Referandum Sonrası Türkiye: Çıkış Avrupa'da

23 Eylül 2010 Perşembe, 06:03
Abone Ol google-news

AKP zaferinin tadını çıkarırken, herkes için yeni bir Türkiye hayal etmeli. Bu aslında gerçekleştirmesi çok zor bir istek. Fakat, AKP, bu bölünmüş Türkiye için yeni ve uzun süreli bir siyasi denge bulmak zorunda. Çözüm ise Avrupalı bir Türkiye.

Sam Huntington,polarize olmuş ülkeleritanımlarken, en başta Türkiyeyi örnek göstermekte belki de haklıydı. Dinci siyaset takip eden Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) tarafından sunulan anayasa değişiklikleri için yapılan 12 Eylül referandumu sonuçları Türkiyenin sadece Doğu ve Batı dünyaları arasında değil, kendi içinde de ne kadar bölünmüş olduğuna işaret etti.

Özellikle AKPnin yüksek mahkemelere hâkim atamasına izin veren değişiklikler iktidar partisinin gücünü pekiştiriyor. Değişiklikler, yüzde 58 oyla kabul edilse de seçmenlerin yüzde 42si AKPye hayır dedi. Bu ciddi bölünmenin ayrıca bölgeselleşmiş olduğunu görüyoruz: AKP, refah düzeyi yüksek ve yoğun nüfusun yaşadığı Ege ve Akdeniz kıyıları, Trakya ve büyük şehirlerdeki orta sınıf kesimler tarafından reddedildi. Diğer taraftan, varoşlar ile Orta ve Doğu Anadoludaki seçmenler AKPyi yüzde 75e varan oranlarla destekledi.

BDP’nin boykot çağrısı

Katı Kürt milliyetçilerin bir kısmı ise AKPnin Kürt politikasını protesto etmek isteyen Barış ve Demokrasi Partisinin (BDP) çağrısına uyarak referandumu boykot etti: Örneğin, Hakkâride seçmenin sadece yüzde 7si oy kullandı. Doğu Anadolu ve Fırat Havzası ve büyük şehirlerde yaşayan Kürtler -Türkiyedeki Kürtlerin yarısından fazlası metropolitan Batı şehirlerinde ikamet etmekte- BDPye kulak asmazken, milliyetçi Kürtlerin kalesi Güneydoğu Anadoludan boykota cevap geldi. Bu bölgedeki birçok ilde seçmenlerin çoğunluğu sandığa gitmedi.

2002 yılında, demokratik ve Avrupalı bir Türkiye projesini savunarak iktidara gelen AKP, bir yandan laikler ve dinciler, öte yandan Kürt milliyetçileri ile üniter Türkiye taraftarları arasındaki bu bölünmelere rağmen, Türkiyeyi bir arada tutmayı başarabilecek mi? AKP, nüfusun neredeyse yarısını oluşturan muhalif vatandaşların oyunu alabilecek mi?

Medyaya baskı

AKP, uzun süredir laik ordu ve mahkemelerin, antidemokratik bir şekilde kendi yetkilerini ve Avrupa Birliği (AB) reformalarını engellediğini ileri sürüyordu. Parti, artık bu iki engelden de kurtulmuş durumda. Darbe suçlamaları ve telefon dinlemeleri sonucunda ordu kışlaya çekildi. Sıra, mahkemelerin, AKPnin muhafazakâr-dinci imajıyla yeniden düzenlenmesine geldi.

AKPnin güçlü ve laik medya ve şirketler üzerinde de nüfuzunu kullandığını görüyoruz. Sekiz yıllık sıkı bir çalışmanın sonucu olarak, artık siyasetin tüm güçleri AKPnin elinde. Parti yasama, yürütme ve yargıya neredeyse tümüyle hâkim, basını da etkisi altına almış durumda. 2002den bu yana ilk defa AKP sadece yönetmiyor, iktidar ediyor ve siyasetin dizginlerini, demokrasinin olmazsa olmazları olan denge ve fren mekanizmaları olmadan elinde tutuyor.

En son olarak, her ne kadar önceki seçimlerde oy çokluğuyla kazansa da, 12 Eylül, AKP için ilk defa çoğunluğun desteğini aldığı bir güven oylaması oldu. Artık, AKPnin Türkiyeyi gerçekten ne yöne götürmek istediğinin sınandığı bir dönem başladı.

Bu bakımdan, AKPnin karşısında Avrupalı Turkiyeye bağlılığına olan gerçek inancını gösterme ve Türkiyeyi bir bütün halinde tutma konusunda bir sınav var. 12 Eylülün hemen sonrasında AKP Türkiye için yeni bir anayasa taslağı sözü verdi. Peki bu yeni anayasa liberal Avrupalı bir toplum oluşturabilecek mi? Bu noktada, Türkiye ve dış dünya, AKPnin verdiği sözlerden ziyade gerçekte neler olduğuna bakmalı.

Örneğin, AKPnin hazırladığı anayasa değişikliği paketindeki bir madde haberleşmenin gizliliği ile ilgili. Bu madde kişisel bilgilerin kanun tarafından korunmasını şart koşuyor. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası artık tüm haberleşme biçimlerinde gizliliği güvence altına alıyor - ne güzel! Ama, öte yandan, sadece 2007-2009 yılları arasında telefon konuşmaları dinlenenlerin sayısı yaklaşık olarak yüzde 50 oranında artmış (2007’de 63.576 kişiyken, 2008de 90.163; 2009da ise 142.135 kişiye yükselmiş). Böyle yenilikçi bir maddenin kabul edilmesi övgüye layık olsa da, AKP iktidarındaki gerçekler başka görünüyor.

Bütün siyasi erkler tamamen AKP kontrolü altında olduğuna göre, parti şimdi tüm muhaliflerini ekarte etmeyi ve liberal demokrasiden vazgeçmeyi seçebilir.

Sonuç

Fakat, laik Türkiye AKPnin hazmedemeyeceği kadar büyük olduğundan, aslında AKPnin yine de kendisi gibi düşünmeyenleri hazmetmeyi öğrenmesi gerekecek. AKPnin muhafazakâr değerlerini değerlendiren kamuoyu yoklamalarına ve de 12 Eylül referendum sonucuna dayanarak şunu söyleyebiliriz ki, Türkiyede 30 ile 35 milyon kişi AKPyi asla desteklemeyeceğini ve de onun değerleriyle şekillenen bir ülkede yaşamayacağını belirtiyor.

Sonuç olarak, AKP zaferinin tadını çıkarırken, herkes için yeni bir Türkiye hayal etmeli. Bu aslında gerçekleştirmesi çok zor bir istek. Fakat, AKP, bu bölünmüş Türkiye için yeni ve uzun süreli bir siyasi denge bulmak zorunda. Çözüm ise Avrupalı bir Türkiye.

Soner Çağaptay-Washington Yakındoğu Araştırmaları Enstitüsü, Türkiye Araştırma Programı Direktörü.