Cumhuriyet Silivri'den bildiriyor... İBB davasında 18'inci gün: Etkin pişman tahliye, 25 kişi tutuklu... 'Veri sızdırma' suçlamalarında çelişki

Cumhuriyet Silivri'den bildiriyor... İBB davasında 18'inci gün: Etkin pişman tahliye, 25 kişi tutuklu... 'Veri sızdırma' suçlamalarında çelişki

8.04.2026 10:01:00
Güncellenme:
Cumhuriyet Silivri'den bildiriyor... İBB davasında 18'inci gün: Etkin pişman tahliye, 25 kişi tutuklu... 'Veri sızdırma' suçlamalarında çelişki

Tutuklu cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da yargılandığı 92'si tutuklu 414 sanıklı İBB davasında 18'inci güne girildi. Günün ilk savunmasını, “veri sızdırmak” iddiasıyla yargılanan CHP Bilgi İşlem Sorumlusu Orhan Gazi Erdoğan yaptı. Erdoğan'ın ardından İBB Dijital Yayınlar Koordinatörü Ulaş Yılmaz da duruşmada savunma yaptı. Pazartesi'den bu yana görülen duruşmada etkin pişmanlıkçı Naim Erol Özgüner’in ifadesinde çelişkilere de dikkat çekildi.

CHP'nin cumhurbaşkanı adayı, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da arasında bulunduğu 92’si tutuklu, toplam 414 sanıklı İBB davasının duruşması beşinci haftada, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi'nce, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun karşısındaki 1 No'lu salonda devam etti.

Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney’in de iddianamesinin İBB Dosyası ile birleştirilmesiyle birlikte dosyadaki tutuklu sayısı 92’ye yükselmişti. Fakat iddianamenin birleştirme talebinin kabulüyle İnan Güney ile birlikte 3 tutuklu isim Silivri’ye getirilmedi.

İBB davasında 18. duruşma günü, tutuklu isimlerin savunmalarıyla devam etti. 

414 sanıklı İBB davasının 18. duruşma gününde, “Eylem 13” kapsamında yargılanan sanıkların savunmaları dikkat çekti. Sanıklar, tek bir ifadeye dayalı tutuklamalara tepki gösterdi.

Günün ilk savunmasını, eylem 13 kapsamında “veri sızdırmak” iddiasıyla yargılanan CHP Bilgi İşlem Sorumlusu Orhan Gazi Erdoğan yaptı. Erdoğan'ın ardından İBB Dijital Yayınlar Koordinatörü Ulaş Yılmaz da mahkemede savunma yaptı. Daha sonra reklamcı Yusuf Utku Şahin savunmasını sundu. Günün ilerleyen saatlerinde ise İsttelkom A.Ş. Genel Müdürü Melih Geçek savunma yaptı.

Sanıkların büyük bölümü, dosyada somut delil bulunmadığını ve tutuklulukların tek bir kişinin çelişkili ifadelerine dayandığını savundu.

Öte yandan "etkin pişmanlık" kapsamında ifade veren Naim Erol Özgüner’in beyanlarıyla 25 kişinin tutuklu yargılandığı davada, Özgüner’in farklı ifadelerinde veri sızıntısını reddetmesi ve bilgi sahibi olmadığını söylemesi dikkat çekti. Buna karşın Özgüner'in kendisi tahliye edilirken, adını verdiği kişiler 6 aydır tutuklu bulunuyor... Bugünkü duruşmada sanıklar Özgüner'in ifadesi karşısında somut delil olmadığını savundu.

‘VERİ SIZDIRMA’ DAVASINDA DİKKAT ÇEKEN ÇELİŞKİ!

Etkin pişmanlıkçı Naim Erol Özgüner’in ifadesi üzerine Eylem 13 kapsamında 25 kişi tutuklu yargılanıyor. 

Pazartesi gününden bu yana kürsüye gelen ve “veri sızdırma” iddiasıyla 6 aydır tutuklu olan isimlerin savunması ortak: “Hakkımızda hiçbir somut iddia yok, tek bir kişinin ifadesi üzerine tutukluyuz.”

Özgüner’in ifadesi üzerine 6 aydır tutuklu bulunan insanlar var ama Özgüner, ortalıkta yok. Çünkü “etkin pişmanlık” ifadesin ardından tahliye edildi.

İşte “etkin pişman” Naim Erol’un savcılıkta verdiği ve birbirinden farklı ifadeler: 

İLK İFADE: “Kişisel verilerin hukuka aykırı bir şekilde ele geçirilmesi veya yayılması iddialarına katılmıyorum. 

İBB olarak asıl gayemiz İstanbul’lu vatandaşların maddi olarak ya da hizmete erişim noktasında kolay hizmet almalarını sağlamak veya maddi zorlukta olduğunu tespit ettiğimiz vatandaşlara sosyal devlet gayesiyle yerel yönetim olarak destek verip daha fazla vatandaşa hitap edebilmektir.”

İKİNCİ İFADE: “Bildiğim kadarıyla İBB veri tabanından yurt dışına bir veri çıkışı yoktur ve izin verilmemiştir.”

