Sınırda pasaport ayrımcılığı

IŞİD’den canını kurtarıp Türkiye’ye ulaşan Ezidilere halk sahip çıkmış. Pek çoğunun yakını pasaportu olmadığı için Irak tarafında kalmış. Kendilerine de Suriyelilere olduğu gibi kapıların açılmasını istiyorlar...

19 Ağustos 2014 Salı, 22:57
Abone Ol google-news

Vasim Süleyman henüz 2.5 yaşında. En çok korktuğu kelime “Daiş”. Arapların ve Irak’ın kuzey bölgelerindeki ahalinin Irak Şam İslam Devleti’ne (IŞİD) verdiği isim bu. Annesi, babası ve büyük amcasının ailesiyle birlikte Borik köyünden kaçmışlar. Şimdi Irak sınırının hemen dibindeki Silopi’de oluşturulan geçici kamp yerinde yaşama savaşı veriyorlar.

Saim Süleyman ve ailesi geçici olarak Silopili halkın ve sivil toplum örgütlerinin yardımıyla oluşturulan Afet Konutları’nda yaşıyor. Pasaportları yok, Türkiye’de kaçak durumdalar. Öykülerini aktarıp aktarmamakta tereddüt ettiğimde, baba Saim Süleyman, gayet düzgün İngilizcesiyle “Önemi yok, anlatabilirsiniz” diyor. Süleyman ailesi Türkiye’ye Habur kapısından girmek istemiş, pasaportları olmadığı için Türk yetkililer onları kabul etmemiş. “Tıpkı Suriyeliler gibi bizi de alacaklarını düşündük” diye anlatıyor Saim. Reddedilince çaresiz Dicle Nehri ve pamuk tarlalarını aşarak sınırı geçmişler. İlk denemede de küçük Vasim yüzünden “yakayı ele vermişler”. Gülerek anlatıyorlar. Türk askeri birliğini görünce pamuk tarlalarına sığınmışlar, lakin küçük Vasim karşısında gördüğü askerleri “Daiş” zannetmekle kalmamış, başını uzatıp, “Daiş hepimizi öldürecek!” diyerek bağırmış. Askerler aileyi gerisin geriye yollamışlar. Ama Süleyman ailesi gider gibi yapıp saatler sonra tekrar yola koyulmuş ve sınırı aşmayı başarmış.

Saim Süleyman henüz 26 yaşında. Mühendis. Daha önce belediyede çalışan amcaları Omar da çat pat İngilizce konuşuyor. Saim, Irak’taki Ezidi köylerinin hep Sünni Arap köyleriyle çevrili olduğunu söylüyor. “Bir daha dönemeyiz. Artık biz Ortadoğu’da yaşayamayız. Bize yardım etsinler, bize umut versinler, Irak’a mahkûm etmesinler” diyor. Türkiye’yi sorunca, “Türkler de Müslüman ama onlar daha iyi” yanıtını veriyor.

Kız kardeşi Şayan Süleyman ondan bir yaş kadar küçük. Duhok Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olmuş. Pediatrist olmak istiyor ama artık ne yapabileceğini bilmiyor. Komşuları olan kadının üç çocuğu, kocası ve kardeşiyle kaçırıldığını, Musul’a götürüldüklerini söylüyor. Kendilerine kucak açan Silopi ahalisine sürekli teşekkür ediyor.

Dayı kızı IŞİD’in elinde

Said Müşir 38 yaşında. Ailesiyle birlikte Zaho üzerinden Habur’dan geçmişler. Silopi üzerinden de Cizre’de ahalinin kendi çabasıyla sığınmacılara açtığı inşaatı henüz bitmemiş sanayi bölgesinde konaklıyorlar. Onların pasaportları var. Pasaport Avrupa’ya geçmek için umut demek.

Müşir ailesinin sıkıntısı ise geride dayılarının kızı olan Gule Hıro’yu bırakmış olmaları. Ondan haber de almışlar. Cep telefonunu IŞİD’den saklamayı başaran genç kadın teröristlerden gizlice onları aramış. Üç çocuk annesi olan Gule, “Bizi yaşlı buldular. Bizlerden genç olanları seçip emirlerine fuhuş için götürüyorlar” demiş. Gule bir de susadığı için yardım istedikleri sekiz yaşında bir çocuğu, önce “Gelsin” diyerek kapı eşiğine çağırdıklarını, sonra da kafasından vurarak öldürdüklerini anlatmış telefonda. Said’in amcasının oğlunu da IŞİD çetesi kaçırmış.

Said, IŞİD’in terörü nedeniyle haziran ortasında Telafer’den kaçan iki Şii Türkmen aileyi evinde ağırlamış. “Burada nasıl bize yardım ettilerse biz de onlara yardımcı olmuştuk” diye anlatıyor. Silopi ve Cizrelilere müteşekkür ama Türkiye’nin yardım yapmamasından şikâyet ediyor, “Bize bir tek yardım eden buradaki halktır” diyor. IŞİD’in Şiilerden nefret ettiğini söylüyor. “Şiiler dışında yakaladıklarından cizye türünden para isteyip sonra bırakabiliyorlar ama Şiilere afları yok. Hatta Şiilere yardım ettikleri için iki Ezidi şoförü gözümüzün önünde öldürdüler. Bizden çok onlardan nefret ediyorlar” diyor.

