Spinoza’nın yeniden keşfi!

Spinoza’nın kamutanrıcılık diye Türkçe sözlükte yer alan karşılığında, panteizme yakınlaştığı söylenirse de, Nadler’in savına bakarsanız, panteist düşünce tanrıyı genelleştirip uzakta tutar ve mabedinden dışarıya çıkarmaz. Steven Nadler, Spinoza’nın Felsefesi (Çev. Merve Rana Aydın / Beyoğlu Kitabevi) adlı kitabında kısaca, “Tanrı bir inanç ilkesine değil, bilinebilirlik ilkesine bağlıdır, o inanılacak bir mercii değil, bilinecek bir varoluştur” demekte; Spinoza’nın geniş yelpazesinden sokaktaki okura gereken tanımlarla bir Spinoza resitali vermektedir.

13 Ocak 2022 Perşembe, 00:03
Abone Ol google-news

Çizim: ALEXANDRE CAMANHO

İLK LAİK FİLOZOF!

Türk entelektüalizminde “Spinoza’yı en iyi yorumlayan” kalemler arasında bilinen, 2007’de kırk yedi yaşındayken yitirdiğimiz Ulus Sedat Baker’in katkıları filiz vermiş olmalı ki, peş peşe bir kısmı Spinozacı, bazıları salt yorumlayıcı yapıtlar okurlara ulaştı.

Bu, sevindirici elbette; ne var ki yeterli değil. Zira yayınlananların tamamı bir elin parmakları kadar. Spinoza’nın kaleminden çıkma doğrudan eserleri hem hacim olarak hem okunmasında güçlük duygusu bıraktığından bu bir düzine yayın içinde en sona kalıyor.

Okur haksız da sayılmaz! Eğer felsefe eğitiminden kaynaklı bir gelişim süreci geçirmemişse, içinde bol bol “töz, tin, tikellik” gibi Türkçeye biraz zorluk katan sözcüklerle boğuşmak zorunda kalacaktır.

Oysa ki, Spinoza anlaşılmayacak bir felsefe oluşturmadığı gibi, hatta tam aksine eğer dikkatle bakılırsa kolay bir geometrik tasarım hâlinde varoluşumuza ait ontolojik soruları yanıtlandırmaktadır.

Spinoza’nın düşüncesini okura, özellikle Türk okuruna daha elverişli ve okunaklı bir aktarım yapan yapıtlar da, bu son on yıl içinde çıkmadı, değil. Çetin Balanuye’nin Spinoza’nın Sevinci Nereden Geliyor? başlıklı, çok sade ve okuma uğraşısını sevince dönüştüren yapıtını bir daha anımsatıp, Beyoğlu Kitabevi tarafından okura sunulmuş bir çeviri metne göz atalım.

1958 doğumlu, Amerikan akademik topluluğunun yaşayan saygın üyelerinden Steven Nadler’in öteden beri hem Baruch Spinoza hem de Yahudilik ve Judaism üzerine kitapları okunmaya değer yapıtlar olarak hak ettiği yeri alıyordu.

Spinoza’da Etik başlıklı, Cambridge Üniversitesi’hce 2006’da basılmış, filozofun anlaşılması için bir giriş kitabı gibi tasarladığı yapıtını, Nadler, daha sonra nazik bir kısaltmayla Stanford Felsefe Ansiklopedisi’ne yazdığı Spinoza’yı genel okura ulaştırmak istemiş bulunuyordu.

Bu metnin genişletilmiş versiyonu olan ve Türkçeye çevrilirken Spinoza’nın Felsefesi başlığını alan, her kesimden okurun dikkatine sunulacak bu çalışmayı Merve Rana Aydın, Türkçenin kıvraklığına ve akıcılığına uygun bir çabayla dilimize kazandırdı. Böylece Spinoza kitaplığımız bir yapıta daha kavuştu.

