‘Bizi nereye götürüyorsunuz?’

‘Bizi nereye götürüyorsunuz?’

1.02.2026 04:00:00
Güncellenme:
Ahmet Arpad
Takip Et:
‘Bizi nereye götürüyorsunuz?’

Ağaçlıklı yol uzun, geniş. Yüzyıllık ıhlamurlar bembeyaz.

Ağaçlıklı yol uzun, geniş. Yüzyıllık ıhlamurlar bembeyaz. Son günlerin soğuğunda donmuşlar. Güneşli bir gün Stuttgart’ın 60 kilometre güneyindeki Grafeneck’in bembeyaz yamaçlarında. Otomobilden iniyoruz. Mezarlık az ötede. Kara demirden kapısı açık. Ağır ağır yürüyoruz. Mezar taşları kısa, tekdüze, hepsi bir elden çıkmış gibi. Üzerlerinde isim, soyadı ve ölüm tarihlerinden başka hiç yazı yok. Az ileride, duvarların sona erdiği yerde büyük iki mezar dikkatimizi çekiyor. Üzerinde taş filan yok. Merak edip sokuluyoruz.

“Bu mezarlarda tam 250 ölünün külü var!” İrkilerek arkamıza dönüyoruz. Üzerinde rengi atmış mavi bir giysi, başında beyaz bir başörtü, zayıf, neredeyse kemikleri çıkmış, uzunca boylu, yaşlı mı yaşlı bir kadın duruyor hemen yanımızda. Nereden çıkmıştı? Biz geldiğimizde mezarlık bomboştu. Sırtı hafifçe kambur, yüzü buruşuk. Bir tuhaf. Olsa olsa filmlerde görürsünüz onun gibisini. Ve konuşuyor, anlatıyor, anlatıyor. Sormamıza gerek yok. “İyi ettiniz de buralara geldiniz” diyor. “Herkes görmeli Grafeneck’i, bilmeli burada 1940’ta yaşananları, Nazilerin korumasız, zavallı insanlara yaptıklarını!”

KARA OTOBÜSLER

Birlikte çıkıyoruz mezarlıktan, yürüyoruz. Uzun yolun sağında solunda tek katlı kocaman evler, sonunda sarayımsı bir bina... O konuşuyor, anlatıyor. Hep geçmişten söz ediyor. 1950 yılında burada çalışmaya başladığında 16 yaşındaydı. Yardımcı hemşire olarak işe almışlardı onu. Tepenin altındaki Gomardingen kasabasında doğmuştu. “Sanırım biliyorsunuz, savaş yıllarında Nazilerin burada ne yaptığını” diye soruyor birden. Biliyorduk, Hitler’in doktorlarının Ocak 1940 ile Aralık 1940 arasında Grafeneck’te tam 10 bin 654 engelliyi gaz odalarında öldürdükten sonra yaktıklarını!

“O aylarda, çoğu zaman gece yarısı, kara otobüsler geçerdi kasabanın sokaklarından” diye devam ediyor. “Önceleri ne olduğunu anlamamıştık. Fakat sonra günün birinde papaz efendi babama, bize tepeden bakan, sarayı andıran binayla çevresindeki barakalarda her yaştan özürlü insanların tedavi edildiğini anlatmış.” Çoğu gece bacalardan dumanlar yükseldiğini fark etmişti kasabalılar...

Grafeneck tepesinde bugün de engelliler var. Ağaçlıklı yolun sağına soluna yapılmış kocaman tek katlı evlerde kalıyorlar. Kimi zaman birkaç ay, kimi zaman da bütün bir ömür boyu. Nazilerin barakaları çoktan yerle bir edilmiş. Yerlerine toplantı ve okuma salonları yapılmış. Personel odaları da. Yaşlı kadının yaşamı emeklilikten sonra da burada devam ediyor. “Gidin bakın şuraya” diyor ve eliyle yeni yapılmış tek katlı bir binayı gösteriyor. “Orada bir belgeler müzesi var. Grafeneck’te neler olup bittiğini görmeli ve kavramalısınız!” Sonra küçük adımlarla uzaklaşıyor, geldiği gibi selam sabahsız.

‘DUŞA GİDİYORSUNUZ!’

Uzun yıllar süren araştırma ve çalışmaların ürünü belgeler vitrinlerde, fotoğraflar çerçevelerde. Okudukça, baktıkça içiniz bir tuhaf oluyor, sarsılıyorsunuz. Hitler 1935 yılında partisinin genel kurulunda, iyileşmesi mümkün olmayan, “Daha çok azap çekmesinler” dediği özürlü insanların ortadan kaldırılması emrini vermişti. “Bir özürlü yatağında yatarken savaş yaralısı yatak bulamıyor” sözleri onundur. Güney Almanya’daki yurt ve hastanelerden toplanan bedensel ve zihinsel engelliler getirildikleri Grafeneck’te kısa bir muayenenin ardından, tıpkı Yahudilere yapıldığı gibi, “Duşa gidiyorsunuz” kandırmacasıyla gaz odalarına gidiyorlardı. Grafeneck’te 10 bin 654 engelli “yok edildi”.

Hitler’in hüküm sürdüğü Almanya’da 1939-1945 yılları arasında iğne yaparak, Luminal denen ilacı içirerek, aç bırakarak, gaz odalarında karbondioksit vererek yedisinden yetmişine, “Yaşamasına değmez” dedikleri 200 bin engelli ölüme yollanmıştır.

Dışarı çıkıyoruz. Yaşlı kadın az ötede kazların yanında durmuş, konuşuyor, konuşuyor. Kim bilir neler anlatıyor onlara!