‘Utancı Anıtlaştırmak’

Özbek’in yeni kitabında işlediği konular, Sevr özlemcilerine, mütareke aydınlarına, inanç hortumcularına, din bezirgânlarına, etnikçi ve mezhepçi ayrılıkçılara yanıt niteliğinde.

12 Şubat 2021 Cuma, 00:23
Abone Ol google-news

Hüseyin Özbek, özelde Cumhuriyet okurlarının, genelde Cumhuriyetçilerin yakından tanıdığı bir isim. Mahmut Esat Bozkurt geleneğinden gelen deneyimli bir avukat. Yetkin bir hukukçu. Uzun yıllar İstanbul Barosu Genel Sekreterliği yaptı. Halen Türkiye Barolar Birliği Başkan Yardımcısı. Türkiye’nin bağımsızlığı, bütünlüğü, egemenliği ve siyasal birliği söz konusu olduğunda hassas, mücadeleci, ödünsüz bir aydın. Atatürk’e, Cumhuriyet Devrimi’ne yönelik saldırılara, ihanetlere karşı politik yazılarıyla, kısa öyküleriyle, kitaplarıyla tavır alan bir eğitimci ve yazar aynı zamanda.

Kısa süre önce yayımlanan yeni kitabı Utancı Anıtlaştırmak’ta ele aldığı konular, Hüseyin Özbek’in siyasi duruşunu da gösteriyor:

Mustafa Kemal Atatürk, Kurtuluş Savaşı, Lozan, Çanakkale Muharebeleri, yurdundan kopan, bilinç kaybına uğrayan aydınlar, yurttaşlık bilinci, “sivil” anayasa tartışmaları, sözde soykırım iddiaları, ülkemizdeki etnik - mezhepsel kimlikler üzerinden yürütülen Batı destekli bölücü faaliyetler, yabancı derneklerin, vakıfların, düşünce kuruluşlarının Türkiye’deki çalışmaları, Kıbrıs sorunu, açılım süreci, patrikhanenin ökümenik olma çabaları, Ergenekon davalarındaki hukuk katliamı…

POSTMODERN HAÇLI SEFERİ

Görüldüğü üzere, kitapta işlenen konular, Sevr özlemcilerine, mütareke aydınlarına, inanç hortumcularına, din bezirgânlarına, etnikçi ve mezhepçi ayrılıkçılara yanıt niteliğinde.

Özbek’in anlatımı güçlü. Tümceleri yalın, etkili. Bunda şüphesiz, hukukçuluğu yanında eğitimci kimliğinin, Türk diline, kültürüne ve tarihine olan ilgisinin payı büyük. Şu saptaması önemli:

“Batının Türkiye karşıtı tutumu, postmodern Haçlı seferidir. Bu saldırıya, selefi - köktendinci söylemle karşı çıkmak, Batı’nın elini güçlendirir. Türkiye bu saldırıyı, Atatürk çizgisiyle, 29 Ekim 1923 kuruluş felsefesiyle göğüsleyebilir. 29 Ekim 1923; ekonomisi, bürokrasisi, ordusu, yargısı, kısacası tüm kurumlarıyla milli bir devlet tasarımıydı. Türkiye’nin kuruluş mimarisi, keyfi bir tercih olmaktan öte, tarihinin dayattığı bir zorunluluktu”.

Özbek, Türkiye’nin kurucu değerlerine yabancılaşmış, kurumsal belleğini yitirmiş, yön duygusunu kaybetmiş bir hasta görüntüsü verdiğini vurgulayarak, şunu söylüyor: “Düşünsel ve kurumsal anlamda, kuruluş denkleminden uzaklaşan bir devlette neler yaşanacaksa, Türkiye onları yaşamaktadır”.

Utancı Anıtlaştırmak / Hüseyin Özbek / Doğu Kitabevi / 304 s. / 2020.