ÜÇÜNCÜ İFADE: “2020 Mart sonundan itibaren belediyenin ve iştiraklerin özellikle Medya A.Ş. ve Kültür A.Ş. tarafından yönetilen web ve mobil uygulamalarının hangilerine yüklendiği ve buradan elde edilen verilerin neler olduğu ve nerede işlendiği konularında bilgi sahibi değilim ama incelenmeye muhtaç bir konudur.

Nihai olarak İstanbul Senin uygulaması üzerinden bilinçli ve kasıtlı bir şekilde İBB dışına veri çıkarıldığını düşünmüyorum ancak mini uygulamaların içindeki bu analitik yazılım üzerinden nasıl bir süreç yönetildiği konusunda bir fikrim yok.”

Naim Erol Özgüner tahliye edildi. Bahsettiği isimlerin tamamı ise Eylem 13 kapsamında “veri sızdırma” iddiasıyla tutuklu yargılanıyor.

CUMHURİYET TV SİLİVRİ'DE

Cumhuriyet TV, muhabirleri ve özel konukları ile Silivri'de yaşananları anbean aktarıyor.

İzlemek için tıklayın.

20.00 | DURUŞMA SONA ERDİ

20.00 | GEÇEK: “BİZ VERİ ALMADIK. ALMADIĞIMIZ VERİYİ SIZDIRMAKLA SUÇLANIYORUZ”

Son olarak İsttelkom A.Ş. Genel Müdürü Melih Geçek, Eylem 13 ve 16 kapsamında savunma yaptı.

Savunmasına, “İstanbul Senin” ve “İBB Hanem” uygulamaları üzerinden yöneltilen suçlamalara değinerek başlayan Geçek, bu projelerdeki rolünün çarpıtıldığını söyledi. İddianamede, casusluk davasında suçlandıktan sonra İBB davasına da dahil edilen Hüseyin Gün’ün talimatlarıyla hareket eden bir koordinatör gibi gösterildiğini belirten Geçek, şunları söyledi:

“Ben burada ne idüğü belirsiz bir adamın talimatlarıyla bütün koordinasyonu yapmakla suçlanıyorum. Hayatımda sadece bir defa gördüğüm Hüseyin gün'ün yöneticim olduğu iddia ediliyor. 6 yıldır hiçbir temasta olmadığım birinin emrinde çalışmışım. Bu nasıl bir örgüt?”

Etkin pişmanlıkçı Naim Erol Özgüner'in beyanlarına da tepki gösteren Geçek, “Biz veri almadık. Almadığımız veriyi sızdırmakla suçlanıyoruz. Peki, veriyi aldığını söyleyen Erol Özgüner'e neden dava açılmadı? Erol Özgüner'in dokunulmazlığı mı var?” dedi.

Eylem 16 kapsamında İmamoğlu’na ait olduğu belirtilen telefonla ilgili çelişkili ifadeler bulunduğunu belirten Geçek, “Erol ‘Bana Burcu getirdi’ diyor, savcılık ise ‘Melih göndermiştir’ diyor. Bu bir hissiyat mı?”  ifadelerini kullandı.

PLANLI GÖRÜNTÜ İDDİASI

Geçek, gözaltı sürecine ilişkin ise dikkat çeken şu ifadeleri kullandı:

“Gözaltına alındığımızda polislerin elinde plastik kelepçe vardı. Biri diğerine 'Ne yapıyorsun?' dedi, diğeri 'Görüntü vereceğiz, takmayacağız' diye yanıt verdi. Bunun üzerine diğeri 'Saçmalama' dedi. Yoldayken polis memuru birini arayıp 'Vatan emniyet aşağısına getiriyoruz, görüntü alacakmışsın, orada mısın?' dedi. Karşıdaki henüz geçmediğini söyleyince 'Neyse, biz araçta bekleriz' dediler. Bekletildikten sonra tek başıma içeri alındım. O gazeteci şahıs içeri girerken çekim yaptı. Polis memuruna bu muamelenin emniyetin bir prosedürü olup olmadığını sordum, amirlerinin bildiğini söyledi. Biz iki kişi bu muameleyi gördük; diğer 48 arkadaşım otobüslerle normal şekilde getirildi.”

BOĞAZI DÜĞÜMLENDİ, “BURASI BİRAZ ZOR” DİYEREK ANLATMAKTA ZORLANDI, İMAMOĞLU SARILARAK TESELLİ VERDİ

Üniversite sınavına hazırlanan öğrenciler için internet kolaylığı sağlamak amacıyla proje geliştirdiklerini anlatan Melih Geçek, halkın çocukları için çabalarken, tutuklanmasının ardından LGS sınavında kendi kızının yanında olamadığını söyledi:

“Kızım LGS'ye hazırlanıyordu ve internet çok fazla işine yarıyordu; soruların cevaplarını almak için. ‘Bu imkanı olmayan çocuklar için ne yaparız?’ diye düşündük. Ve bizim kendi fiber ağımızın olduğu alanlarda ihtiyaç sahibi öğrenciler için LGS ve üniversiteye hazırlananlara 1 yıl ücretsiz interneti nasıl veririz diye bir proje yaptık ve yazın bunun lansmanına hazırlanıyorduk. Tutuklandık, buradayız. Bu projeyi yapamadık. Ama daha önemli bir şey oldu. Burası zor biraz; ben kızımın yanında olamadım sınavda. Bizim insan olduğumuz unutuluyor. Ben kızımın yanında olmak istiyorum.”

