CerModern’in yüz yıllık “Cer” mekânı zaten başlı başına bir hafıza alanı. Rayların, demirin, üretimin disiplinli sertliğinin taşıdığı o eski enerji, bugün çağdaş sanatın çoğul dilleriyle yeniden hareketleniyor. “Cer”in çağırdığı hareket, canlılık ve dönüşüm fikri, serginin omurgasına yalnızca kavram olarak değil, mekânın dokusuna sinmiş bir gerçeklik gibi yerleşiyor. Bu yüzden “New:Now” başlığı, basit bir güncellik iddiası değil; “şimdi”yi bir eşik, bir geçiş, bir dönüşme hâli olarak ele alan bir önerme.
Sergi, genç sanatçıların zaman, dönüşüm, yaratıcılık, özgünlük ve sürdürülebilirlik üzerine düşüncelerini bir araya getiriyor. Ama serginin asıl gücü, bu kavramları bir “tez” gibi sunmasında değil; işlerin birbirine değdiği yerlerde, izleyiciyle kurduğu ilişkide çoğalmasında. Günümüzün belirsizlikleri ve krizleri dışarıda duruyor; içeride ise buna rağmen üretmeyi sürdüren bir direnç var: Disiplinlerarası yaklaşım, çoğul ifade biçimleri, geleneksel ve yeni mecralar arasında kurulan geçirgenlik…
Bir yıla yayılan yoğun araştırma sürecinin ardından davet edilen sanatçılar, yüksek estetik duyarlılık, sürece dayalı çalışma, yenilik ve cesaret gibi nitelikleriyle öne çıkıyor. Sergi, eserler arasında olduğu kadar izleyiciyle de aktif bir diyalog kurmayı amaçlıyor. Bu “diyalog” sözü burada bir süs değil; gerçekten de sergi, izleyiciyi yalnızca dolaştırmıyor, konumlandırıyor: Bakışın ritmini değiştiriyor, düşünmenin yönünü başka bir koridora çeviriyor.
Güllü’nün sergi metninde altını çizdiği cümle, akılda bir eşik taşı gibi duruyor: “Bugünümüzü görselleştirebilirsek, yarınımızı şekillendirebiliriz.” Bunu, bir slogan gibi değil; bir sorumluluk çağrısı gibi okumak mümkün. Çünkü “görselleştirmek” yalnız estetik bir mesele değil: Bugünün karmaşasını, tedirginliğini, arzusunu, gerilimini ve umut parçalarını görünür kılmak… Görünür olanın tartışmaya, dönüşmeye, yeniden kurulmaya daha açık hâle gelmesi…
Seçkide farklı yönlere açılan üretimler, ortak bir iklimde buluşuyor. Kimi işler mekânı yeniden düşünmeye çağırıyor; kimi temsili sorguluyor, kimi gerçeklikle gerçeküstü arasındaki boşlukta yeni bir anlatı kuruyor, kimi beden hafızasına ve iyileşme süreçlerine yaklaşıyor. Burada “yenilik” çoğu zaman yüksek sesle değil; yöntemde, süreçte, malzemeyle kurulan ilişkide belirginleşiyor. Bir işten diğerine geçerken yalnız biçim değiştirmiyorsunuz; düşünme biçiminiz de küçük kaymalar yaşıyor.
SEÇKİDEN SANATÇI NOTLARI: DÖRT FARKLI HAT, TEK BİR ORTAK İTKİ
Bu geniş seçkiden birkaç sanatçı üzerinden bakınca serginin damarları daha iyi görünüyor:
Ece Duran, mekânı “kullanım” ve “işlev” sınırlarına sıkıştıran akılcı çerçeveyi gevşetip, çizimin özerk alanında başka bir derinlik arıyor. Pratiğinde mekân; ölçülen, hesaplanan bir şey olmaktan çıkıp sezgiyle, çağrışımla, rüyaya benzeyen bir tasarım sezgisiyle genişliyor. Bu yaklaşım, CerModern’in endüstriyel belleği içinde özellikle çarpıcı: Sert bir altyapının içinde, ölçüsüz bir iç alan açılıyor.
Ayşe Uluçay’ın üretiminde ise öznenin temsilini kuran şey çoğu zaman “tamlık” değil; eksiklik, yarılma, kadrajın dışına itilen ayrıntılar… Siyah giysilerle örtülü bedenler, kesilmiş kadrajlar, silikleşen yüzler; temsilin ideolojik sınırlarını görünür kılarken izleyiciyi de “görmenin” sınırında tutuyor. Figür anlamın merkezi olmaktan çekiliyor; boşluk ve muğlaklık, resmin asıl yükünü taşımaya başlıyor.
Ece Haskan, gerçeküstü imgelerle gündeliğin tutarsızlıklarını ironik bir dille yeniden kuruyor. Zaman ve mekân duygusunu askıya alan bu dünya, “alternatif bir gerçeklik” kapısı açıyor; izleyiciyi de oraya davet ediyor. Haskan’ın işleri, gerçek ile gerçeküstü arasındaki açıklığı kapatmak yerine o açıklığı büyütüp çoğaltıyor: tek bir anlama razı etmeyen, katman katman açılan bir anlatı…
Merve Atılgan’da ise üretimi besleyen damar, yolculukların kişisel iziyle ritüel ve arketiplerin ortak hafızası arasında gidip geliyor. Bitki formlarından ezoterik sembollere uzanan görsel dünya, bale disiplininin bedene kazıdığı hafızayla birleşince “iyileşme” duygusu belirginleşiyor. Yarı saydam, düşsel figürler; bedenin travmasını da iyileşme ihtimalini de aynı anda taşıyor.
Bu dört hat bile, serginin neyi hedeflediğini açık ediyor: “Şimdi”yi tek bir görüntüye sıkıştırmak yerine, çoğaltmak; bugünün ağırlığını yalnız anlatmak değil, biçimlere dönüştürmek.
Serginin son günlerinde gezmenin tuhaf bir yoğunluğu var: Zaman daraldıkça insan daha dikkatli bakıyor. Ayrıntıların hakkını vermek istiyor; çünkü “son gün” hissi, bakışı hızlandırmıyor, tersine keskinleştiriyor. Bu sergi de bende böyle kaldı: yalnızca gördüklerimle değil, gördüklerimin bende açtığı sorularla.
Yeni:Şimdi / New:Now – Sürüm 3.0, genç sanatçıların üretim azmini bir “iyi haber” gibi sunmuyor; daha çok bir emek hâli gibi gösteriyor. Umudu, parlak bir vaat olarak değil, çalışmanın içinden çıkarılan bir direnç olarak… Belki de serginin en kıymetli yanı burada: bugünün ağırlığına rağmen yeni bir dil arayan, yeni bir biçim deneyen, yeni bir düşünme hattı kuran bir topluluğun birlikte düşünme çağrısı.
Sergiden çıkarken insanın içine şu soru düşüyor: “Şimdi” dediğimiz şey gerçekten geçip giden mi, yoksa dönüştürülebilir bir malzeme mi? CerModern’in belleğiyle yan yana duran bu seçki, bana ikinci ihtimali güçlü biçimde hatırlattı: Şimdi, şekillendirilebilir. Yeter ki bakmayı, görmeyi ve yeniden kurmayı ciddiye alalım.
Sergi bilgileri:
Yeni:Şimdi / New:Now – Sürüm 3.0
Tarih: 9 Ocak – 1 Mart 2026
Mekân: CerModern (Ankara)
Küratör: Attila Güllü