Türkiye Irak’ta Haklı mı Çıktı?

22 Ağustos 2009 Cumartesi, 07:08
Abone Ol google-news

Türkiye’nin başından beri Saddam yönetiminin askeri güç kullanılarak devrilmesine karşı çıkmasının ardında, Irak’ta Saddam sonrası istikrar ve barışın nasıl sağlanacağına ilişkin endişeleri yatmaktadır.

Bush yönetiminin 20 Mart 2003’te Saddam Hüseyin’i devirmesi ile başlayan Irak’ın yeniden inşa süreci, 30 Haziran 2009’da ABD liderliğindeki koalisyon güçlerinin şehirlerden çekilmesi ile yeni bir aşamaya girmiştir. Ancak Bölgesel Kürt Yönetimi (BKY) ile merkezi hükümet arasında yaşanan gerginlikler yeni Irak’ın geleceği konusundaki endişeleri arttırmaktadır.

George W. Bush’un 1 Mayıs 2003’te Pasifik’te bulunan USS Abraham Lincoln Uçak Gemisi’ne pilot kıyafetleri içerisinde inerek ABD’nin Irak’ta “zafere” ulaştığını açıklamasının üzerinden altı yıl geçti. Ne var ki bu geçen süre, Türkiye’nin Irak savaşı öncesindeki siyasetini ve ABD’nin Türkiye üzerinden Irak’a girme talebini ret etmesinin ne kadar haklı olduğunu açıkça ortaya koymuştur.

Bush yönetiminin Irak’ta askeri güç kullanarak bir rejim değişikliğine gitmesinin en önemli nedeni olarak, Saddam Hüseyin’in (kanıtlanmamış) kitle imha silahları kapasitesi ve Irak’ın bölgesel ve küresel istikrara bu silahları elinde tutarak ve üreterek tehdit oluşturduğu gösterilmiştir. Ayrıca Saddam yönetiminin 11 Eylül 2001 terör saldırılarını gerçekleştiren El-Kaide’yi desteklediği yönündeki iddialar, El-Kaide’ye karşı “Küresel Savaş” ilan etmiş olan ABD’nin işini fazlası ile kolaylaştırmıştır. Bu çerçevede Bush yönetiminin küresel çapta özgürlüklerin ve demokrasinin geliştirilmesini ve Irak gibi istikrarsız bölgelerin “istikrara” kavuşturulmasını öngören politikası, Irak’ı bir deney sahasına çevirmiştir.

Zor hedef

Dönemin Savunma Bakanı Rumsfeld’in yaptığı açıklamalardan anlaşılmaktadır ki, Irak’ta Saddam sonrası istikrar ve düzenin kurulması, ABD’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Almanya ve Japonya’da üstlenmiş olduğu özgürlük ve demokrasi getirici dış politikası ile paralellik göstermektedir. Ancak gelinen nokta bu hedefe ulaşmanın güçlüklerini ve bu konuda ABD’yi 1 Mart 2003 tezkeresi öncesinde uyaran Türkiye’nin de ne kadar haklı olabileceğini ortaya çıkarmıştır.

Türkiye’nin başından beri Saddam yönetiminin askeri güç kullanılarak devrilmesine karşı çıkmasının ardında, Irak’ta Saddam sonrası istikrar ve barışın nasıl sağlanacağına ilişkin endişeleri yatmaktadır. Ayrıca, Irak’ta birden fazla etnik gruba ve mezhebe dayanan toplumsal yapının bulunması ve Irak’ın yeniden inşa sürecinde ortaya çıkaracağı sorunlar Türkiye açısından ABD’nin bu yöndeki siyasetine karşı çıkmasının nedenleri arasında sayılabilir.

Özellikle Kerkük sorunu ve bu sorunun Irak’ta bir iç savaş çıkarma potansiyeli, Türkiye’yi yanı başında ikinci bir Lübnan’la karşı karşıya bırakabilir. Türkiye bu endişelerin gerçeğe dönüşme ihtimali nedeniyle I. Körfez Savaşı’nda kendisini de tehdit eden, bölgesi ve kendi halkı için bir istikrarsızlık unsuru olan Saddam Hüseyin’in ABD tarafından iktidardan uzaklaştırılması planını desteklememiştir.

Gerçekte Türkiye ABD’ye karşı Saddam’ı tercih etmemiş, sadece Irak’ta statükoyu değiştirmenin korumaktan daha büyük istikrarsızlıklar ortaya çıkarabileceğini değerlendirmiştir. Barzani’nin Kerkük konusundaki son talepleri Türkiye’nin bu endişelerinde ne kadar da haklı olduğunu ortaya çıkarmaktadır.

Mesud Barzani’nin Irak’ta binlerce senedir Türkmenlerin, Arapların, Kürtlerin ve Süryanilerin beraberce yaşadıkları petrol zengini Kerkük’ü Bölgesel Kürt Yönetimi’nin bir parçası yapma isteği, Irak’ta bir iç savaş ihtimalini Türkiye’nin öngördüğü gibi güçlendirmektedir. Ayrıca Barzani’nin merkezi hükümet ile petrol gelirlerini paylaşmak istememesi, merkezi hükümetin geçersiz saydığı çok sayıda yeni anlaşma yapması, bu gerginlikleri arttırmaktadır.

Belirsizlikler

ABD’nin Irak’ta şehirlerdeki güvenliği yerel yönetimlere teslim ettiği bugünlerde merkezi hükümet ile Bölgesel Kürt Yönetimi arasındaki Kerkük’ün statüsü ve petrol gelirlerinin nasıl paylaşılacağına ilişkin anlaşmazlıkların, 2011’de ABD askerlerinin Irak’tan tamamen çekildikten sonra ne olacağı, hâlâ büyük bir sorundur. Bu kötümser beklentilerin gerçekleşmesi, bölgenin kontrolsüz kalan gücü olan İran’ın konumunu güçlendirecek, İran’ın Basra Körfezi’nin güneyine siyasi ve ekonomik genişlemesi sonucunu doğurabilecektir.

En iyimser senaryonun gerçekleşmesi durumunda bile Irak’ın, İran’ın bölgedeki nüfusunu dengelemesi zaman alacaktır. Önümüzdeki dönem, Türkiye’nin 1 Mart 2003 tezkeresini ret etmesinin haklılığını ABD’ye gösterecektir.

Cem Birsay Işık Üni. Uluslararası İliş. Böl. Araş. Görev.