Geçek, savunmasının bu bölümünde oldukça zorlandı, boğazı düğümlendi, gözyaşlarını akıtmamak için kendisini tuttu… Geçek’in duygusal savunmasının ardından salonda alkış sesleri yükseldi.

Duruşma sona erdi. Yarın Geçek’in avukatının savunmasıyla devam edecek. Sanıklar salondan götürülürken, Ekrem İmamoğlu Geçek’in yanına gelerek teselli vermek amacıyla kendisine sarıldı.

18.00 | “ORTADA DELİL YOK, ŞÜPHE YOK: 6 AYDIR TUTUKLU”

Yusuf Utku Şahin'in avukatı Muhammed Afşin Gayretli:

"Bizim müvekkilimiz İBB çalışanı değildir. Medyaya 'İBB çalışanı' diye haberler düşüyor, yapay zekaya sordum o bile 'İBB çalışanı' dedi; ancak İBB ile hiçbir ilgi ve alakası yoktur. Bizim müvekkilimiz 'Reklam İstanbul' isimli şirketin çalışanıdır ve orada 2 dönem çalışmıştır.

Henüz 'İstanbul Senin' uygulaması kullanıma açılmadan önce istifa ediyor ve 3 gün sonra başka bir şirkette hemen çalışmaya başlıyor. 

Bu çalışma dönemi 16.07.2024 tarihinde başlıyor ve 30.12.2025 tarihine kadar devam ediyor. Suç tarihi 2022 ile 2025 yılları arasını kapsıyor. İlk dönem zaten suç tarihlerine denk gelmiyor; ikinci dönemde ise sadece 5 ay kadar bir sürelik kesişme var. Kendisinin de ifade ettiği gibi, 8-9 ay sonra şirket kayyumlar tarafından yönetilmeye başlanıyor. 

İddianamede İBB Hanem ile ilgili değerlendirmeler yapılıyor ancak müvekkil yönünden hiçbir ifade yok, ismi bile geçmiyor. Gerçekten de alakası yoktur; sevk maddesinde neden istenmiş, biz bunu anlamadık. 

'İstanbul Senin' uygulaması 18.11.2021 tarihinde aplikasyon olarak kullanıma açılıyor. Dosyada USOM'dan alınan bir rapor var. Hem sanıklar hem de müdafileri bu rapora köklü bir şekilde itiraz etti ancak USOM raporu bizi bağlamıyor; çünkü raporun hiçbir yerinde adımız dahi geçmiyor. 

USOM raporu, müvekkil yönünden herhangi bir tespit yapmadığı gibi verilere ulaşabilen kişileri tablolar halinde sunmuştur. Raporun ne kadar sağlıklı olduğu tartışılır ancak biz o tabloda bile yokuz. Yani USOM raporunun tespiti şudur: 'Yusuf Utku Şahin verilere ulaşamaz.' Yine aynı raporda, Google Analytics kodlarıyla bu uygulamanın herhangi bir ilgisi olmadığı ifade ediliyor. 

Tutukluluğun devamına gerekçe gösterilen MASAK raporunda da müvekkil yönünden hiçbir tespit söz konusu değildir. Dosyadaki özel raporların hiçbirinde Yusuf Utku Şahin ile ilgili bir bulgu yoktur. Müvekkil; 2 iş bilgisayarı ve 1 şahsi bilgisayarını bizzat şifrelerini not ederek vermiştir. Bu cihazlarda yapılan incelemelerde de suça konu eylemler yönünden hiçbir tespit yapılamamıştır. 

Emrah Yüksel, huzurdaki ifadesinde beyanlarını düzeltti; müvekkili tanımadığını ve 'İletişim Çadırı' ekibinden olmadığını ifade etti. Sayın Başkan, bu beyanı söylemeseydi bile anlattıklarında ceza vermeyi gerektirecek hiçbir şey yok; sadece suyu bulandırıyor. 

Müvekkilimiz yönünden dosyada hiçbir delil yoktur. Ortada bir ifade vardı, artık bu ifadeye de itibar edilemez; çünkü ifadenin muhatabı "Ben bunları söylemedim" dedi. Bırakın kuvvetli suç şüphesini, ortada şüphe dahi kalmamıştır. Müvekkil burada 6 aydır tutukludur."

17.30 | “İDDİA MAKAMI DELİL SUNMADI, SİZE ‘YOK OLANI’ ANLATACAĞIM”

İBB Davası’nda Veri sızıntısı iddialarını kapsayan Eylem 13 kapsamında yargılama devam ediyor. 

Tutuklu Emrah Yüksel’in beyanının ardından tutuklanan reklamcı Yusuf Utku Şahin savunmasını yaptı. 

