmasını esas alan bir projeye karşı çıkmak, kandan beslenmektir. Bunu doğru görmüyorum. Bunun vebali, günahı çok ağır olur. Kürt'ün de Türk'ün de Türkiye'nin de bu çatışmalara, kardeş kavgasına tahammülü kalmamıştır. Herkesin sürecin olumlu bir şekilde gelişmesi konusunda katkı sunması gerekir. Bu tavır, iç siyaset tavrıdır. Bu ne milliyetçiliğe, ne insan sevgisine ne de birlikte yaşama arzusuna yönelik bir tavırdır.''
 

''Kürt kelimesinin Anayasa'ya geçirilmesi doğru değil"

Anayasa'nın herkesi kucaklaması gerektiğini vurgulayan Türk, mevcut Anayasa ile demokratik açılımın yapılamayacağını ileri sürdü.

Türk, ''Dünyanın hiçbir anayasasında etnisiteye dayalı bir maddenin, o toplumda barışmayı sağlamayacağına inanıyoruz. Kürt kelimesinin Anayasa'ya geçirilmesini doğru bulmuyoruz. Çünkü, Kürt'ü geçirdiğiniz zaman Çerkez'i, Laz'ı görmezlikten gelmiş oluruz'' diye konuştu.

Ahmet Türk, Anayasa'nın 66. maddesinin tüm farklılıkları inkar ettiğini, bu maddenin değiştirilmesi gerektiğini söyledi.
 

''Mesele iç dinamiklerle çözülmeli"

Türk, süreçte ABD'nin rolünün sorulması üzerine de ''Mesele iç dinamiklerle çözülmeli. Müdahaleleri doğru bulmayız. Demokrasiye inanıyorsak, iç reflekslerle sorunları çözebilmeliyiz. Dışarıdan yapılacak katkılar, ancak diyaloğun gelişmesiyle sınırlı kalmalı'' dedi.

Sürecin kesintiye uğraması durumunda nelerin olacağının sorulması üzerine de Türk, şunları kaydetti:

''Umut yolculuğuna çıkmışız. Bunun başarıyla sonuçlanması çok önemli. Hayal kırıklığı yaşatmamak için çok dikkatli, çok esnek olmamız gerekiyor. Hayal kırıklığı yaşandığı takdirde güven ortamı kaybolacak. Bundan sonraki açılım tartışmaları, toplumu bugünkü gibi heyecanlandırmaz. Kürtlerin de geleceği nokta şudur: 'Ne yaparsak yapalım, benim devletim, birlikte yaşadığım kardeşlerim beni kucaklamak istemiyor...' En büyük kayıp, umutların yitirilmesi olur.

Hassasiyetlerin esas alınması önemli. Sürecin önemli olduğunu görmemiz gerekiyor. Bazı fırsatlar 50 yılda bir gelir. Yaratılan fırsatları doğru değerlendirmezsek, yarın pişmanlık duyacağımız sürecin içine düşebiliriz. Herkes duyarlılıkla ve özveriyle katkı sunacak bir noktada olmalıdır."