 

Eşi karşı tarafta kalmış

Hayri Sait 53 yaşında bir taksi şoförü. Musul Barajı’nın hemen yanındaki Babiri köyünden kaçmışlar. 12 yaşındaki Sahir ve 14 yaşındaki Samir isimlerini taşıyan iki oğlu ile haziran ortasında henüz Musul IŞİD’in eline düşmeden önce son anda edinebildiği pasaportlar sayesinde gelmişler Zaho üzerinden. Ama 50 yaşındaki eşi karşı tarafta kalmış. Pasaportu olmadığı için Türkiye kabul etmiyor. Sait, “Suriyelilere pasaport sormamışlardı” hatırlatması yapıyor. 20 yaşındaki kızı Dilvin İsveç’te yaşıyormuş. Tek arzusu eşine pasaport temin edip yanına aldırdıktan sonra ailesiyle birlikte kızının yanına, İsveç’e gitmek.

Sünni Arapları kastederek, “O insanlarla beraber yaşıyorduk. Köylerimizde dükkânları vardı. Gelip gidiyorlardı. IŞİD saldırdığında evlerimizi ilk yağmalayanlar onlar oldu” diyor.

14 yaşındaki oğlu Samir “En kötüsü evlerimizi bırakıp kaçtığımızda oldu. Ondan sonrası hep korku” diye anlatıyor. Annesini özlediğini belirtiyor, “Şefkat yok” diyor. Etraftan duyduklarını da anlatıyor, “Çirkin kadınları öldürüyorlar, güzel kadınlara el koyuyorlarmış” diyor. Sekizinci sınıftan dokuza geçmiş. Ne olmak istediğini soruyorum, önce “Sadece bu azaptan kurtulmak istiyorum” diyor. Mesleği kastettiğimi tekrarlayınca öğretmen olmak istediğini söylüyor.

Dili tutulmuş, bacakları felç

33 yaşındaki Garibe Faris, Sincar’ın Hanesor köyünden kaçmayı başaranlardan. IŞİD’in köyü basması üzerine yakınlarıyla birlikte çığlıklar atarak kaçarken başına gelmedik kalmamış. Zaten fıtık hastası ve sağlık sorunları yaşarken, artık hiç konuşamaz olmuş. Bacakları tümüyle felç hale gelmiş. Onu dağlarda sedyede taşıyanlar, su toplamış, nasır tutmuş ayaklarını gösteriyorlar. Faris, “Daiş” ismini duyduğunda irkiliyor. Eşi Adil İlyas, amcasının ailesinden 19 kişiyi götürdüklerini ekliyor.

Silopi ve Cizre kampları...

Ezidi mültecilerin öyküleri yürek burkuyor. Hakikaten değişik insanlar. Çok zor koşullar altında sergiledikleri paylaşımcılık insanı şaşırtıyor. Herkes getirilen erzaktan payına düşeni alıyor. İki-üç tane fazla alayım demiyor. Benim dolaştığım Silopi ve Cizre’deki geçici kamplar için bütün bölge ahalisi ve belediyeler adeta seferber olmuş durumdalar.

Silopi Acil Komisyonu, Silopi’deki Afet Konutları’na kurulan geçici kampın yönetimini üstlenmiş durumda. Komisyonda Baro, Eğitim-Sen, KESK gibi sivil toplum kuruluşları var. Afet konutları asılında 1990’lardan kalma, içinde zar zor barınılacak yapılar. 21 konutta dört aile, yani yaklaşık 23-24 kişi birlikte yaşıyor. Mobil sağlık ekibi devamlı kampta, bir doktor nöbet tutuyor. Silopi’nin merkezinde de 1000’e yakın Ezidi aile evlerde misafir ediliyor. Geçici kampın hemen yakınlarından kanalizasyon geçtiğinden Silopi Acil Komisyonu, 100-150 dönümlük bir araziye kalıcı bir kamp kurup kurulmamasını tartışıyor.

Cizre’deki geçici kamp ise henüz tamamlanmamış, sanayi bölgesi binaları ahalinin yardımlarıyla geçici bir kamp olarak oluşturulmuş. Yaklaşık 740 kişi kalıyor. Elektrik sorunu olmadığından 40 dereceyi bulan sıcaklıkta yerel ahalinin yolladığı klimaları da çalıştırabiliyorlar. Belediye Başkan Yardımcısı Metin Bayik, belediye meclisi üyesi Şerafettin Elçi ile birlikte sığınmacılar için seferber olmuşlar. Bütün yapılan yardımlar bir deftere kaydediliyor.

Yetkililer ise iki yerdeki sığınmacıların da Midyat’ta kurulan kampta toplanmasını istiyorlar. Ancak yerel ahalinin ilgisinden memnun Ezidiler isteksiz. Cizre’den geçenlerde Midyat’a gönderilen beş otobüsten ikisi sığınmacılarla birlikte geri dönmüşler. Sait Müşir ve ailesi Midyat’tan dönenlerden. Çadırlardan oluştuğu için 40 dereceyi bulan sıcakta elektrik sorunu olduğunu, bir aileden bir günde sadece bir kişiye dışarıya çıkma izni verdiklerini anlatıyor. Silopi’deki Afet Konutları’nda konaklayan Saim Süleyman ise Midyat’a gitmemek için“direnenlerden”. “Giden bir grup geri döndü. Orası hapishane gibiymiş, cep telefonlarına el koyuyorlarmış, dışarı çıkmalarına izin vermiyorlarmış” diyor. Ezidilerin bir başka çekincesi de Midyat’taki kampa yakınlarda 2 bin Suriyeli Arap’ın getirilmiş olunması.

İki geçici kampta da kimse BM’nin ismini duymamış, hiçbir insani yardım da gelmemiş. Silopi geçici kampına sadece bir Amerikan konsolosluk görevlisi uğrayıp durumlarını sormuş. Türkiye’den ise resmi bir yetkiliye rastlamamışlar.