Neredeyse savunma yapan tüm sanıklar gibi o da iddianamedeki çelişkilere dikkat çekti: 

“Sayın Başkan, ben aslında bir ifadeden dolayı tutuklanmış biriyim. İddianamenin sadece tek bir yerinde, Emrah Yüksel'in ifadesinde geçen bir kısımda adım geçiyor. İddia makamı tarafından karşıt bir delil sunulmadığı halde tutuklandığım için, bugün size aslında "yok olanı" ispat etmeye çalışacağım.” 

“POLİS, ‘DOĞRU EVE Mİ GELDİK?’ DEDİ”

“30 Ekim sabahı polisler eve geldiğinde, neden geldiklerini sorduğumda; "İstanbul Senin uygulaması için geldik" dendi. 

“Sordular: "İBB çalışanı mısınız?" Hayır. "İBB rakip şirketlerinde misiniz?" Hayır, orada da hiç çalışmadım. Hatta amirlerine "Doğru adrese mi geldik?" diye teyit ettiler. Ondan sonra dediler ki: "Biz İstanbul Senin ile alakalı geldik." Medyadan bildiğim için "Peki, buyurun" dedik.”

“BU KODDAN TUTUKLANDIĞIMI SEKTÖR DUYSA, REKLAMCILIK SEKTÖRÜ İSTİFA EDER”

Yusuf Utku Şahin, Eylem 13’te veri sızıntısı iddiasının ortaya atıldığı “kaynak kodları” üzerine çarpıcı ifadelerde bulundu:

“Sayın Başkanım, bir tane ifade ve hiç alakası olmayan sorular yüzünden buradayım. Yazılımcı değilse, bugün kime sorsanız o sorulara cevap veremez. Gittiğimde bir ara yukarıya falan baktım; kamera mı var, bir yerden bir şaka mı yapılacak sandım. Çünkü bahsettiğimiz şey, bugün Türkiye'deki bütün medya kuruluşlarının web sitesinde reklam performansını ölçmek için kullandığı bir koddur. Sayın Başkan, şöyle söyleyeyim: Türkiye'nin 2025 yılındaki reklam harcamaları 244 milyar lira. Bunun %72,2'si dijitaldir ve bu harcamalarda kullanılan bir koddur bu. Benim bundan dolayı tutuklandığımı reklamcılık sektörü duysa, 150 milyarlık sektör istifa eder gider.”

“ŞU İFADEYİ GOOGLE GÖRSE SAVCIYI AMERİKA’YA ÇAĞIRIR”

İddalara konu edilen ‘GOOGLE TAG MANAGER’ uygulamasını da anlatan Yusuf Utku Şahin:

Google Tag Manager'ı isteseniz de uygulamaya ekleyemezsiniz; uygulama üzerinde çalışmaz, öyle bir yapısı yoktur. Çünkü uygulamalara eklenen kodlar bu tarz şeyler değildir; Google Tag Manager bir web teknolojisidir. Ayrıca Google teknolojisinden kişisel veri de alınmaz. Ben anlamıyorum; savcılığın benimle bir husumeti mi var? Beni bir tane ifadeyle —ki o da yanlış bir ifadeyle— ve benim ağzımdan çıkmayan maillerle karga tulumba tutukladılar Sayın Başkanım.

Yani şu ifadeyi Google görse, savcılığı Amerika’ya çağırır; 'Gelin, bu ürünü biz yaptık ama bize bir anlatın bakalım; bu nasıl uygulamada çalışıyormuş, nasıl kişisel veri alıyormuş? Bize bir öğretin' derler.

Resmen şöyle bir durumdayız: Bu kodu veri tabanına gösterseniz, 'Hadi kişisel veri alayım' deseniz, öylece kalır. 'Bu nedir, nasıl yapacağız?' der yani. Bu artık bir iddianame değil Sayın Başkan; bu şahsi bir durum mu, üzerime mi alınmam lazım; emin değilim. Kelimelerimi Emrah Yüksel'in beyanlarından sonra çok dikkatli seçmeye çalışıyorum. Ona 'Kişisel veri alındığını söylemişsin' dedim; 'Hayır, öyle bir şey söylemedim' dedi. 'Neden o zaman iddianamede böyle bir durum var?' diye soruyorum. 'İletişim Çadırı ekibinde olduğumu söylemişsin' dedim; 'Hayır, hiçbir çadırda olduğunu söylemedim' dedi. Beni hayatı boyunca görmediğini de zaten dile getirdi. O zaman neden iddianamede böyle bir şey var?"

15.30 | 'İFTİRANAME' VE 'TERFİNAME'DEN SONRA İDDİANAME İÇİN BİR BENZETME DAHA : 'SUÇLAMA AŞURESİ"

Ulaş Yılmaz'ın avukatı Enes Ermaner, Uğur Mumcu'nun "Sakıncalı Piyade" kitabındaki "fikir aşuresi" tanımlamasından alıntı yaparak, "İddianame için bugüne kadar 'iftiraname' dendi, 'terfiname' dendi, ben de 'suçlama aşuresi' diyorum" ifadelerini kullandı.

