On iki yıl süren ‘bin yıllık Reich’!

Halk iradesinin cisimleşmiş hali olmayı başaran Adolf Hitler, “kamusal hayatın bütün yönlerine nüfuz edecek bir devlet” anlayışını dikte etmeyi ve 1919 yılında dünyanın en demokratik anayasalarından (yasaların önünde eşitliği, konuşma, basın, toplanma özgürlüğünü, dinsel hoşgörüyü, mülk sahibi olma hakkını, parasız devlet eğitimi hakkını, hakim teminatını savunarak yurttaşlık haklarını güvence altına alan) Weimar Anayasası’nı nasıl çöpe atabilmişti? Ve Alman halkının, çoğunluk olmalarına karşın demokratik güçleri (liberaller, sosyalistler, sosyal demokratlar ve komünistler) böyle bir yenilgiye nasıl sürüklenmişlerdi? Nazi Almanyası ve Holokost konularında uzmanlaşmış bir modern Avrupa kültürü tarihçisi Klaus P. Fischer, kapsamlı incelemesi Nazi Almanyası: Yeni Bir Tarih’te (Alfa Yayıncılık); Weimar Cumhuriyeti’nin başarısızlığa uğramasının belirleyici bir nedenini de, “onu kurtarmaya yetecek kadar güçlü bir biçimde kendini adamış cumhuriyetçilerin yokluğuna” bağlıyor.

25 Mayıs 2021 Salı, 00:06
Abone Ol google-news

Halk iradesinin cisimleşmiş hali olmayı başaran Adolf Hitler, “kamusal hayatın bütün yönlerine nüfuz edecek bir devlet” anlayışını dikte etmeyi ve 1919 yılında dünyanın en demokratik anayasalarından (yasaların önünde eşitliği, konuşma, basın, toplanma özgürlüğünü, dinsel hoşgörüyü, mülk sahibi olma hakkını, parasız devlet eğitimi hakkını, hakim teminatını savunarak yurttaşlık haklarını güvence altına alan) Weimar Anayasası’nı nasıl çöpe atabilmişti?

Ve Alman halkının, çoğunluk olmalarına karşın demokratik güçleri (liberaller, sosyalistler, sosyal demokratlar ve komünistler) böyle bir yenilgiye nasıl sürüklenmişlerdi?

Nazi Almanyası ve Holokost konularında uzmanlaşmış bir modern Avrupa kültürü tarihçisi Klaus P. Fischer, kapsamlı incelemesi Nazi Almanyası: Yeni Bir Tarih’te (Alfa Yayıncılık); Weimar Cumhuriyeti’nin başarısızlığa uğramasının belirleyici bir nedenini de, “onu kurtarmaya yetecek kadar güçlü bir biçimde kendini adamış cumhuriyetçilerin yokluğuna” bağlıyor.

DARWIN VE HİTLER DEMOKRASİSİ!

Birinci Dünya Savaşı sonunda Almanya‘ya dayatılan ağır Versailles Antlaşması koşullarının yarattığı benzersiz ekonomik yıkım ve 1929 Buhranı aslında küçük bir uç partisinin önderinden başka bir şey olamayacak olan Hitler’i iktidara taşıdı.

Hitler, Aryan ırkın biyolojik ve kültürel üstünlüğüne inanan, kaba bir Darwinci bakış açısını savunan, bütün adına karar verme yetkisi tek bir adamda toplanan, askeri bir komuta zinciri gibi örgütlenen Nazi Partisi’yle Alman halkına yozlaşmış Batı demokrasisi dediği şeyin tersine bir “Alman tipi demokrasi”sini vaat etti.

Bu parti Hitler’in Viyana yılları sırasında geliştirdiği ve “sağlam temel” olarak kabul ettiği sosyal Darwinizm, antikomünizm ve antisemitizm üçgenine ve “ her Alman ailesindeki baba führere kadar inen dikey bir diktatörlükle yetkilendirme sistemi”ne dayanıyordu. Nazi Almanyası: Yeni Bir Tarih’te (Alfa Yay., Bu tür bir totaliter siyasal düzeni Alman halkının büyük bir bölümünün desteklemesinin sosyopolitik nedenlerinin yanı sıra tarihsel nedenlerini de araştırıyor Klaus P. Fischer.

Almanya ulus-devlet olmayı ancak 1871’de Prusya’nın “Demir Şansölye”si Bismarck önderliğinde gerçekleştirmiş ve yabancıların Almanya’yı aşağılamak için kullandığı “karnaval ceketi” etiketinden kurtulmuştur. Ama militarist Prusya’nın gelenekleri (otoriteye saygı, kökleşmiş bir düzen duygusu) çoğu zaman sivil değerlerle bağdaşmıyordu.

KÜLTÜRE DÜŞMAN İKİ RUH!

