Gazi’nin Sineması

Cumhuriyet’in kurulmasından 1933’e kadar süreç hayli zor olmuş, genç Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk’ün öncü olduğu yeniliklere tanıklık etmiştir. Atatürk’ün hem sinemaya hem de kültürel alanlara ilgisi bu alanlarda da işleri kolaylaştırmıştır. Gazi, birçok alanda olduğu gibi sinema konusunda da kendi filmini çekebilen bir ülke istemiş, başarılı da olmuştur. Atatürk, halk ile iç içe olarak bunun beraberlik ve iş birliği içinde olmasına da özen göstermiştir. Ali Özuyar’ın kitabı Gazi’nin Sineması (Yapı Kredi Yayınları) tüm bu bağlamlarda bir dönem portresi çizmektedir.

07 Ekim 2021 Perşembe, 00:03
Abone Ol google-news

Doğumunun yüzüncü yılında (1981) Atatürk hakkında yapılan bibliyografik çalışmaların hacmi oldukça artmıştır. Bu yazıların birçoğunun künyesini incelediğimde ortaya konan eserlerin daha çok Atatürk’ün askerî, siyasi ve liderlik yönleri üzerinde durduğunu gördüm.

Örneğin, Atatürk’ün çok yönlü bir lider olmasına ve simgeleşen sözlerine karşın sinema üzerine ya da sinemaya olan ilgisine ilişkin herhangi bir bilgiye rastlamadım.

1933-1934 yıllarına ait ulusal gazetelere göz gezdirirken “Türkiye’nin Kalbi Ankara” adlı sinema filmi dikkatimi çekmişti. Ali Özuyar’ın Gazi’nin Sineması (Yapı Kredi Yayınları) kitabı ise karşımızda sinemayla ciddi bağı olan bir lider çıkardı.

1933 yılı Cumhuriyet’in onuncu yılıdır. Dönemin ulusal gazeteleri 29 Ekim’de yüz sayfaya yakın çıkar ve on yılda alınan yol gazetelerde anlatılır.

1933 yılı aslında birçok açıdan, özellikle Darülfünûn’dan üniversiteye geçişte de adeta bir dönüm noktasıdır. Nazi zulmünden canını kurtaran Yahudi kökenli Alman hocalar için de Türkiye bir nefes olmuştur.

Bu hocaların anılarına bakıldığında büyük zorluklarla inşa edilmeye çalışılan Türkiye Cumhuriyeti’nin başından geçenler de az buçuk görülebilir.

Millî Mücadele ile başlayan süreç artık savaş meydanlarından çok düşüncenin eyleme dökülmesine dönüşmüştür. Atatürk, eylemsel yapının kurulmasında büyük bir rol oynamış, bizzat yapılacak olanlar için başaktör konumunda yer almıştır.

Gazi’nin Sineması bu noktada önemli bir kitap. Özuyar, bu titiz çalışmasında arşiv kaynaklarından yararlanmış, gazete haberlerinden derlediği bilgileri de okuyucuya sunmuştur.

Bu tür çalışmaların en güzel yanı, dönemin zihnî yapısını ortaya koyması ve kıyıda köşede unutulmaya yüz tutmuş bilgileri bizim için hazır etmesidir.

Gazi’nin sinema macerası, köşke alınan Kinox Ernemann marka projeksiyon makinesi ile başlar. 22 yaşındaki Kadıköy Hale Sineması’nın operatörü Necati Bey boş bulunan kadroya operatör olmak için talip olur ve aldığı referanslarla göreve başlar.

NÂZIM’IN ‘İSTANBUL SENFONİSİ’

Çankaya Köşkü’ne gelen filmler, İstanbul’da bu işi yapan firmalar tarafından temin edilmiş, daha çok Gazi’ye hitap eden film türleri (komedi, müzikal dram, kurmaca) seçilmiştir.

1930’lu yıllarda dünyada olduğu gibi Türkiye’de de Amerikan filmleri hayli ilgi çekmiştir. 1938 yılında Köşk’ten dönemin sinema şirketlerinden olan İpek Film’den “Üç Ahbap Çavuşlar” ve Nazım Hikmet Ran’ın “İstanbul Senfonisi” filmi sipariş edilmiştir.

Sesli filmin Türkiye’ye gelmesi de uzun sürmemiş, ilk uygulama da Opera Sinemasında RCA marka bir makineyle başlamıştır.

AMERİKALI VE RUS SİNEMACILARIN İLGİSİ

1930’lu yıllarda Türkiye Cumhuriyeti’ne Amerikalı sinemacılar hayli ilgi göstermiş, sürekli genç Cumhuriyeti filme almak için teklifler gelmiştir. Gazi, Köşk’teki özel sinemasının yanında halk arasına karışarak gerek İstanbul, gerekse Ankara ve İzmir’de filmler izlemiştir.

1934 yılına gelindiğinde Sovyetler iş birliği ile çekimine karar verilen “Türkiye’nin Kalbi Ankara” karşımıza çıkar. Yönetmen koltuğunda ise Sergei Yutkevich vardır. Dönemin ulusal gazetelerinde filmin çekim aşamasından peyderpey bahsedilir.

Bu film Maarif Vekâleti’nce senaryosu çok ihtilâlci bulunan “Öldürmeyen Adam” yerine çekilmiştir. Film ekibi, 120 gün Türkiye’de kalmış ve bu süre zarfında 55 dakikalık bir film ortaya çıkmıştır.

Filmin tesliminden sonra Çankaya Köşkü’nde özel bir gösterim yapılmış, devlet ricalinden bazı isimlerin de katıldığı bu gösterimden son derece memnun kalınmıştır.

ATATÜRK, SİNEMANIN YAKIN TAKİPÇİSİYDİ!

