OHAL’e karşı piknik yapmak

Bir tarafta kendisini Boğaz’ın serin sularına atanlar, cümbür cemaat piknik yapanlar. Diğer tarafta darbe girişiminin ardından askeri araçların dışarı çıkmaması için İETT otobüsleriyle önü kapatılmış bir komutanlık... Eski adıyla Boğaziçi yeni adıyla 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nün ayaklarının altındaki Türkiye manzarası.

31 Temmuz 2016 Pazar, 20:34
Abone Ol google-news

Eski adıyla Boğaziçi Köprüsü, yeni adıyla 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nden Anadolu’ya geçerken köprünün ayaklarının dibinde askeri alan vardır:

‘Deniz Eğt. ve Öğrt. Komutanlığı...’ Komutanlığın hemen yanı başında da Abdullahağa Caddesi boyunca uzanan Boğaza nazır bir park yer alır. 15 Temmuz’u 16 Temmuz’a bağlayan gece Türkiye’nin gözlerini dikerek izlediği o köprünün altı şimdilerde Türkiye’nin haleti ruhiyesini yansıtıyor.

Bir tarafta sıcaktan bunalıp kendisini boğazın serin sularına atanlar, cümbür cemaat piknik yapanlar, bir ağacın altında uyuklayanlar. Bir tarafta darbe girişiminin ardından askeri araçların dışarı çıkmaması için İETT otobüsleriyle önü kapatılmış bir komutanlık...

Aslına bakarsanız, köprünün ayakları altında yer alan bu askeri bölgenin bir başka anlamı daha var.

Karanlığı yırtan kurşun

Tarih: 19 Aralık 2009. Tam 7 yıl öncesi... Deniz Yarbay Ali Tatar, eski Deniz Kuvvetleri Komutanları emekli oramiraller Metin Ataç ile Eşref Uğur Yiğit’e yönelik suikast girişiminde bulunduğu iddiasıyla ikinci kez gözaltına alınmak istenirken başına silahı dayayacak, yaşamına son verecekti. Tatar’ın intihar ettiği askeri lojman da bugün önünü İETT otobüslerinin kapattığı bu komutanlığın içinde yer alıyordu.

Ali Tatar son nefesini vermeden önce bıraktığı veda mektubunda, “Hukuksuzluk sürecine hukuk adına saygı gösterilmez. Hiç suçum yok, hukuksuzluğa, karanlığa karşı ışık olabilmek için hayatıma son veriyorum. Bu şekilde giderseniz ne yönetecek bir ordu ne yaşayacak bir ülke ve cumhuriyet bulamayacaksınız...” diye yazmıştı.

Şimdi gelelim can alıcı soruya...

7 yıl önce, Tatar’ın silahından çıkan o kurşun Beylerbeyi’nde gecenin sessizliğini bozarken, Türkiye şöyle bir derinden sarsılsaydı acaba bugünleri yaşar mıydık?