Prusyalı tarihçi Friedrich Meinecke Prusyalı kişilikte biri Protestan vicdanından kaynaklanan kültüre yatkın, öteki ise katı bir askeri geleneğin ürünü olan kültüre düşman iki ruhun olduğunu ifade eder.

1930’larda Goethe’nin ve romantik şairlerinin Almanyası yerini “güç istencini” kutsayan ve Alman halkı için “Lebensraum” (Hayat Alanı) talep eden (Hitler bir propaganda konuşmasında, “bir Rusun bir Alman’dan on sekiz kat daha fazla toprağa sahip olmasının adil olup olmadığını” soruyordu) emperyalist ve yayılmacı Almanya’ya bıraktı.

Artık Almanya Aryan ırkın yurdu olması nedeniyle dünyaya hükmetmeyi hedefleyen bir misyon üstleniyordu. Doğuştan demagog olan ve tipik “sınır kişilik” özellikleri gösteren (Hitler alt orta sınıftan beslenen kadrolarıyla biçimlenen partisi ve onun 1932’de yarım milyon kişiye ulaşan “paramiliter kolu fırtına birlikleri”nin (SA) vahşi sokak eylemleriyle iktidara yürüdü.

PROPAGANDA VE DEMOKRASİ!

Hitler iktidar yürüyüşünde mistik ve dini sembollerden yararlandı. “Haç”, “svastika”ya (gamalı haç) dönüştü; rahip cüppelerinin yerini Nazi üniformaları aldı; kilise ayinlerinin yerini ışık katedralleri altında gerçekleştirilen, Nazi selamını görkemli bir biçimde uygulayan dev kitlelerin katıldığı parti toplantıları aldı.

Halkın yüreğine ulaşmak için temel stratejik silahtan (yaygın olarak ilk kez 1914’te İngilizler tarafından kullanılan) propagandadan yararlandı. Etkin propagandanın akıl ve mantığa değil duygulara dayandığına inandı.

Yığınların bireylerden daha duyarlı ve kandırılabilir olduğunu gözlemledi ve mesajlarını en az zeki olanların algı düzeyine uydurarak sürekli yineledi, yineledi. Kitlesel hoşnutsuzlukları manipüle etti ve entellektüellerin grup dayanışması bağlamında vahim bir tehlike oluşturduklarını ileri sürerek onları dışladı. Aydınları aşırı eğitimli maymunlar olarak niteledi.

Buna karşın kusursuz Aryan güzelliğini savunan ufat tefek, yumru ayaklı, keskin dilli, doktoralı genç bir entelektüel Joseph Goebbels, Nazi propagandasının sihirbazı oldu. Bu ajitasyon ustası basının asıl görevinin doğruları anlatmak olmadığını, temel görevinin okuru bilgilendirmekten çok dönüştürmek olduğunu vurguladı.

30 Nisan 1928 tarihli Gazetesi Atılım’da anti-demokratik düşüncelerini cüretkar bir biçimde gözler önüne sermekten çekinmedi:

“Biz parlamento karşıtı bir partiyiz (...) O halde biz Reichstag’da ne arıyoruz? (...) Demokrasinin silahlarını onun cephaneliğinden almak için Reichstag’a gidiyoruz. (...) Demokrasi bize serbest seyahat ayrıcalığı tanıyacak ve bu hizmet için günlük tahsisat ayıracak kadar aptalsa, bu onun bileceği iş. (...) Mevcut durumu kökten değiştirmek için her türlü yasal aracı kullanacağız.” (s.271-272)

GOEBBELS: ‘İKTİDARI ASLA TESLİM ETMEYECEĞİZ!’

Goebbels, 1932 yazında yaptığı açıklamayla da Hitler’in demokrasi bağlamında gerçek niyetini kalın harflerle vurguladı: “İktidarı bir kez ele geçirdiğimizde, bürolarımızdan cesetlerimiz çıkmadıkça onu asla teslim etmeyeceğiz.” Sözün bittiği yerdi burası.

Klaus P. Fischer, Nazi Almanyası: Yeni Bir Tarih’te, Üçüncü Reich’ın önde gelen figürlerini (Hitler’in yanı sıra, Goebbels, Himmler, Göring, Röhm, Bormann vb.) psikoloji ve sosyal psikoloji açısından inceliyor ve mercek altına alıyor.

Nazi dünyasını biçimlendiren ırk filozofları, Nazi Almanyası’nın ekonomik, politik, askeri, diplomatik politikası, tarihi ve toplumsal olaylar okura yoğun bir bilgi bombardımanıyla aktarılıyor.

Hitler’in vaat ettiği ‘Bin Yıllık Reich’ ancak on iki yıl sürüyor ama Fischer’in vurguladığı gibi “Hitler’in Hayaleti hâlâ dünyanın her yerinde dolaşmaktadır.”

Son olarak bu zorlu çalışmayı akıcı biçimde bize aktaran çevirmen Yavuz Alogan’ın emeğini de unutmayalım.