1930 yılında yurt gezisine çıkan Gazi gittiği şehirlerde de sinemayı aksatmamış, bu yurt gezilerini de kadraja aldırmıştır. Gazi, bazı filmlere siyasi konjonktür gereği uzak durmuştur.

I. Dünya Savaşı’nda Batı Cephesi’nde savaşan yazar Erich Maria Remarque’ın romanından sinemaya uyarlanan “Batı Cephesin’de Yeni Bir Şey Yok” filmi de bunlardan biridir. Gazi’nin, dikkatini çeken bir diğer yapım, İngiltere kökenli, Opera Film’in ithal ettiği “Çanakkale/Tell England” filmidir.

Bu arada sinemanın yakından takipçisi olduğu için, sinemanın sorunlarıyla da yakından ilgilidir. Sinemacılar, kazançlarının % 33’ünü vergi olarak vermekteydi o dönemde. Bu dilim % 10’a Gazi’nin girişimleri ile düşürülmüştür.

Mimar Vedat Tek’in Millet Bahçesi’nin içindeki Türk Şirketi Sinema ve Tiyatrosu’nu yapmasıyla resmî bir girişim de yapılmıştır bu alanlarda.

Bunun dışında Cebeci’deki Karacabey Hamamı Sineması da faaliyetteydi (1924). Bu tarihten birkaç yıl sonra Türk Ocağı, Yeni ve Kulüp sinemalarının kurulmasıyla da başkentin sinema yaşamı zenginleşmeye başlamıştır (1926).

ATATÜRK’ÜN CHAPLIN SEVGİSİ

Atatürk’ün Charlie Chaplin filmlerine ayrı bir ilgisi olduğunu yine Özuyar’ın kitabından öğrenmekteyiz. Ona göre; Chaplin büyük bir sanatkârdı. “Şehir Işıkları/City Light filmi oldukça dikkatini çekmişti.

Bunların dışında, “Küçük Daktilo”, “Atlantik”, “Deli Şarkıcı”, “Neşeler Diyarı”, “Gündüz Benim Gece Senin”, “Gece Bülbülü”, “Şarlo İdam Mahkûmu”, “Paris Şarkıcısı” adlı filmler de Gazi’nin ilgilendiği diğer yapımlardı.

Gazi, bu arada Gazi Numune Çiftliği”nin filme alınmasını istemiş, Türk Ocakları bu filmi ilk gösteren kurum olmuştur. 1934 Haziran’ında Türkiye’yi ziyaret eden İran Şahı Rıza Pehlevi’nin Türkiye’deki ve İran’daki çekimlerin bir araya getirilmesiyle bu ziyareti filme alınmıştır.

‘BİR MİLLET UYANIYOR’

Sinemaya önem veren Gazi, Türk İnkılâbı’nı anlatmak adına bir film yapılmasını ister. Bunun için de Münir Hayri Egeli sinema eğitimi alması için Almanya’ya gönderilmiştir. Senaryosu dahi yazılan “Ben Bir İnkılâp Çocuğuyum” filminin çekimlerine başlanmış fakat Atatürk’ün sağlık problemlerinden dolayı tamamlanamamıştır.

Gazi, çekilen belgesel ya da kurmaca filmlerde de rol almıştır. İzmir’in geri alınışını ve İzmir’e girişini konu edinen ilk adı “İzmir Zaferi”, sonradan “İstiklâl” filmi de Fuat Uzkınay tarafından çekilmiş, belli parçalar eklenerek film genişletilmiştir.

Muhsin Ertuğrul yönetmenliğinde “Bir Milet Uyanıyor” filmi de Ankara ve İstanbul’daki sinemalarda gösterilmiştir.

Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin ilerleyişi başta Amerika olmak üzere birçok ülkenin dikkatini çekmiştir. Gazi, son olarak cenaze merasimi ile kadraja girmiştir.

BİR DÖNEM PORTRESİ

Gazi’nin Sineması kitabı bir dönem portresini çizmektedir. Geçmişin yüklerinden kurtulmaya çalışan Türkiye Cumhuriyeti, aynı zamanda yeni atılımlarla varlığını tesis etme telaşındadır. Bunun ilk hamleleri kurumlarla yapılmaya çalışılmış, Ankara başkent olarak Gazi’nin öncü olduğu yeniliklere şahitlik etmiştir.

Cumhuriyet’in kurulmasından 1933 yılına kadar süreç hayli zor olmuş, yine de bir şeyler ortaya koymak adına büyük çabalar sarf edilmiştir. Gazi’nin çabalarıyla ülke kendine yeter hâle getirilmeye çalışılmıştır.

Gazi’nin hem sinemaya olan ilgisi hem de kültürel konulara ilgili oluşu işleri kolaylaştırmıştır. Bu kitaptan öğrendiğimize göre; 1930’lu yıllarda film yapım firmalarından (İpek, Ha-ka), Ankara (Yeni Sinema), İzmir (Elhamra) ve İstanbul’da (Elhamra ve Opera Sineması) sinemaların varlığından haberdarız.

Gazi, birçok alanda olduğu gibi sinema konusunda da kendi filmini çekebilen bir ülke istemiş, başarılı da olmuştur. Onun bu cesaretli tavrı ülke dışından birçok insanın dikkatini çekmiş, ülkede yaşanan gelişmeleri kadraja almak istemişlerdir.

Gazi, halk ile iç içe olarak bunun beraberlik ve iş birliği içinde olmasına da özen göstermiştir. Dönemine göre değerlendirildiğinde, Türkiye büyük bir savaştan çıkmasına rağmen birçok alanda büyük atılımlar yaparak kısa zamanda uzun bir yol almıştır.