15.00 | "SAVCI İFADE ALIRKEN BANA, 'MÜVEKKİLİNİZE YÜKSELEMİYORUM' DEDİ"

Ulaş Yılmaz'ın ifadesini alan dönemin savcısının, ”Benim bir sorgu usulüm var ama onu uygulayamıyorum, müvekkilinize yükselemiyorum" dediğini belirten avukatı Hüseyin Ersöz: 

“Müvekkilimiz Ulaş Yılmaz, 30 Ekim 2025 tarihinde gözaltına alınıp 31 Ekim 2025 tarihinde savcılık ifadesine girdiğinde; müvekkilimizin ifadesini alan savcı tarafından şöyle bir ifade kullanıldı: ‘Ya avukat bey, ben sizi de tanıyorum; daha önceden de bir ifadeye girmiştik. Siz benim yöntemimi de biliyorsunuz, bu sebepten dolayı müvekkilinize de yükselemiyorum’ dedi. ‘Sayın Savcım, yükselmek ne demek?’ dedim. ‘İşte, benim bir sorgu usulüm var, o sorgu usulünü uygulayamıyorum’ anlamında bir şey söyledi. ‘Vallahi ben sorgu usulünün hukuka uygun olup olmadığına bakarım; onun dışında 'yükselmek' gibi bir tabir benim hukuk lügatimde yok, devam edelim’ dedim ve sorgu işlemine bu şekilde devam ettik.”

14.10 | DURUŞMA YENİDEN BAŞLADI: 'ANNE, BABA, KIZIM' SESLERİ

Tutuklu sanıklar, duruşmaya verilen 1 saatlik aradan sonra tekrar salona getirildi. 

Mahkeme salonundaki sessizlik, sanıklar salona giriş yaptığı esnada yerini; “Anne”, “baba”, “oğlum”, “kızım”, “seni çok seviyoruz”, “başkanım”, “cumhurbaşkanı”, “yalnız değilsiniz” seslenişlerine bıraktı. 

İzleyici bölümündeki aileler ve siyasetçiler alkış ve sloganlarla destek verdi. 

Heyetin de mahkeme salonuna gelmesiyle birlikte duruşma tekrar başladı.

Ulaş Yılmaz’ın ardından avukatı Hüseyin Ersöz savunma yapıyor.

12.55 | DURUŞMAYA İLK ARA

Mahkeme heyeti, duruşmaya 1 saatlik ara verdi.

12:30 | "BİZ BUNLARI NİYE YAŞIYORUZ?"

İBB Davası’nda “Eylem 13” kapsamında yargılanan İBB Dijital Yayınlar Koordinatörü Ulaş Yılmaz, mahkemede savunmasını yaptı. Yalnızca bir e-posta zincirinde isminin “CC” kısmında yer alması nedeniyle soruşturmaya dahil edildiğini belirten Yılmaz, kişisel verilerin ele geçirilmesi ve yayılması suçlamalarını reddetti.

Yılmaz, “Ben ne ‘İstanbul Senin’ uygulamasında ne de onun yazılım ekibinde çalıştım. ‘İBB Hanem’ projesini ise ilk kez burada, sizin gibi duydum ve öğrendim” dedi.

Savunmasında dosyadaki delillere de değinen Yılmaz, etkin pişmanlık kapsamında ifade veren Erol Naim Özgüner’in beyanlarının çelişkili olduğuna dikkat çekerek “İlk ifadesinde Google kodlarının istatistiksel olduğunu söylüyor, sonra bu ifadesini değiştirip ‘sızıntı buradan olabilir’ diyor. ‘Olsa olsa orada olur’ cümlesi yüzünden 6 aydır hapis yatıyorum” ifadelerini kullandı.

Google Analytics ve benzeri kodların kamu kurumlarında yaygın olarak kullanıldığını belirten Yılmaz, “Cumhurbaşkanlığı’nın, Milli Savunma Bakanlığı’nın, BTK’nın, Adalet Bakanlığı’nın sitelerinde de aynı kod var. Hatta İstanbul Adliyesi’nin sayfasında da var. Ben sadece bir mailleşmede bu kodun adı geçti diye 6 aydır tutukluyum” dedi. Örgüt üyeliği suçlamasını da reddeden Yılmaz, “Yarın başka bir kurumda çalışsam aynı işleri yapacağım. Bu nasıl örgüt üyeliği? Odam yakın diye örgüt üyesi olunmaz” diye konuştu.

Savunmasının duygusal bölümünde cezaevi koşullarına ve ailesine değinen Yılmaz, küçük kızının durumunu şu sözlerle anlattı:

“Kızım, 6 aydır kaldığım Silivri Cezaevi’ni iş yerim sanıyor. Gardiyanları da iş arkadaşlarım sanıyor. Bu ceza bana değil, kızıma ve eşime.”

