Vergi Denetiminde Yeni Dönem...

02 Ağustos 2011 Salı, 06:39
Abone Ol google-news

Mali reformların başarısı, ancak vergi hasılatının, “gelir, servet ve tüketim sacayağından oluşması” ve mali gücü kavraması halinde sağlanabilir.

Geçen hafta yayımlanan bir kararname ile vergi denetimiyle ilgili organizasyon yapısında radikal değişiklikler yapıldı. Birkaç gazete ilanı ve kişisel yorum dışında hak ettiği dikkati çekmeyen konunun biraz daha etraflıca tartışılması gerekirdi. Zira vergi incelemelerinde yetki ve organizasyon farklılaşmasını üç boyutlu düşünmek gerekiyor. 1- Kurulların kapatılması ve unvanların kaldırılması. 2- Mali yapıdaki reorganizasyonun tarihsel boyutu ve sonuçları. 3- Mükellef ile idare arasındaki ilişkiler bakımından denetim sürecindeki değişimin olası sonuçları. Maliye Teftiş Kurulu, Hesap Uzmanları Kurulu, Gelirler Kontrolörleri ve Vergi Denetmenleri son kararname ile tek çatı altında birleşip, vergi müfettişi adı altında görev yapan personelden oluşan bir unvanda toplanmış oluyor. Yüzyıldan fazladır devam eden bir geleneği sürdürmekten başka, işlev bakımından “teftiş” hizmetinin kapsam dışı bırakıldığı düzenlemenin elbette önemli sonuçları olacaktır. Teftiş ile vergi denetiminin dışında kalan ve teşkilatın iç işleyişinde belirlenen kurallara uyumu denetleyen bir fonksiyon kastedildiği malum. Şimdilik, büyük bir teşkilatın teftişsiz idare edilebileceğinin düşünülmemiş olduğunu temenni ediyorum.Vergi müfettişlerinin işbölümü ve uzmanlaşma amacıyla kurulacak gruplar nezdinde denetim yapacağı anlaşılıyor. Bu amaçla şu başkanlıklar kurulabilecek:- Küçük ve Orta Ölçekli Mükellefler Grup Başkanlığı. - Büyük Ölçekli Mükellefler Grup Başkanlığı. - Organize Vergi Kaçakçılığı ile Mücadele Grup Başkanlığı. - Örtülü Sermaye, Transfer Fiyatlandırması ve Yurtdışı Kazançlar Grup Başkanlığı.Organizasyon şemasının vergi mükelleflerini ilgilendiren kısmı yukarıdaki gibi.

KOBİ’lerle Büyük Ölçekli Mükellefler ayrımında, “ciro ve çalışan sayısı” ölçeği, Organize Vergi Kaçakçılığı ile Mücadele ve diğer grup başkanlığının “işlev” bakımından örgütlendiği öngörüldüğüne göre, çakışan incelemelerin sorun oluşturacağı şimdiden belli.

Vergilendirmenin dışındaki mali işlevlerin, teftiş, bütçeleme, milli emlak, muhakemat, araştırma gibi alanlarda doğan yönetici ihtiyacını, kıdem sırası ve/veya başka nispeten objektif denilebilecek ölçülere göre karşılayan kurulların vergiye odaklanacak olması, bir süre sonra söz konusu birimlerde doğacak boşluğun giderilmesinde kişisel faktörlerin etkisini arttırabilir.


Bir ekol son bulurken…

Konuyu kişiselleştirmek istemezdim. Ama hasbelkader de olsa, Danışma ve Denetim Birimleri adı verilen Kurullardan birinde görev yaptığım için bu kurullarda oluşmuş geleneğe dayalı öğrenim sisteminden yararlanmış bir kişiyim. Ekonomi alanındaki bilgi seviyem az ya da çok ne ise kuruldaki çalışma süresinin bunda etkili olduğunu biliyorum. Mesele, sadece bilgi de değil. Türkiye’de bilgi sahibi insan kıtlığından çok, görgülü insan kıtlığı olduğunu bir kenara yazarsak, hiyerarşi dışındaki eğitim biçiminin, usta-çırak ekolünün, kıt olanın ortaya konulmasında yararlı olduğunu gözlemlemek güç değil.


Sürece dikkat…

1980 sonrasında Türk mali sisteminin örgütsel yapısını gözden geçirmeden bugünle ilgili yorumlar hep eksik kalıyor. Denetim birimlerinin reorganizasyonu ile Türk vergi sistemini ilişkilendirmeden de aynı sorun ortaya çıkıyor. Maliye ve Gümrük Bakanlığı çatısı altından, Gümrük, Hazine ve Dış Ticaret daha sonra Hazine Müsteşarlığı, Dış Ticaret Müsteşarlığı, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, Gelir İdaresi Başkanlığı gibi birçok kurum ve kuruluş çıktı. Sosyal Güvenlik Kurumu içerisine Maliye Bakanlığı’nın bağlı-ilgili kuruluşu sayılan Emekli Sandığı dahil edildi. Finansal alanda BDDK, TMSF, Kamu İhale Kurumu gibi kuruluşlar faaliyet göstermeye başladı. Mali Suçlar Araştırma Kurulu oluşturuldu. Tüm bu kurumların oluşmasında Maliye bürokrasisinin veya artık kapatılan kurulların çeşitli unsurlarından oluşan bir beşeri sermaye kullanıldı. Bugüne kadar vergi mükellefine yansıyan en önemli değişiklik Gelir İdaresi Başkanlıkları ile Defterdarlıkların ayrılmasıydı. Kurulların lağvedilmesi ve denetim teşkilatı ile birlikte, farklı bir teşkilatlanma modelinin vatandaşı etkileyen en önemli ikinci adımı atılmış olacak. Bu reformlar yerinde ve zamanında atılmış adımlar olsaydı dahi, başarılı olabilmeleri için, başta Türk vergi sisteminin finansman kalitesine ilişkin düzeltmeler gerekiyor. Mali reformların başarısı, ancak vergi hasılatının, “gelir, servet ve tüketim sacayağından oluşması” ve mali gücü kavraması halinde sağlanabilir.


Uğur Dündar-  Maliye Uzmanı