Siyasi bir alet olarak komplo teorileri

Haluk Hepkon, Jön Türkler ve Komplo Teorileri kitabında Ergenekon davasıyla gündeme gelen bir konuyu mercek altına alıyor. Hepkon, Aydınlanma döneminde ortaya çıkan komplo teorilerinin antisemitik eksene oturma sürecini incelerken İttihat Terakki'nin 'Yahudi komplosu' olduğu iddialarını da inceliyor.

21 Şubat 2013 Perşembe, 09:26
Abone Ol google-news

Türkiye’nin “komplo teorileri” kavramıyla tanışması eskiye dayanır. Ancak bu terimle özellikle Ergenekon davasıyla birlikte daha haşır neşir olduk. Aslında 1990’lı yıllarda da yoğun olarak siyaset yapma, siyasal gelişmeleri yorumlama biçimi olarak “komplo teorileri” söylemi kullanıldı. Türkiye’de siyasiler, akademisyenler, gazeteciler; “komplo teorileri”ni sık sık kullanmalarına rağmen konuyla ilgili doyurucu bir araştırmaya kimse meyillenmiyordu. Oysa dünya bu kavramla on sekizinci yüzyılda tanışmıştı. Bu alanda da önemli yayınlar vardı.

Haluk Hepkon; “Jön Türkler ve Komplo Teorileri” başlıklı çalışmasında, bu kavramın ilk defa Fransız Devrimi esnasında, devrim karşıtı çevreler tarafından üretildiğini saptıyor. Araştırmaya göre, Birinci Dünya Savaşı ve Ekim Devrimi sırasında da komplo teorileri devreye girer. Özellikle Asya ve Avrupa’da gelişen devrim dalgasından rahatsız olan kesim, gelişen devrimlerin arkasında Yahudilerin olduğunu yayar. Komplo teorisyenleri, devrimin birçok önderinin Yahudi olmasının da özel bir nedeni olduğunu ileri sürmekten geri durmaz. Yirminci yüzyılın başında yaşanan bu tarihsel durumu irdeleyen Hepkon, Avrupa’da yaygınlaşan Yahudi düşmanlığının asıl sebebinin, yaşanmakta olan büyük devrim dalgasına karşı duyulan korku olduğunu belirtiyor. “1917 Bolşevik Devrimi, 1918 Alman Devrimi arka arkaya patlamıştı. Bu hava içerisinde hem Osmanlı Devleti’nde hem de dünyada değişikliklere yol açan 1908 Devrimi’nin arkasında ‘Yahudi parmağı’ olduğuna dair inanışların yayılması son derece doğaldı. Nitekim öyle de oldu.” Hepkon, çalışmasında üzerinde durulması gereken bir saptamada daha bulunuyor ve “altı çizilmesi gereken olgu, bu yayılışın Osmanlı Devleti’nde Batı’dakinden çok farklı bir yol izlemesidir” diyor. Zaten kitabın büyük bir bölümümün de söz konusu farklılıkların nedenleri ve sonuçları üzerinde duruluyor.

NEDEN KOMPLO TEORİLERİ

Peki, ne demektir “komplo teorileri” kavramı? TDK komplo teorisini; “Bir kimse, kuruluş veya ülkeye karşı gizlice, zarar verici tuzak kurulduğu varsayımına dayanan düşüncelerin tümü” olarak tarif eder. Komplo kelime anlamı olarak da “düzen” olarak ifade edilir. Birilerinin arkasından düzen kurmak anlamında yani. Bir anlamda entrika olarak da ifade edebiliriz. Saray entrikalarının siyasi sahnelere taşınması ve biraz da revize edilerek günümüze uygulanmasıdır. İş arkadan düzen kurmaya ve kumpas kurmaya varmışsa hem toplumsal hem de kültürel olarak altüst oluşların yaşandığı dönemlerde ortaya çıkmaları da daha anlamlı olmuyor mu?

Günlük hayatımıza girmiş, konuşma dilimizde, haberlerde her gün karışımıza çıkan konuyu neden irdeleme gereği duyduğunu kitabın önsözünde anlatıyor Hepkon. Yazara göre bunun birçok nedeni var; bunlardan ilki: “Komplo teorileri günümüz Türkiyesinde hâlâ bilimsel olarak incelenmeye değer bulunmaması.” Hepkon, dünyada bu alanda birçok çalışmanın bulunmasına karşın, Türkiye’deki bu alandaki çalışmaların durumunu tuhaf bulduğunu belirterek devam ediyor; “Komplo teorilerinin hızla bir siyaset yapma ve siyasal gelişmeleri yorumlama biçimi haline geldiği ülkemizde bu alanda tam bir suskunluk hüküm sürüyor.” Tabii durum bundan da ibaret değil. Komplo teorileri artık yalnız siyaset sahnesinde değil, akademik sahnede de boy göstermeye başladı. Bu anlamda bu alandaki ilk derli toplu çalışma olarak ilgililere önemli bir başvuru kaynağı olacak Hepkon’un çalışması.

