Analitik Felsefe - Çözümlemeci Felsefeye Bir Giriş

Prof. Dr. Sara Çelik, araştırma notlarını ve belgelerini bir araya getirdiği Analitik Felsefe - Çözümlemeci Felsefeye Bir Giriş (Retro Basım) isimli incelemesinde, çözümlemeci felsefenin tarihsel gelişimini, temsilcilerini “formalist açıdan felsefî çözümleme” ve “günlük dil açısından felsefî çözümleme” üst başlıkları altında merceğe alıyor.

07 Ekim 2021 Perşembe, 00:01
Abone Ol google-news

DİLBİLİMSEL, TOPLUMBİLİMSEL VE SAĞDUYUSAL BAĞLAM!

- Felsefe alanında inceleme yapıtları kaleme alan bir kişi olarak, daha çok “Bilgi Felsefesi - Epistemoloji” üzerine yapıtlar verdiğiniz dikkati çekiyor. Bu arada yakın bir süre önce önce yayımlanan yeni yapıtınız Analitik Felsefe - Çözümlemeci Felsefeye Bir Giriş başlığını taşıyor.

Bu son yapıtınızla, önceki yapıtlarınız arasında bir bağ, bir bağlantı kurulabilir mi? Eğer kurulabilirse bunu biraz açıklayabilir misiniz?

Kuşkusuz bir bağlantısı var tabii. Analitik felsefe yaygınlaşmış genel başlık olduğu için tercih edildi. Aslında ele alınan felsefe ana kulvar olarak “çözümlemeci felsefe” adıyla anılmaya çok daha uygun bir yol ya da felsefi etkinlik olarak görülebilir.

Çünkü burada esas olarak dünyaya, varlığa, insana, toplumsallığa ilişkin temel kavramların dilbilimsel (linguistik), mantıksal-matematiksel, toplumbilimsel ve felsefi çözümlemeleri yapılmaktadır ve sonuç olarak kavramların geçerli tanımlarına ulaşmak amaçlanmaktadır.

Ancak öyle bir dönem geldi ki, kavramlar, sanki felsefenin en temel işlevi buymuş gibi metafizik bağlamda ele alınarak dilbilimsel, toplumbilimsel ve sağduyusal diyebileceğimiz bağlamlarından koparılarak ele alınma yoluna gidildi.

Bu dönem özellikle 19’uncu yüzyılda doruğuna ulaştı diyebiliriz: Kavramlar metafizikçi filozofların elinde oldukça keyfi, özel anlamlar kazanmış olarak kullanılmaya başlandı. Ve ortaya görkemli metafizik öğretiler çıktı.

HEGEL’DEN MARKS’A, SPENCER’DAN BRADLEY’E ÖĞRETİLER...

- Örnek olarak kimleri verebilirsiniz?

Bunların en güzel örneği Hegel’in “Nesnel İdealizmi,” Marks’ın “Tarihsel Materyalizmi” Spencer’ın evrimsel doğalcılığı ve bunun gibi benzer metafizik öğretiler tarih sahnesini doldurdu. Bu metafizik eğilimli öğretiler kıta Avrupası’ndan olduğu gibi, Ada Avrupası’na da etkinlik gösterir bir duruma gelmişti.

Özellikle Hegel’in öğretileri, Bradley gibi pek çok İngiliz temsilci tarafından İngiliz vatandaşlara ve öğrencilere öğretilmeye başlanmıştı.

Ne var ki geleneğinde metafizik öğretilere fazlaca yer verilmeyen genelde ampirist ve realist nitelikli İngiliz felsefe odakları, bu idealist nitelikli metafizik öğretilere oldukça soğuk bakarak uzak durmayı tercih ettiler.

Bu metafizik öğretilerin öncelikle kavramsal dokularını ele alarak mantıksal ve dilsel çözümleme süzgecinden geçirerek bu bağlamda yanlış, keyfi dil ve kavram kullanımlarını göstermekle, gerçekte dilsel ve kavramsal dokunun felsefece nasıl olması gerektiğinde birleştiler.

Böylece 20. yüzyıl İngiliz felsefesinde yeni bir felsefi yaklaşım olarak “Çözümlemeci yani Analitik Felsefe” akımı doğmuş oldu. Bu felsefenin genel yöntemi gelinen tarihsel dönemin zorunlu bir sonucu olarak felsefi çözümlemeler yapmaktı.

“OLMAZA - SAÇMAYA İNDİRGENME” YÖNTEMİ!

- Bu çözümlemeler yapıldıysa eğer ulaşılan sonuçlar neler oldu?

Bu bakış açısı sonucunda ilk iş olarak dilsel (linguistik) bağlamdan yola çıkarak temel felsefi kavramların gerçek neliğini, aralarındaki mantıksal bağı, bağlantıyı göstermeye çalışan mantıksal-matematiksel, formel diyebileceğimiz yaklaşımlar ortaya çıkarken, aynı zamanda temel metafizik kavramları kendi bağlamları içinde ele alarak bu idealist metafizik öğretilerin kavramsal dokusunu kıyasıya eleştiren çalışmalar ortaya çıktı.

