Tüm dillerin ötesinde: BABELL

Tüm dillerin ötesinde: BABELL

5.07.2026 04:00:00
Güncellenme:
Tüm dillerin ötesinde: BABELL

Porto’da 24-29 Haziran tarihleri arasında düzenlenen BABELL edebiyat festivaline katıldım.

Porto’da 24-29 Haziran tarihleri arasında düzenlenen BABELL edebiyat festivaline katıldım. Zihnimde hâlâ hayal mi gerçek mi olduğunu ayırt edemediğim sahneler dolaşıyor.

Image

Livraria Lello Vakfı’nın yöneticisi Pedro Pinto ile BABELL’in düzenleyicisi Rui Couceiro, tarihi Livraria Lello Kitabevi’nin 120. yılını büyük bir edebiyat ve sanat buluşmasıyla taçlandırmayı hayal ettiler. Porto sokaklarında ellerinde kitaplarla dolaşan binlerce insan: Görmek istedikleri manzara tam olarak buydu.

Porto bir edebiyat şehri, Livraria Lello bir kitabeviydi; bundan daha doğal bir çıkış noktası düşünülemezdi, etkinliğin özü “edebiyat” olmalıydı.

KİTAP ŞEHRİ PORTO

BABELL oturumlarına katılmanın tek şartı son derece anlamlı bir eyleme dayanıyordu: Şehirdeki herhangi bir kitabevinden, fiyatı ne olursa olsun bir kitap satın almak. Okurlar aldıkları her kitap karşılığında istedikleri söyleşiye giriş sağlayan bir kod elde ettiler.

Düzenleyici Rui Couceiro, resmi verilere göre Portekizli gençlerin yüzde yetmişinden fazlasının yaşamında hiç kitabevine girmediğini söyledi. Dolayısıyla etkinliğin temel hedeflerinden biri gençleri yeniden kitabevleriyle buluşturmaktı. Porto, yüzyıllardır doğası ve karakteri gereği edebi bir şehir; şiirsel dokunun hissedildiği, Portekiz’in en büyük yazarlarının birçoğunun doğum yeri ya da üretim alanı olmuş bir kent. Bu nedenle BABELL yalnızca bir festival değil, edebiyat aracılığıyla şehri yeniden deneyimleme biçimiydi.

Etkinlikte Margaret Atwood, Byung-Chul Han, Julian Barnes, Olga Tokarczuk, Salman Rüşdi ve László Krasznahorkai gibi önemli uluslararası yazarların yanı sıra Lídia Jorge, Gonçalo M. Tavares, João de Melo gibi Portekiz edebiyatının güçlü kalemleri de yer aldı.

BABELL’in bana göre en ayırt edici özelliklerinden biri uluslararası yazarların söyleşilerini İngilizce yerine kendi anadillerinde yapmalarıydı. Dinleyiciler yapay zekâ destekli eşzamanlı çeviri sistemiyle konuşmaları anlık olarak takip edebildi. László Krasznahorkai’yi Macarca, Olga Tokarczuk’u Lehçe konuşurken dinlemek, dilin kelimelerden ve dilsel işaretlerden dışarı taşan, sesin ritminde, nefesin akışında dolaşan anlamın yoğun sızıntısını duyumsamamı sağladı.

BABELL’in yazarları anadillerinde konuşmaya teşvik etmesi, Babil Kulesi efsanesine yapılan incelikli bir göndermeydi. İnsanlığı birbirinden ayırdığı düşünülen diller burada tam tersine, birbirini anlamanın ve çoğulluğun imkânına dönüşüyordu.

DÜŞÜNCE BAHÇESİ 

Etkinlik aynı zamanda Jorge Luís Borges’in “Babil Kütüphanesi” öyküsündeki sonsuz kütüphane fikrinden de ilham alıyordu. Borges’in çeşitliliğin ve sonsuz olasılıkların mekânı olarak tasarladığı kütüphane, BABELL’de Porto’nun bütün şehre yayılan bir kitap evrenine dönüşmesi fikriyle canlandı.

Byung-Chul Han konuşmasına etkinlik için tasarlanan Düşünce Bahçesi’ni (Jardim do Pensamento) överek başladı:

“Bahçe, zaman geçirmek için bir yerdir. Eğer ‘bahçe’ sözcüğünün bir fiili olsaydı, bu kesinlikle ‘düşünmek’ olurdu.”

Düşünce Bahçesi, tefekkürün gündelik bir pratiğe dönüştüğü, zamanın yavaşladığı, düşüncenin manzarayla sessiz bir diyalog içinde biçim kazandığı bir alan olarak tasarlanmıştı.

Festivalin en dokunaklı anlarından birini Julian Barnes yaşattı. “Ayrılış(lar)” adlı kitabının son romanı olacağını anlatırken ilerleyen hastalığından da söz etti. Doktorunun hastalığıyla ilgili söylediği “Tedavi edilemez, ama yönetilebilir” sözünü “Tıpkı hayat gibi” diye cevapladığını anlattı.

Festivalin en çok ilgi gören oturumu Salman Rüşdi’ye aitti. Porto Coliseu’da gerçekleştirilen söyleşiye üç binden fazla dinleyici katıldı ve girişte olağanüstü güvenlik önlemleri alındı. Rüşdi, ifade özgürlüğü ve insani değerleri yazmaya devam etmek istediği hakkındaki konuşmasını Porto şarabından bir yudum aldıktan sonra şu sözle bitirdi:

“Viva Porto!”