Cezaevi koşullarını da ayrıntılı şekilde anlatan Yılmaz, aşırı kalabalık koğuşlarda kaldıklarını belirterek “İki aydan fazla yerde yattım. 10 kişi aynı yerde kalıyorduk. Eşyalarımız çöp poşetindeydi” dedi. Koğuşta yaşadığı ağır bir olayı da paylaşan Yılmaz, “Bir kişi elimde kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti. Sonrasında eşyalarını çöp poşetine koyduk. Bunları niye yaşıyoruz?” ifadelerini kullandı.

Yılmaz, “Bu sürenin telafisi yok. Kızımın en önemli zamanlarında onun yanında değilim” diyerek savunmasını tamamladı.

“İADE EDİLMELİYDİ YA DA SERBEST BIRAKILMALILARDI”

Yılmaz’ın savunmasının tamamlanmasının ardından çeşitli sanık avukatları da Yılmaz’a soru yöneltti. Ekrem İmamoğlu’nun avukatlarından Hasan Fehmi Demir, Yılmaz’a sorusunu sormadan önce mahkeme heyetine şu ifadeleri kullandı:

“Eğer heyetiniz 13 nolu eylemi anlamakta güçlük çekiyorsa iki şey yapmalıydı; bir tanesi soruşturma aşamasında iddianameyi kabul ederken bunu nazara almalıydı, iddianameyi iade etmeliydi. İkinci olarak da kovuşturma safhasında 13 nolu eylemden kim yargılanıyorsa derhal tahliye etmeliydiniz.”

11.45 | "SOMUT DELİL DAHİ MEVCUT OLMADIĞI AÇIK"

CHP Genel Merkez Bilgi İşlem Sorumlusu Orhan Gazi Erdoğan’ın avukatı Egemen İnaltay, müvekkili hakkında ileri sürülen iddianın hem teknik hem de hukuki zeminde ciddi çelişkiler barındırdığını, suçun maddi ve manevi unsurlarının oluşmadığını ve isnadın somut delillerle desteklenmediğini söyledi. 

İnaltay, “Sayın Başkan, iddia edilen fiil yalnızca ispatlanmamış değildir; baştan sona kurgulanmış ve teknik olarak imkansız bir senaryodan ibarettir. Bu imkansızlığı sanık çok net bir şekilde açıklamıştır” dedi. 

İnaltay, 68 yaşındaki Orhan Gazi Erdoğan’ın sadece, dosya içerisinde hakkında birçok suç isnadı bulunan ve etkin pişmanlıktan yararlanmak isteyen Erol Naim Özgüner’in “soyut beyanı” nedeniyle 6 aydır tutuklu bulunduğunu vurguladı.  

İnaltay, Özgüner’in ifadesine ilişkin şu detayları aktardı:

“Erol Naim Özgüner'in soyut ve çelişkili beyanı... Bu beyanın dikkat çekici bir yönü var: ‘Tam olarak hatırlamamakla birlikte’ demektedir. Müvekkil buna rağmen tutuklanmıştır. Bu noktada isnat edilen herhangi bir somut, doğrulanabilir, teknik veya maddi delille desteklenmemiş bir iddianamedir bu. Bu durumda ortada somut delil yoktur, teknik doğrulama yoktur, maddi destek yoktur; sadece tek bir soyut beyan vardır. 

Somut olayda müvekkile isnat edilen yegane fiil, iddianameye de yansıdığı üzere Ankara'da bulunan bilgi işlem sorumlusu müvekkilin sınırlı bir verinin Erol Naim Özgüner'e iletilmesinden ibaret. Bunun dışında müvekkilin İBB Hanem uygulamasıyla, İBB'nin veri tabanlarıyla veya dosyadaki diğer sanıklarla herhangi bir bahsetmiş olduğumuz gibi hiyerarşik, fiili ya da organizasyonel bağı bulunmadığı ve bu noktada somut delil dahi mevcut olmadığı açıktır.”

11.35 | "SAVCININ DAHİ GÖRMEDİĞİ SADECE HİSSİYATLA YOLA ÇIKTIĞI BİR İDDİAYLA MI YARGILANIYORSUNUZ?"

İSTTELKOM AŞ Genel Müdürü Melih Geçek'in avukatı Yiğit Gökçehan Koçoğlu da Orhan Gazi Erdoğan'a soru yöneltti. 

Yiğit Gökçehan Koçoğlu: "Biraz önce dediniz ki; Savcı Bey size 'Bunun içerisinde olsa olsa seçmen verisi olur' demiş. Savcının elinde herhangi bir delil yok muydu? Size bunu bir tahminle, hatta benim geçen hafta söylediğim gibi 'hissiyatıyla' mı sordu? Bir delil göstermedi mi? Şunu mu dedi size: 'Kardeşim, sen bunu WhatsApp’tan RAR dosyası olarak göndermişsin; RAR ise sıkıştırmışsındır, olsa olsa bu seçmen verisidir.'"

Orhan Gazi Erdoğan: "Evet, aynen öyle dedi. Ben daha sonra 'Sayın Savcım, varsa tıklayın, zaten orada görürsünüz' dedim. O da 'Şu anda erişemiyorum' dedi. 'Bu veriyi RAR ile gönderdiğine göre içerisinde 11.000.000 seçmen verisi olabilir, ben öyle düşünüyorum' dedi. Ben de bunun üzerine verilerin o içerikte olmadığını tekrar söyledim. 

