“Romantik komedi zulmü, modern tarikatlar ve zavallı bedenlerimiz!”

Son zamanlarda iki biçimde sorunlarını aşmaya çalışıyor insanlar; terapiye gidiyorlar, kendilerini anlamak için, bir yandan da çöpçatan sitelerine başvuruyorlar.

20 Ekim 2020 Salı, 15:39
“Romantik komedi zulmü, modern tarikatlar ve zavallı bedenlerimiz!”
Abone Ol google-news

1.

Düzen;  -bu tüketim çılgınlığı altında ezilen insanları yaratan- belli yaşı aşanlara söz gelişi âşık olma hakkı vermiyor. Tıpkı dayatılmış güzellik gibi, “aşk” için de reçete söz konusu. Yaşın, boyun posun, medeni halin, derken sosyal konumun uygun olacak buna! Örneğin altmışına gelen bir kadının arzulu olması suç sayılır. Dahası, eğer kadın çevreyi umursamasa bile, nihayetinde sevişmek için eş bulmak derttir. Genç değildir, geleneksel güzellik kalıbının dışına çıkmıştır çoktan, üstelik kimi davranışları da bayağılık olarak karşılanır. Hazin.

Erkeklere yaşam daha şefkatli davranıyor. Yine de saydığım ölçütler onlar için de geçerli. Kısa boylu, biraz göbek yapmış, erken emekli bir adam; hele de eşinden de tekmeyi yemişse hiç şansı kalmıyor. Suratına bakanı bulmak kolay olmuyor. Oysa aşk, sevişme isteği için bu türden ölçülere, toplumsal meşruiyete gereksinim var mıdır? Madem insan biricik, o halde niye tornadan çıkmış gibi olmalı ki?

2.

Son zamanlarda iki biçimde sorunlarını aşmaya çalışıyor insanlar; terapiye gidiyorlar, kendilerini anlamak için, bir yandan da çöpçatan sitelerine başvuruyorlar. Üstelik bu siteler birbirine layık kimseler bulmak için çıtayı yükseltmişler. Bazısı yabancı dil bilmek, üniversite mezunu olmak gibi koşullar arıyor üye olmak için. Çevremde yalnızlıktan bunalmış, çıkışsız sevdiğim insanlar var. Bir tanesi bu sitelerde benim üç dört fotoğrafıma rastlamış. Bilmem iş görüyor mu? Beni beğenip de iletişime geçenler var mıdır acaba? Ben kadın takma adıyla, fotoğrafımı kullanan adamla iletişime girsem, sonra da buluşsak güzel bir komedi olur sanırım. 

Aslında sosyal medya hızlı tanışmayı, çabuk kavuşmayı, kolay yatak arkadaşlığını ve de çarçabuk vedayı vaat ediyor. Kabul edersen. Ha, ileri taşıyanlar da var elbette, ancak genel kabul bu yönde.

3.

Çok kişiden bu konuları işitince öğrendim ki, artık bu yolu küçümsemek doğru değil. Hele de korona günlerinde, insanlar yan yana gelemezken bayağı kullanışlı hale gelmiş. Bir de “evlilik şirketleri” var. Bastırıyorsun parayı, seni iyice tahlil ediyorlar, ardından uygun üç kişiyle tanışma olanağı sağlıyorlar. Yalnız koşul net: Fingirdemek yasak, illa evleneceksin! Ücret çok olunca havaya gitmesin diye zaten mecbur hisseder insan kendini. Diyeceğim, bilişim çağı ilişkileri değiştiriyor. “Romantizm nerede?” diye soran olursa, herhalde bunun da kendine özgü olanı vardır. Mesela yazışırken kalp emojisi göndermek, şarkı yollamak gibi. 

Nedense sadece cinsellikle anılan bu yerler, bambaşka biçimde, yalnızlığa da çare oluyor. Ben mektup çağından kalmayım bir yanıyla. Kimseye ahlak bekçisi olacak halim yok. Ancak bunca karmaşık denklem içinden anlamlı sonuç almak da pek kolay değil.

