Sait Faik, hem şair hem ressam

Bir öykü yazarının bu öykülerde aynı zamanda hem ressam hem şair olması ender görülen bir şey olsa gerek. Sait Faik tam olarak böyle bir yazarımız. Onu Çehov’dan, Gorki’den, Maupassant’dan, dünyaca ünlü herhangi bir öykü yazarından bir milim aşağı göremem.

31 Ocak 2020 Cuma, 17:39
Abone Ol google-news

Yirmili yaşlarımdan bu günlere, kimi kez uzun aralıklarla da olsa, yarım yüzyılı aşkın bir süredir günlük tutarım...

Bunu neden yaptım, neden yapıyorum?

Tek ya da başlıca neden yaşamımı elimin altında tutmak duygusu olmalı...

Benden habersiz alıp başını gitmesin...

Bir de  zaman zaman bu defterlerden birini elime alıp okuduğumda yaşamış olduklarımı bir kez daha yaşamak duygusu...

Yanı sıra da kendimi, yaptıklarımı denetlemek.. Planladıklarımı, yapmayı tasarladıklarımı ne ölçüde gerçekleştirebildiğimi  kontrol etmek. 

Buraya kadar bir sorun yok.

Fakat  kişisel yaşantılarımdan ve duygularımdan belki daha da çok; okuduğum, o sırada okumakta olduğum kitapların, izlediğim film ya da oyunların düşündürdükleri  de  çokça yer alıyor bu günlüklerde.

Bu doğru bir şey mi?

***

Sıcağı sıcağına yayımlanabilecek, okurla paylaşılabilecek şeyleri, ne zaman,ne olacağı belli olmayan defterlere niçin  yazıp duruyorum?

Pazar ekinde yukarıdaki başlık altında sürdüreceğim bu yazılar biraz da bu sorunun yanıtı ve karşılığı olacak...

Bu satırların yazarı, çoğunuzun bildiği gibi, öncelikle bir şairdir. 

Sanatçıdır.

Ya da, hadi, öyle olmak ve öyle kalmak isteyen biridir diyelim...

Şu son 15-20 yıl, ülkede egemen olan siyasal ortamın çapsızlığı, yüzeyselliği, darlığı, çirkinliği, içimizdeki şiir duygusunu, sanatsal duyarlılığı kuruttu neredeyse...

Ben, hiç değilse bu sütundaki yazılarımla, içimi şiire, sanata açmak istiyorum...

Günlüklerimin sayfalarını çok özel, kişisel notlara bırakarak; okuduklarıma, izlediklerime ilişkin düşüncelerimi sizlerle bu sütunda paylaşmak istiyorum.

Bu yazılar da günlük ya da genel siyasal konuların büsbütün dışında olmayacaklar kuşkusuz...

Fakat elden geldiğince şiirin, sanatın sağaltıcı dünyasının dışına taşmamaya çalışarak...

***

Geçen yaz “Kültür ve Siyaset” başlıklı sütunumdaki  yazılarımdan birinde Sait Faik’ten söz ettiğimi anımsayan okurlarım olacaktır.

Bir öykü yazarının bu öykülerde aynı zamanda hem ressam hem şair olması ender görülen bir şey olsa gerek.

Sait Faik tam olarak böyle bir yazarımız.

Onu Çehov’dan, Gorki’den, Maupassant’dan, dünyaca ünlü herhangi bir öykü yazarından bir milim aşağı göremem.

Aynı zamanda şair ve ressam özelliklerine sahip olarak üstün yanları olduğunu düşünürüm...

Örnek istiyorsanız açıp herhangi bir öyküsünü okuyun, ya da yeniden okuyun...

Ya da en iyisi, son öykülerinden biri, ya da son-belki bir veda öyküsü olan “Kalinikhtada”dan başlayın... 

Şiirden, dilden, duygudan, sevgiden, insan olmak dediğimiz şeyden, yaşamın sadeliğinden, zenginliğinden ne kadar uzaklara düşmüş olduğumuzu görüp duyumsamak için...

***

“Yıldızlar asılmıştı ağaçlara. Soğuk kandil kandil sarkıyordu. Yanımda dostların en koyusu, kadehimde sakız rakısı, dilim kekeme, elimde olta, oltanın elinde zoka, sandalda Barba Stanco, küpeştede Sivriada(....) Kahve fincanına düşen sabah yıldızını kokluyorum. Mis gibi kahve kokuyor. Kocayemişlerin çiçeği pare pare. Karabaşları avuçlarımda eziyorum. Dilime arılar konuyor, gözümü arılar sokuyor, güneş batıyor, bir karabatak düşünüyor. Martının biri boşlukta bir direğe konuyor.”