Bu alandaki çözümlemeler, bu metafizik nitelikli kavramları daha çok “olmaza-saçmaya indirgenme” yöntemiyle çürüterek, bu kavramların yerine günlük dilden yola çıkarak, sağduyusal, yaklaşımla örtüşen anlam boyutlarına oturtulmaya çalışılan bir çözümleme süreci dikkati çekmektedir.

- Bu alanda öne çıkan felsefeciler, düşünürler kimlerdir peki?

“Günlük dil açısından felsefi çözümleme” diyebileceğimiz bu alandaki önemli düşünürler, Geç döneminde L.Wittgenstein, George Edward Moore, Gilbert Ryle ve John Wisdom, ve John Austin gibi düşünürler olmuştur.

Yukarıda sözü edilen daha çok “formalist açıdan, dilsel-mantıksal-matemetiksel felsefi çözümleme” yapan düşünürler kuşağı da Bertrand Russell, Ludwig Wittgenstein ve Mantıkçı pozitifist akımının temsilcilerinden olmak üzere Moritz Schlik, Rudolf Carnap, Alfred Jules Ayer gibi düşünürlerin adı sayılabilir.

SOKRATES’İN YOLU: SORU-YANIT DİYALOĞU

- Felsefe tarihinde çözümlemeci eğilimli açıklamalar yapan düşünürler hiç mi yoktur? Çünkü anladığımıza göre felsefede kavram çözümlemeleri yapmadan yol almak pek kolay görünmüyor gibi.

Olmaz olur mu? Kuşkusuz vardır. M.Ö. 6. yüzyılda Thales’le başlayarak, “Fizikçiler” diye anılan ilk filozofların doğanın ana maddesinin neliği üzerine birbiriyle çelişen birtakım metafizik açıklamalar yapmalarının gereksiz bir çaba olduğunu düşünen, 5.yüzyılın ilk filozoflar kuşağı sofistler, dikkatlerini bilgi konusuna yönelterek gerçek bilginin neliğini araştıran kavramsal çözümlemeler yapmışlardır.

Ancak kuşkucu tutumları nedeniyle kesin bir çözüme ulaşamayınca bu kez de Platon’un hocası olduğu düşünülen Sokrates, konuyu toplum daha doğrusu insan alanına çekerek, insanın toplumdaki iyiliği, mutluluğu, esenliği, açısından hareketle, insana ilişkin tüm etik kavramların gerçek anlamların ne olduğunu, soru yanıt diyaloğu içinde araştırmaya, bulmaya çalışmıştır.

- Yani analitik felsefe ile bilgi felsefesi hayli yakın disiplinler o halde…

Aslında analitik felsefenin bilgi felsefesi ile ilişkisi çok içten ve özsel bir bağdır. Bunu yadsımak olanaksızdır.

Çünkü her ikisinin de genel olarak bilginin neliğini (mahiyetini) araştırak işe başladıkları görülür. Bu bağlam da bilgide doğruluk nedir? Bilgide doğruluk koşulları nelerdir? Bilgi türleri nelerdir?

Bu sorular çözümsel olarak yanıtlanırken, bilgiye ilişkin öteki kavramlar; akıl, duyu, duyum deneyim, zihin, zihinsellik, bellek, gibi kavramlar da her iki öğretide de kendi araştırma duyarlılıklarına bağlı olarak ele alınırlar.

Kısacası kavram çözümlemeleri her iki alanda da temeldeki ana enstrüman durumundadır. Buna karşılık Bilgi felsefeleri temel yaklaşımlarını, duyumculuk, deneycilik, akılcılık, sezgicilik gibi ana kabuller bağlamında temellendirirken, çözümlemeci felsefe daha nesnel bir tutumla kavramları çözümleyerek, çözümleme sonuçlarına göre genel bir bakış açısına ulaşabilir.

- İhtiyacımız olan çözümleyici felsefe o halde…

Aslında çözümleyici felsefenin alanı daha geniştir diyebiliriz. Çünkü çözümlemeci düşünür, her türden kavramı ele alabilir.

Yukarıda sözünü ettiğimiz temel kavramlara ek olarak ilgi alanına göre, etik kavramlarına, zihin kavramlarına daha ağırlıklı olarak yönelebilir.

Örneğin G. E. Moore’un ‘iyi’ kavramının neliğine ilişkin kavram çözümlemeleri başlı başına bir kitap halinde karşımıza çıkmaktadır. Ancak burada deontolojik hiçbir açıklama olmadığını ve ‘iyi’ kavramının tümüyle metaetik olarak ele alındığını ve bu özellikten dolayı ortada bir felsefi çözümleme olduğunu söyleyebiliriz.