Seda Eroğlu’ndan ‘On Yenilikçiyle Pop Art’: Sınırları yıkıp geçti

Seda Eroğlu, Destek Yayınları tarafından yayımlanan "On Yenilikçiyle Pop Art" kitabını, yeniyi denemekten korkmayanlara esin olması dileğiyle yayına hazırlamış. Zamanın kaçınılmaz değişimine cesur ve hızlı biçimde sanat perdesinde ses soluk olmuş bir sanat akımı pop art.

30 Ağustos 2021 Pazartesi, 13:48
Abone Ol google-news

Dünyayı derinden sarsan savaşların, yıkımların, krizlerin, dolayısıyla bireysel ve toplumsal travmaların tavan yaptığı 20. yüzyılın yansısını olanca soğuran akımlardan biri olarak tarihe ismini yazdıran pop art, çok boyutlu bir akım. Çok kısa sürede kültleşmesi ve gel geç olmaması da bunun en önemli göstergesi.

20. yüzyılın ikinci yarısında ekspresyonizme tepki olarak doğdu. Makineleşen dünyaya bir sitem, güzel sanatların gelenekselliğine bir karşı koyuştu.

1950’lilerin sonunda Avrupa ve Amerika’da eşzamanlı ortaya çıktı. 1960’lardan itibaren tüm dünyayı etkisi altına alan canlı renkleri ve popüler kültür temalarıyla günümüzde de en çok konuşulan sanat akımlarından biri. Çağının, şafağının önde temsilcisi ve özgür sanatta özgünlüğün timsali olageldi /olageliyor.

TANIM ALLOWAY’DEN

İngilizce popular art (popüler sanat) teriminden kısaltılan pop art kavramı ilk kez İngiliz eleştirmen ve küratör Lawrence Alloway tarafından 1958’de, Architectural Design dergisinin şubat sayısında yazdığı The Arts and The Mass Media (Sanatlar ve Kitle İletişimi) isimli makalede, “popüler kültür araçları kullanılarak icra edilen sanat” anlamında kullanılıyor.

Alloway’in ortaya attığı bu kavram, 1950’lerin sonunda İngiltere’de ve ABD’de, temelini atan kitle iletişim araçları sayesinde aynı zamanda ve birbirinden bağımsız olarak Pop Sanat akımına dönüşüyor.

İkinci Dünya Savaşı sonrası kapitalist ekonominin patlak vermesi, seri üretimin yaygınlaşması, yaşamın temellerinin tüketime dayandırılması farklı bir kitleyi de beraberinde getirir.

Daha önce hiç bilmediği bir ürünü reklam araçları yoluyla talep edebilir hale gelen alt gelir grubuna mensup halk ile üst gelir seviyesine sahip olanların bir noktada birleşmelerini sağlayan ortak bir kitle kültürüne evrilir. Bu da sanatçılara sanatı, yüksek sanatın ulaşılmaz sınırlarından kurtararak gündelik yaşama dahil edebilmeleri için bambaşka bir damar açar.

Çizgi roman estetiğinin sanatsal bir boyutta ele alındığı akımda, ressamlar reklamlardan, reklam panolarından, dergilerden, çizgi romanlardan nesneler, filmlerden artistlerin görselleriyle herkesin bildiği imajları tuvallerine yansıtırlar. Bu, herkesin tanıdığı imgelerle sıradan olanı sanat olarak sunan bir hareketin başlangıcı olur.

Fast food ürünleri, konserveler, otomobiller, Ay’a yolculuk rüyası, elektronik ev aletleri ve araçlar, posterler, müzik, cinsel özgürlük hareketi, Hollywood yıldızları, örnek gösterilen ve erişilmek istenen lüks yaşamlar, dönemin siyasi yüzleri güzel sanatların bilindik tekniklerinden bağımsız, çoğunlukla baskı, resim, fotoğraf, kolaj, üç boyutlu malzemelerin kullanımı gibi farklı tekniklerle tuvallerde yer almaya başlar.

Georges Braque ve Pablo Picasso ile başlayıp Marcel Duchamp ile yeni bir boyut kazanan hazır nesnelerin sanatta yer bulması geleneğine yeni bir bakış açısı kazandırılır.

Duchamp’ın 1917’de, günlük kullanım nesnelerinden pisuvarı bir sanat eseri olarak sergilediğinde çektiği tepkinin bir benzerini artık pop art sanatçıları ortaya koydukları eserlerle çekiyorlardır.

Gerek Jasper Johns’un "Bayrak" eseri gerekse Andy Warhol’un yüzlerce Marilyn’i, Elvis’iyle sanat artık üretilen bir nesneye dönüşür.

Buluntu nesnelerin sanata dahil edilmesiyle Duchamp’ın tekniğinden uzaklaşan pop art için tuval bir gösteri alanıdır artık.

Pop artın ana temalarından biri olan kadın, eserlerde kadının tüketim çağının bir nesnesine dönüşmesini dile getirmekteydi. Özellikle Hollywood’dan Marilyn Monroe gibi çok sayıda film yıldızı pop artın düzenli imgeleri arasında yer aldığı artık herkesin malumu.

Pop artın Türkiye’ye gelmesine öncülük eden sanatçı, 1963-1966 arasında Paris Güzel Sanatlar Yüksekokulu’nda eğitim gören Altan Gürman’dı.