Yiğit Gökçehan Koçoğlu: "Yani siz şu anda kendinizin dahi görmediği; bir itirafçının veya iftiracının söylediği, savcının dahi görmeyip sadece hissiyatıyla yola çıktığı bir iddiayla mı yargılanıyorsunuz?"

Orhan Gazi Erdoğan: "Şu anda öyle gözüküyor."

Yiğit Gökçehan Koçoğlu: "'İstatistiksel veri' dediğinizin ne olduğunu kısaca özetler misiniz?"

Orhan Gazi Erdoğan: "Seçmen listesinden süzülen; demografik yapı, yaş, cinsiyet gibi bilgilerdir. 'Şu ilçede, şu mahallede şu kadar kadın, şu kadar genç var' gibi verilerdir. Türkiye’de hemşehri dernekleri hala önemli; İstanbul’a geleli 45 sene olmuş ama kişi hala 'Karslıyım' diyor. Siyasette bunlar önemlidir. Bunlara dair seçim sonuçları karşılaştırmaları, 'Şu seçimde şu kadar oy almışız, şu kadar artmış' gibi, zaten birçok insanla paylaşılan ve il/ilçe başkanlıklarının sitelerinde de bulunan verilerdir."

11.25 | CHP BİLGİ İŞLEM SORUMLUSU, ÖZKAN İLE NEZARETHANEDE TANIŞTIKLARINI ANLATTI

İBB ve "Casusluk" dosyaları kapsamında tutuklu bulunan Ekrem İmamoğlu'nun kampanya direktörü Necati Özkan da Orhan Gazi Erdoğan'a soru sordu. 

Necati Özkan: "Biz şahsen ne zaman tanıştık?"

Orhan Gazi Erdoğan: "Ben sizi basından tanıdığım için aşağıda (nezarethane) bir araya geldiğimizde yanınıza gelip kendimi tanıttım. Siz de 'Orhan Erdoğan sen misin?' dediniz, orada bir selamlaştık."

Necati Özkan: "2014 yerel seçimlerinde CHP’de görevdeydiniz, doğru mu anlıyorum?"

Orhan Gazi Erdoğan: "2014 Kasım’da göreve geldim."

Necati Özkan: "8-10 civarında seçim kampanyasının olduğu bu süreçte siz Cumhuriyet Halk Partisi’nde bilgi işlem sorumlusuydunuz, doğru mu?"

Orhan Gazi Erdoğan: "Doğrudur."

Necati Özkan: "Peki, bu süre içerisinde benim sizden şahsen herhangi bir seçmen verisi talebim oldu mu?"

Orhan Gazi Erdoğan: "Hayır, bir temasımız olmadığı için zaten böyle bir şey olmadı. Olsa bile zaten cevabımızı verirdik."

Necati Özkan: "Benim ya da ekibimden herhangi birisinin sizden bugüne kadar herhangi bir istatistiki veri talebi oldu mu?"

Orhan Gazi Erdoğan: "Hiçbir zaman, hiçbir şekilde olmadı."

Necati Özkan: "Doğrudan benden olmasa bile; adaylardan, parti görevlilerinden ya da parti adına kampanya yürüten herhangi birinden, seçmen verilerine dayalı manipülasyonla ilgili bir talep geldi mi ya da böyle bir şey duydunuz mu?"

Orhan Gazi Erdoğan: "Kesinlikle hayır diyebilirim. 'Manipülasyon amaçlı bir veri alalım, bunu şöyle kullanalım gibi bir çalışma içinde hiçbir zaman bulunmadık.' Bizim dışımızda insanlar ne yapıyor bilmiyorum ama bizde böyle bir şey yok."

Orhan Gazi Erdoğan: "Cumhuriyet Halk Partisi’nin çok geniş ve yaygın bir sistemi vardır. Eğer parti, aday adaylarıyla paylaşacağı veriyi birileri üzerinden gönderiyorsa o zaman vay halimize. Tabii ki böyle bir şey yok."

11.20 | "PAYLAŞTIĞIM VERİLER TÜİK'TE DE OLAN İSTATİSTİKSEL VERİLER"

Savunmasının ardından Mahkeme Başkanı, 68 yaşındaki Orhan Gazi Erdoğan'a soru yöneltti. 

Mahkeme Başkanı: “'Naim Erol Özgüner isimli şahsı, 2019 yılından sonra tanıdım. Kendisiyle Melih Geçek ile beraber tanıştım. Bildiğim kadarıyla Turkcell'den ayrılmış ve teknoloji konusunda yetkin birisidir. Kendisiyle arkadaşlığımız oluştu; 2019 sonrası Bilgi İşlem Daire Başkanı oldu. Melih Bey ile olduğu kadar olmasa da Naim Erol Özgüner ile de seçim dönemlerinde veri talepleri gibi konularda görüşmeler gerçekleştiriyorduk. Tam hatırlamamakla beraber, Naim Erol Özgüner'in talebi uyarınca işlenmiş data verileri vermiş olabilirim.' Doğru mu bu ifade?"

