Cumhuriyet Genç Yazın sizlerle

Cumhuriyet'in gençler için, gençlerle beraber hazırladığı "Cumhuriyet Genç Yazın" okurlarımızla buluşuyor.

29 Eylül 2021 Çarşamba, 04:00
Abone Ol google-news

NÖROBİLİMİN GÜCÜ VE GELECEK

ELİF ÖZTÜRK

SAINT BENOIT FRANSIZ LİSESİ 12. SINIF

Son yıllarda nörobilim alanında yapılan araştırmalar sonucu, beyinle ilgili cevaplandırılan sorular giderek artmış ve bir o kadar da ilginçleşmiştir. “Geleceğin meslekleri” arasında önemli bir yere sahip olması beklenen ve bazı alanlarda yapay zekâ teknolojisinden yararlanan nörobilim, bir ülkede yeterince geliştirildiği takdirde fiziksel sağlık, psikoloji ve hatta pazarlama gibi birbirinden farklı alanlarda önemli adımların atılmasını mümkün kılacaktır. Nörobilimin gücü ve önemini daha iyi anlamak için bu alandaki güncel buluşlarla ilgili fikir sahibi olmakta fayda var.

TAMAMEN KABLOSUZ

Dünya çapında, özellikle son zamanlarda nörobilim araştırmaları sayesinde çığır açan keşifler yapıldı ve hepsi de insanlık yararına kullanılabilecek cinsten. Güncel buluşlardan birisi University of Kent ve Yonsei University kurumlarından araştırmacıların, Woon-Hong Yeo liderliğinde Gürcistan Teknoloji Enstitüsü’ndeki çalışmaları sonucu tasarladıkları giyilebilir beyin-makine arayüzü sistemi. 

Orijinal adı wearable brain-machine interface (BMI) olan teknolojinin, motor fonksiyon bozukluğu veya felç gibi sağlık problemlerine sahip hastaların hayat kalitesini yükseltmesi planlanıyor. Peki, BMI tam olarak nasıl çalışıyor? BMI sistemi, kişinin hareket etmesine yarayan kol ve benzeri uzuvlarını oynatma dürtüsüne karşılık beyinde oluşan sinyalleri analiz edip sinirsel aktiviteyi komutlara, sonra da harekete dönüştüren bir nörorehabilitasyon teknolojisidir. 

Hastanın istediği uzvunu tam olarak istediği şekilde hareket ettirebilmesi için BMI sisteminde makine öğrenme tekniği kullanılarak sistemin doğru sinyalleri doğru zamanda algılayıp göz kırpma veya öksürme sonrası oluşan sinyallerle karıştırmaması sağlanıyor. Yeo’nun dediğine göre mevcut modellerle karşılaştırıldığında, bu modelin kullanıcıya en büyük avantajı tamamen kablosuz olup rahat giyilebiliyor olmasıdır.

Üzerine araştırma yapılan bir diğer önemli konu ise duygudurum bozuklukları ve kronik depresyon tedavisi için gelecekte kullanılması hedeflenen yeni terapi yöntemleridir. Beyin, elektriksel bir organ olduğundan depresyona neden olan beyin ağlarının istenen şekilde uyarılmasıyla daha sağlıklı bir ruh hali elde edilebileceği kabulü bilim dünyasında giderek artıyor. 

University of California San Francisco’da (UCSF) beynin ağır depresyonla ilişkili olan bölgeleri elektrotlarla 10 gün boyunca tedavi amaçlı uyarıldığında semptomlarda önemli bir azalma gözlemlendi ve hastadaki iyi hal durumu altı hafta boyunca devam etti. 

ELEKTROTLARLA TEDAVİ YAKIN

Bu araştırmayı önemli kılan faktörlerden biri, depresyon tedavisinde kullanılmakta olan antidepresan ve benzeri ilaçların yan etkilerine maruz kalmadan tedavi olmayı sağlayacak yeni bir alternatif sunmasıdır. Şimdilik hastaların iyi hal durumu altı hafta sürse de bilimsel araştırmalar günümüzde son derece hızlandığı için tahminler yakın gelecekte elektrotlarla tedavinin uzun vadeli etkisi olacağı yönünde.

Bu iki çalışma ve daha niceleri, nöroteknoloji ve nörobilimin önemine dair örnek teşkil ediyor. Kaygı bozukluğu ve depresyon gibi insanların günlük hayata devam etmesini zorlaştırabilecek psikolojik bozukluklara karşı bahsedilen tarzda bir tedavinin geliştirilip BMI ve benzeri nöroteknolojilerin yaygın olarak kullanılması halinde hızlı sonuç elde ederek sağlıklı ve işlevsel bir toplum yaratma şansı ele geçiyor.


BİR MAYIS GECESİ

DENİS DONİKYAN

BAHÇEŞEHİR ÜNİVERSİTESİ SOSYOLOJİ VE HALKLA İLİŞKİLER ÇİFT ANA DAL

Hatıralarının kirlenmesinden korkmayı bıraktığın gün, özgürleşeceksin. Özgürleşeceksin; çünkü geçmişe takılı kalmaktan vazgeçeceksin. Geçmişin esiri olmayı hafife almak büyük aptallık. Geçmiş uyuşturur. Uyuşmuş bir bedenin sürüklenmeyeceği karanlık yoktur.