Gürman, soyut dışavurumculuktan uzaklaştığını yapıtlarında kullandığı patates, mısır, musluk, şekerpancarı gibi ve Montaj 4 isimli eserinde olduğu gibi tarımsal faaliyetlerin hâkim olduğu Anadolu kırsalını baskın düzenin girilmez levhaları, bariyerleri, dikenli telleri gibi imgelerle vurguladı.

Bunun nedeni 1960’lar Türkiyesi’nin ana konusunun tarımsal faaliyetler ve baskın askeri düzen olmasıydı.

Andy Warhol

UNUTULMAZLARDAN BAZILARI

Oğlunun bir Mickey Mouse resmi göstererek “Bahse girerim bu kadar güzelini yapamazsın” demesi üzerine Donald Duck ve Mickey Mouse’u mizahi bir anlayışla büyük boyutta bir tuvale resmederek soyut dışavurumculuğun hâkim olduğu bir dönemde sanatta yaşanacak radikal bir değişime işaret eden; 1963’te, canlı renklerle savaş görüntüleri ve füzenin uçağı vurmasıyla çıkan sesin grafik tasarımdaki karşılığı olarak kabul edilebilecek bir kelimeyle oluşturduğu, çizgi romanı anımsatan iki tuvalden oluşan; kendisi pop art kavramını kabul etmeyerek sanatı için Amerikan tarzı endüstriyel çizim nitelemesini kullansa da bir pop artın kültü sayılan eseri "Whaam!" ile Roy Lichtenste...

Pop artın tuvallere ve kolajlara yansıyan imgelerini devleştirerek heykel sanatında yeni bir devri başlatan, 1960’ların başından itibaren sanatına konu aldığı dev boyutlu hamburger, pasta, dondurma, diş macunu, mandal gibi nesnelerle Amerikan günlük yaşamı ve popüler tüketim kültürüne atıfta bulunan, yumuşak heykel kavramının da yaratıcısı Claes Oldenburg...

Farklı imajları keskin ayrımlarla bilboard görünümü yaratarak eserler sunan, ünlü tablosu "I Love You with My Ford"da (Seni Ford’umla Seviyorum) kitle medyası ve görüntüleriyle bir Ford’un ızgarası, bir kadın ve spagetti makarna ile ortak bir nokta yakalayan James Rosenquist...

Karikatürü bırakarak güzel sanatlara yönelmiş, 1961’de New York’ta Tannager Gallery’deki ilk kişesel sergisinde sunduğu “Great American Nudes” (Büyük Amerikan Nüleri) ve “Stiil Life” (Natürmort) serileriyle dikkat çekmiş Tom Wesselman...

Ve... “Bir gün herkes 15 dakikalığına şöhret olacak!” sözünü tarihe kazıyan, kapitalist toplumun duygusuzluğunu yansıttığı 32 tuvalden oluşan Campbell Çorba Konserveleri, yine aynı teknikle resmettiği Coca Cola şişeleri gibi kitle kültürüne ait ünlü objeler ve hele ki Marilyn Monroe’nun trajik ölümünün ardından başladığı, Monroe gibi ünlü yüzlerin serigrafi tekniğiyle iki tuval üzerine farklı renk geçişleriyle oluşturduğu eserleri unutulmazlar arasındaki yerini aldı... Pop Art’ın ölümsüzlerinden Andy Warhol...

Richard Hamilton - “Bugünün Evlerini Bu Denli Farklı, Bu Denli Cazip Kılan Nedir?”

POP ART’IN İLKLERİ ONLAR

İskoç sanatçı ve illüstratör Eduardo Paolozzi’nin 1947’de yaptığı, 1972’de litografi (taşbaskı) olarak basılan ünlü kolajı “I Was a Rich Man’s Plaything” (Ben Zengin Bir Adamın Oyuncağıydım) de, Lawrence Alloway’in 1958’de “pop art” terimini bulmasından yıllar önce tasarımında pop kavramının yer aldığı ilk eser, pop art kavramının ilk taşıyıcısı olur.

1959’da Londra’da açılan “İşte Yarın” başlıklı sergide sunulan, Pop Art’ı, popüler, geçici, harcanabilir, düşük maliyetli, kitlesel üretilen, esprili, göz alıcı olarak tarif eden Richard Hamilton’ın “Bugünün Evlerini Bu Denli Farklı, Bu Denli Cazip Kılan Nedir?” başlıklı kolajı da Pop Art’ın ilk örneklerinden sayılıyor.

KİTAPTA KİMLER VAR?

En katı eleştirenlerinin bile kayıtsız kalamadığı Pop art tarihine şu on sanatçıyla tanık ettiriyor Seda Eroğlu: Eduardo Paolozzi, Richard Hamilton, Peter Blake, Jasper Johns, Robert Rauschenberg, Roy Lichtenstein, Claes Oldenburg, James Rosenquist, Tom Wesselmann, Andy Warhol.

Kitapta pop artın Türkiye’deki yansılarına da, eserleriyle ve akıma ilişkin yol hikâyeleriyle şu isimlerle yer veriyor Eroğlu: Altan Gürman, Nur Koçak, Özdemir Altan, Gülsün Karamustafa, Burhan Doğançay, Bedri Baykam, Halil Altındere, Murat Tosyalı, Balkan Naci İslimyeli, Sedef Gali.