TEORİNİN TEORİSYENLERİ

Çalışmada Almanya’dan Friedrich Wichtl ve İngiltere’den Nesta Webster’ın, dönemin komplo teorisyenleri olarak gösterildiği belirtiliyor. Bu teorisyenlerin aynı zamanda dünyanın diğer komplo teorisyenleri üzerinde de büyük etkileri vardır. Bu iki komplo teorisyeni, 1908 Devrimi ve Ekim Devrimi’nin arkasındaki gücün Yahudiler olduğuna; Yahudilerin Osmanlı devletinde ve Rusya’da iktidara geldiğine inanıyorlardı. Yazdıkları senaryoya göre sırada Avrupa ve dünya devrimi vardı.

Winston Churchill, Illustrated Sunday Herald gazetesinde 1920 yılında yayımlanan Ziomism Versus Bolshevism başlıklı makalesinde, İlluminati’nin kurucusu Adam Weishaupt ile Karl Marx arasında hayali bir ilişki kurgular. Bolşevikliğin de dünyayı yıkmak için tasarlanmış büyük bir komplo olduğunu öne sürer. Buna benzer birçok yer alıyor kitapta…

Jön Türkler ve Komplo Teorileri çalışması, Aydınlanma dönemi ile birlikte ortaya çıkan komplo teorilerinin antisemitik eksene oturma sürecini ele alıyor. İttihat Terakki’nin “Yahudi komplosu” olduğuna dair rivayetlerin kaynağı irdeleyen Haluk Hepkon, Türkiye’de antisemitik hurafelerin ve mason karşıtı rivayetlerin 1908 Devrimi sonrası gerçekleştiğini anlatırken İttihat Terakki’yi Siyonist olmakla suçlayan Lowther Raporu’nu da mercek altına alıyor.

İTTİHAT VE TERAKİ DÜŞMANLIĞI

Bu incelemeden, 19 Mart 1908’de ölen İngiliz Büyükelçi Nicholas o’ Connor’un yerine göreve gelen Sir Gerard Lowther’in adıyla anılan raporun asıl yaratıcısının elçilikte görevli Gerald Fitzmaurice olduğunu öğreniyoruz. Ayrıca Fitzmaurice’in Katolik çizgiye sahip bir muhafazakârdır. Yine Fitzmaurice’in İslamcı çevrelerle İngiltere’nin çıkarları ekseninde yakın ilişki kurduğunu, bu nedenle İttihat Terakki’ye düşmanlık yaptığını Hepkon’nun kaleminden öğreniyoruz. Yalnız bunlar da değil, Fitzmaurice’in İttihat Terakki düşmanlığının propagandasını “Yahudi ve mason” suçlamalarıyla yapıldığı da çalışmasında yer alıyor.

Fitzmaurice ve Lowther’in tezlerinin Jön Türk Devrimi’ne muhalif olan kesimler tarafından hemen sahiplenilir. Söz konusu tezler günümüze kadar uzanır. Hepkon; Ergenekon davası sürecinde sıkça suçlama konusu haline gelen ve iddianamelerin temelini oluşturan “İttihatçı zihniyet” retoriğinin yukarıdan aşağıya pompalandığını da anlatıyor. AKP’ye yakın kesimler ve yazarlar, Cumhuriyet ve Aydınlanma karşıtı fikirlerini bu çizgide dillendiriyor. Ergenekon davası sürecinde sağ muhafazakâr basında sanıklar aleyhinde yapılan kampanya söylemi de bunun önemli örneklerinden. Hepkon, söz konusu zihniyetin arka planında Fitzmaurice’in fikirlerinin olduğunu ifade ediyor.

MASONLAR VE KOMPLO TEORİLERİ

Mason localarına komploların planlandığı yerler ya da devrimin ideolojik merkezleri olarak bakılmasını gerektirecek bir kanıta hiçbir zaman ulaşılamamış. Yapılan araştırmalarda mason localarının Aydınlanma’da ve Fransız Devrimi’ndeki rollerini, okuma gruplarının ya da salon toplantılarından daha öteye gidemediğini gösteriyor. Yani bu localar sadece insanların bir araya gelip tartıştıkları yerler olmuşlardı.

Ancak komplo teorisi kavramını çıkışı ve yaygınlaşmasında önemli rol oynayan önemli isimlerin mason olmaları masonluğun ne kadar yaygın olduğu konusunda fikir veriyor. Ama yazara göre, masonluğun kısa zamanda başarı göstermesinin nedeni, burjuvalar ve soylular arasındaki dayanışmada değil, yeni üretim ilişkilerinin ve yeni toplum düzeninin ortaya çıkmasında aramak gerekiyor. “Devrim öncesi mason karşıtlığından bahsederken ilk akla gelen Katolik Kilisesi’nin 1738 yılında ilan ettiği “In Eminenti” isimli kararla masonluğu reddetmesidir ama bu karar kesin bir ret olmaktan uzaktı” diyor Haluk Hepkon. ■

Jön Türkler ve Komplo Teorileri/ Haluk Hepkon/ Kırmızı Kedi Yayınları/ 224 s.