4.

Terapi meselesi karmaşık, bir süredir “oto analiz” üstüne okuyordum, farklı kaynaklara yöneldim ve yazar için faydalı buluyorum. Ancak bunca uzun yolculuğa çıkmak kolay mı, emin değilim. Acele çağında, herkes bir an önce kendini anlamak isterken nasıl olacak bu iş? Kaldı ki, terapist kimdir, hangi özellikleri taşımalı sorusu da ayrıca yanıtlanmalı. Bilimciler bu konuda sıkı kurallar koyuyor, ancak yaşam deneyimi, yaş, cinsiyet terapist seçimi konusunda bence kişiyi etkiliyor. Terapist “bilge” değil belki, ancak en azından yaşama dair temel kaygıları, sorunsalları taşımalı. 

Ekranlarda sunulan terapist kişiler yanıltıcı. Onlara tanrısal güç atfetmek, tasavvufa özgü, bence saçma sapan sözlerin kişiye iyi geldiğini uydurmak büyük aldatmaca. Terapist iyi roman okuru olmalı mesela. Birçoğu yazarlığa soyunuyor ve pek başarılı değiller, o ayrı. 

5.

Sıkça yalnızlıktan, mutsuzluktan yakınıyor insanlar. Bir ölçüde haklılar; lakin kendileriyle olmayı beceremedikleri için de ayrıca tartışmalı durumları. Yani toplumsal “etik” kuşatma altında sürekli “suçlu” hissetmek berbat bir duygu. Hele de duygularından, dürtülerinden utanmak; gizlenmeye çalışmak ve değersizleşme endişesi de buna eklenince içinden çıkılmaz hale dönüyor her şey. 

Yazık ki düşünsel olarak zavallı halde toplum; sanattan, edebiyattan, felsefeden keyif almayı bilmiyor yığınlar. Zaten söz ettiğimiz kesim okuryazar çevre; modaya uyuyor, ucuz romantik komediler izliyor, tek siyasal cümlesi olmayan standuplara gülüyor, moda olan berbat kitaplar okuyor ve son dönem pek öne çıkan şapşallara özgü transandantal etkinliklere katılıyor. Bu guru işleri, uzak doğu törenleri, içe dönmek falan gibi zevzekliklere artık gülmüyorum; ha Cübbeli cemaatine girmişsin, ha böyle birinin peşine takılmışsın… Bazısı: “Sarılalım” diyor, bir sürü okumuş yazmış, sözde eğitimli kişi de bu yolla yaşamı keşfediyor. 

6.

Yaşı ileri diye sevişme arzusundan utanan kişinin durumu üzer beni veya bedenini beğenmediği için bikini giymekten vazgeçen kimse. Kadın ya da erkek, genel geçer estetik dayatması karşısında yeniktir. Üstelik arzusu karşısında çaresiz kimse, çoğu zaman bunu hekime de anlatamaz. Ereksiyon olamayan erkekler eczaneye gidip hap isterken hep: “Bir arkadaşım için” diyormuş. Eczacılar bilir de susar. Neden bir kadın kondom isteyemez mesela? Ne ereksiyon olamamak suçtur,  ne de evinde kondom bulundurmak isteyen kadın suçludur!

7.

Her ekran bize mükemmel vücutlar sunuyor, onlara öykünürsek ayvayı yeriz, kaldı ki o bedene sahip olmak için onca çile çeken kadın, erkek kişilerin de ciddi analistlere gereksinimi var; üstelik, genellikle içine beyin konması unutulmuş bu bedenler bir zaman zaman sonra sıradanlaşıyor, hatta tiksinti uyandırıyor. Bir de yaşlılık var elbet, zaman akar, ileri yaşta cebine başka hiçbir özellik koymayan bu görkemli vücutlu gençler ne halt eder acaba?

Romantik komedi türü icat edeni de tanrı bildiği gibi yapsın. Gerçi bu konularda sınavı pek iyi değil ama, neyse…