Bir mayıs gecesi, pencereden sarkmış sigaramı içerken bunları düşündüm. Göğe baktım, yıldızların parıltısından utandım. Henüz çok genç bir yaşımda bu kadar hastalanmış hissetmek bana ilk kez bu denli dokundu. Olduğum yeri sorguladım. Hâlâ burada durabiliyor olduğum için kendimden nefret ettim.

İnsan, alçaldıkça alçalıyor ve bunun farkına varana dek bundan rahatsızlık duymuyor; ancak ne zaman dibe vurduğunu hissediyor, işte o zaman kendine hayret ediyor. Bu kadar düşmüş olabileceğine inanmak istemese de düştüğünü fark edip lanet okuyor.

Bir mayıs gecesi, yatakta kıvrılmış yatarken kendimi küçücük hissettim. Küçülmüş, un ufak olmuştum. Sadece kendime değil, yanımdaki insana da yabancıydım. Hangisi daha çok canımı yakıyor, bilmiyorum. Kendime kızıp küsüyorum. Bu bir çözüm mü, yoksa düşülen başka bir hata mı? Emin değilim. Şu an bulunduğum noktada hiçbir şeyden emin değilim ve bu beni delirtecek. En ufak bir kıpırdama bile beni başka bir yanlışa sürükleyecekmiş gibi hissediyorum; çünkü doğrunun ne olduğunu artık kestiremiyorum. 

RUH ANCAK EKSİLİR

Hakikate uzağım. Ne yapsam olmayacakmış hissinde boğuluyorum. Kimseye kulak asmamanın, bildiğimi okumanın zararını gördüm. Ruhum zarar gördü. Ruh ne kabuk bağlar ne de kaynar. Ruh, ancak eksilir. Aldığı her bir darbe ruhtan bir şeyler alır götürür. Ruhun telafisi yoktur. 

Yaşanması gereken her şey yaşandı. Sona gelindi. Durduğum yerin ötesi diye bir şey yoktu, dolayısıyla yerimde saymamın manası da. İçimde bir şeyler büyütmekten vazgeçiyorum. Geç alınmış bir kararla hafiflemeye çalışıyorum. 

Herkesin bir “kimse”si vardır, “kimse” derken kastettiği gerçek bir “kimse”si.

Benim kimsem, beni koca bir yalana inandırmayı başardı. Göklere çıktığımı fark ettiği anda ise ayaklarımın altından bu koca yalanı çekip aldı. Kendi yarattığı yalanı değil de bir başkasının yalanını ortadan kaldırmışçasına kendini dürüst sandı. Bu sahte dürüstlüğün heybetine büründü ve hayatımdan çıktı. 

Ben bir kimseyi sevdim, ama aslında benim bir kimsem yoktu. Benim hiç kimsem yoktu.

Geriye, hiç kimsemin olmadığını anlamanın verdiği ağırlıkla; o hiç kimseyi sevmemeye çalışmanın verdiği yükü sırtlanmaya çalışacağım günler kaldı.

“Evet, yapacağım bunu. Başladım bile. Öldürmek. Buck Jones’un tabancasını alıp güm diye vurmak değil! Hayır. Onu yüreğimde öldüreceğim, artık sevmeyerek. Ve bir gün, büsbütün ölecek.”


CESARETSİZ AŞK...

KAZIM ÖZATAK

VAN YÜZÜNCÜ YIL ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ TARİH ANABİLİM DALI

Cesaretsiz bir aşkın kurbanı olmuş bir kalbim var içime sığmayan ve sürekli anılarımı tazelemekle meşgul duygularım söz dinlemiyor. Cam kırıklarıyla dolu içimin yaralarında nefes almakta zorlanan, her gün can çekişen ruhum ise bir celladın elinde sanki. Bir kütük gibi doğrandığımı sadece seyretmekle yetiniyorum, kaçıp kurtulamıyorum bu halimden, üstümden atamıyorum giydiğim bu ateşten gömleği. Çaresizliğin pençesinde boyun bükmüş bir cesaretim duruyor karşımda ve iki büklüm duran gönlüm karanlıklarımda sessizce yalnızlığın şarkısını söylüyor. Sürekli bir çıkış kapısı aramakla geçiyor zamanım.

ÖLÜMLE DANS EDER GİBİ

Yolun ortasında durmuş şaşkın bir yabancı gibiyim bu aşk yolculuğunda, yolum da yolculuğum da belli değil. Eli kolu bağlı bir viraneyim, sırtımda hiç olmadığı kadar ağırlıkta bir yükün altında yol almakla ömür tükettim bu sevda ikliminde. Kalbimin bir yüzüne yansıyan sana olan sevgim, bağlılığım ve seninle olan mutluluğumu yüreğimde her hissettiğimde yine de kırılmış kanatlarım sana doğru uçmak için çırpınıyor. Vazgeçmiyor, söz dinlemiyor kalbim ve seni yaşamak istiyor sana varmak için yuvadan çıkmaya hazır kuş gibi nefes alıp veriyor ölümle dans eder gibi. Sana doğrudur bütün yönelişlerim ve dikenli olsa da tüm yollarım hep senin sokağına çıkıyor. Beni asıl yıkan ve gönlümü tarumar eden şey ise kalbimin diğer yüzünde beliren cesaretsiz bir aşkın gerçeğiyle yüzleşiyor olmam ve beni kahreden bu halimin beni esir alması, beni mahkûm etmesidir kendine.