Orhan Gazi Erdoğan: "Bu doğrudur. Ancak 'işlenmiş data' dediğim gibi yani içinde kişisel veri olmayan datayı birçok kişiyle paylaşabiliyorum."

Mahkeme Başkanı: "Bu 'işlenmiş data verisi vermiş olabilirim' cümlesinde bu dosya kapsamında bahsedilen veriyi kastetmiyorsunuz."

Orhan Gazi Erdoğan: "Hayır hayır, kesinlikle yok. 'İşlenmiş veri'ye bir örnek vereyim Sayın Başkan, mesela diyor ki; 'İstanbul Kartal'da yaşayan veyahut da şu mahallelerde yaşayan işte kaç tane Karslı var, kaç tane Erzurumlu var, kaç tane Tokatlı var?' Bunlar sayısal olarak TÜİK'te de olan veriler zaten. Veriler tamamen istatistik, bu kişilerle bir alakası yok."

11.00 | “OLMAYAN VERİYİ GÖNDERDİĞİM İDDİASIYLA 6 AYDIR TUTUKLUYUM”

CHP Genel Merkez Bilgi İşlem Sorumlusu Orhan Gazi Erdoğan, görev tanımının partinin dijital altyapısını kurmak ve geliştirmek olduğunu, KVKK kapsamında kişisel veri sorumluluğunun ise parti tüzel kişiliğine ait bulunduğunu söyledi.

YSK’nin Siyasi Parti Portalı (SİPORT) üzerinden erişilen verilerin parti örgütüyle paylaşılmasının teknik bir görev olduğunu belirten Erdoğan, seçmen listelerinin ise kişisel veri niteliği nedeniyle hiçbir şekilde üçüncü kişilerle paylaşılmasının mümkün olmadığını vurguladı.

Savcılığın, belirli kişilere seçmen sandık listesi gönderdiği iddiasını reddeden Erdoğan, “Eylül ayında sandık bazlı liste oluşması teknik olarak imkânsız” diyerek suçlamaların somut veriye dayanmadığını ifade etti.

Tutuklama sürecinin ani geliştiğini belirten Erdoğan, teknik olarak var olmayan bir veriyi gönderdiği iddiasıyla aylardır cezaevinde olduğunu kaydetti. Erdoğan, “Olmayan bir veriyi gönderdiğim iddiasıyla 6 aydır dört duvar arasındayım” diyerek tahliye ve beraat talebinde bulundu.

NE OLMUŞTU?

Dünkü duruşmada söz alarak beyanda bulunan Erdoğan’ın avukatı Egemen Ünal, dikkat çeken bir iddiayı dile getirmişti. 

Ünal şu ifadeleri kullanmıştı: 

“Müvekkilim Orhan Gazi Erdoğan’ın ifadesi; o dönemin yargı erkinde bulunan Cumhuriyet Savcısı, günümüzde ise yürütme erkinde Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürü olan Cahid Cihat Sarı tarafından, baskı ortamında ve yönlendirmeye yönelik sorularla alınmıştır. 

Orhan Gazi Erdoğan, iddia edilen seçmen ve sandık verilerini hiçbir şekilde Naim Erol Özgüner’e vermemiştir. Kişisel veri vermediğine ilişkin beyanını da ifadesinde açıkça belirtmiştir. Soruşturma makamı tarafından müvekkilimin vermiş olduğu ifadelerin tamamı zapt altına alınmamıştır.”

'HADDİNİ BİLDİRİRİZ' GERGİNLİĞİ

Davanın dün görülen 17'nci duruşmasına tutuklu cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu ile Duruşma Savcısı arasında çıkan gerginlik damga vurmuştu.

Savcı, İmamoğlu’na, “Haddinizi aşarsanız haddinizi bildiririz. Müvekkiliniz beyanlarına dikkat etsin. Yargılamayı gölgelemek adına beyanlardan vazgeçin” demişti.

Mahkeme Başkanı gerginliğin ardından tarafları sakinleştirerek duruşmaya devam etmişti.

18 KİŞİ TAHLİYE EDİLMİŞTİ

Davanın 15'inci duruşmasında ise mahkeme heyeti, sanıklardan İBB Özel Kalem Müdürü Kadriye Kasapoğlu, Özgür Karabat’ın şoförü Sırrı Küçük, Ağaç A.Ş çalışanı Fatih Yağcı, iş insanı Ali Üner, iş insanı Evren Şirolu, iş insanı Ebubekir Akın, İSPER personeli Davut Bildik, Altan Ertürk, Hüseyin Yurttaş, Murat Ongun’un şoförü Kadir Öztürk, Mustafa Bostancı, Kadriye kasapoğlu’nun şoförü Sabri Caner Kırca, Baran Gönül, Mahir Gün, Esra Huri Bulduk, Şehide Zehra Keleş Yüksel, Başak Tatlı ve zabıta memuru Nazan Başelli’nin tahliyesine karar vermişti.

İlgili Haberler