On yedinci yüzyılın çekingen, insandan kaçan, yalnızlığı tercih etmiş ve zaten bulunduğu Yahudi cemaatinden tanrıtanımazlık suçlamasıyla “herem” olarak bilinen aforoza uğramış Spinoza’nın söylediği, basitçe, tanrının doğa olduğu, doğayı aşan, doğadan aşkın bir tanrı varlığının bulunmadığıydı.

“İlk laik filozof olarak tanımlanabilir” görünen Spinoza, ne uhrevi-semavi dinlerin tanrısı, yahut arkaik dönemlerin mitolojik tanrılarını var sayıyor, ne de Descartes’ın felsefi bir tanrıya dönüştürdüğünce tanrı fikrini bir mabedin içinde bırakmak istemiyordu.

SPINOZA İÇİN TANRI, CONATUS!

Spinoza için tanrı ezeli ve ebedi, sonsuzca tekrarlanan bir üretim gücüydü, bütün varlıkların var olma çabasına Conatus adını vererek tanrıyı bunun içinde bir doğallıkla tanımlıyordu.

O yüzden tanrı korkulacak, kendi buyruklarını dinlemeyenlere ceza yağdıran bir varlık değil, aksine hayatın sevilmesi olanağını veren bir sevinç kaynağı olmalıydı.

Ve yine bu nedenle tanrı, kutsal kitaplarda ve göksel dinlerin tanımladığı yahut tanımını muğlak bıraktığı gibi, antropomorfik insana veya bir canlı bedene benzeyen halde olamazdı; yaşamın ta kendisiydi tanrı.

Bu görüşleri, ister istemez Spinoza’yı evrende hiçbir şeyin doğadışı ya da olağanüstü olamayacağı, her şeyin kabul edilebilir bir gerçeklik olduğu düşüncesine taşımaktadır.

Bu nedenle Spinoza’nın olumlayıcı bir Stoik filozof olduğu, bir anlamda kader denilen olması gerekenlerin ortaya çıkışına da gönülden razı geldiği söylenegelir.

NADLER’İN SAVI: ‘TANRI, BİR VAROLUŞTUR!’

Yine Spinoza’nın kamutanrıcılık diye Türkçe sözlükte yer alan karşılığında, panteizme yakınlaştığı söylenirse de, Nadler’in savına bakarsanız, panteist düşünce tanrıyı genelleştirip uzakta tutar ve mabedinden dışarıya çıkarmaz.

Nadler, kısaca, “Tanrı bir inanç ilkesine değil, bilinebilirlik ilkesine bağlıdır, o inanılacak bir mercii değil, bilinecek bir varoluştur” demekte; Spinoza’nın geniş yelpazesinden sokaktaki okura gereken tanımlarla bir Spinoza resitali vermektedir.

Spinoza’nın Felsefesi kitabında töz, tin, tikellik gibi zorlayıcı Türkçeleşmiş sözcüklere karşın, metnin dilinde Türkçenin geniş dağarı hakim görünüyor.

Kitabın künyesinde, son yıllarda yayıncılığımızın önemli isimlerinden, editör, yazar ve akademisyen Hasan Aksakal’ın imzasını görmek bu çeviri yapıta olan güveni artırıyor. Elimizdeki çeviri yeterince güçlü dipnotları, açıklamalar ve belli ki virgülüne kadar özenilmiş bir çalışma.

Batı felsefesinin kanonik yapısında bir uğrak yeri gibi beliren ve tam da bu nedenle Wittgenstein’dan Althusser’e, Negri’den Deleuze’e kadar modern düşünce tarihine ışığı yansıyan Spinoza’yı böylece bir kez daha, bundan sonra gelecek yeni bir çalışmaya kadar keşfetmek için, elimizdeki bu yapıtı bir başvuru kaynağı olarak bulunduracağız.

Şurası açıktır ki, Spinoza, her keşfedilişin ardından unutulmuş gibi kalır ve sonra yeniden keşfi gerekir.

Spinoza’nın Felsefesi / Steven Nadler / Çeviren: Merve Rana Aydın / Beyoğlu Kitabevi / 88 s. / 2021.