NASIL BİR YOL BULAYIM?

Bilmiyorum bu çaresizliğimi kime nasıl izah edeyim ve kime dert yanayım, kimin dizinde ağlayayım, başımı hangi duvara vurayım da çıksın içimde bu eli kolu bağlı halim. Sana gelmek için nasıl bir yol bulayım ki bu aşk esaretinden kurtulayım, vuslatına ereyim ve senin aşk özgürlüğünde kanat çırpıp uçayım. Sevginle dünyana doğru dileğimce süzüleyim, sonra gelip başucuna konayım neşeyle ve bulutlara şarkılar söyleyeyim, yağmura arkadaş rüzgâra dost gibi içimi dökeyim hasbihal edeyim. Bir yanım haykırırken aşkını diğer yanım ise kararsızlığımın ve suskunluğumun dehlizlerinde bir korkak gibi saklanıyor. Gönlüm bir savaşçı edasına bürünmüş, ama savaşacak gibi durmuyor karşında, seni kazanmaya değil seni kaybetmeye çıkmış sanki bu yola. 

Günlerce sensizliğin verdiği hüzünle içimde büyük bir boşlukla yaşadım, aklımı kaybetmiş gibiydim, dolanıp durdum, sığınacak bir yer, gidecek bir kapı bulamadım, çaresizlik koridorunda boğulup kaldım öylece. Küçük yüreğine dünyalarımı sığdırdım, ama koca gökyüzüne sığamadım, karanlık geceye sarılıp uyuyamadım, gülmedi yüzüme yarınlarıma doğacak güneşim. Bendeki bu aşk acısı içime oturmuş bir devin ağırlığı gibi çöktü en derin yerime. Ve sevginden mahrumum, sıcaklığından uzağım dalından kopan bir yaprağın düşüşü gibi boşlukta kaldığımı geç anladım. Umutlarım sende yeşermişti ilk günden beri ve hiç düşünmeden başak verdi, güneşinden mahrum doğrulmadan eğiyor toprağına, yeniden yaslıyor başını, ölüp yok olmasına da razı olamadım ki onu yaşatmak için mücadele verdim kendime karşı. Ama bir yere kadar dayandım, tükendim, yoruldum, hayat bulacak nefese sahip değilim, o sendeydi çünkü. 

BEDELİ AĞIR BİR ÇIKMAZIN İÇİNDE

Söylemek istediğini söyleyememek ve onun önünde kelimelerin boğazında düğümlendiğini hissetmek, sevdanın elinde kalmış kararsız benliğimin bir intikamıydı bana karşı. İçime işlenmiş gibi her gün dokuyor; sarıyor beni kördüğüm olmuş bu belirsiz halim ve uçurumlara oynayan hissiyatım, bedeli ağır bir çıkmazın içinde. Hayalin hayalimde yaşıyor her an, şehirde varoşlara, sokak ve caddelere seni sorduğum günler hâlâ aklımda, gönlüm bulmak istiyor bir yerlerde, seni kaybetmek ağır gelecek ona biliyorum.


AYRILIĞIN HİKÂYESİ

OSMAN ŞAHİN

SABANCI ÜNİVERSİTESİ ELEKTRONİK MÜHENDİSLİĞİ

Ay ışığı vuran sokağın ortasında,

bir resim gibi bana bakıyordun.

Karanlığın içinden sanki birisi fısıldıyor,

ayrılığın haberini veriyordu.

*

Gözlerin gitme kal der gibiydi;

ama sözlerin, bak hayatına diyordu.

Sitem yok, sadece bir damla gözyaşı

ve ağır yaralı bir kalp kaldı geriye.

*

İzin verseydin, dokunsaydım özüne,

çıkarsaydım içine giren ayrılık canavarını,

dokunsaydın içimdeki yetim çocuğun başına.

*

Bundan sonraki her mevsim sensiz geçecek,

dönüp bakacağız geçen yıllara; hüzünle veya sevinçle.


GÜLLER, KARANFİLLER, GÜLÜŞÜN

NİYAZİ HAKAN ALEV

MARMARA ÜNİVERSİTESİ BSYO BANKACILIK BÖLÜMÜ

anneme

anne, güller, karanfiller pahasında gülüşün,

bir gökyüzü daha var sanki ufkun ardında

saklanık, yitik ve daha geniş.

sen gülümseyince,

beliren.

yanlış bir düşünce belki bu, yaz tanyerleri daha uygun gülüşüne

ve

yenilmeyen sabrına.

Ve bitimsiz güzel görüşüne ve yapısına her şeyin.