Son dakika | İmamoğlu'ndan Soylu'ya sert sözler

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, İçişleri Bakanlığı'nın İBB'ye yönelik ‘terör teftişi’ başlatmasıyla ilgili açıklamalarda bulundu. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'ya soruşturma açılması gerektiğini belirten İmamoğlu, "Terörist var’ deyip tutuklamıyorsa yapılacak şey işlem başlatmaktır. Ben bir vatandaş olarak sayın Cumhurbaşkanı’nı göreve davet ediyorum" dedi.

27 Aralık 2021 Pazartesi, 12:20
Son dakika | İmamoğlu'ndan Soylu'ya sert sözler
Abone Ol google-news

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, İçişleri Bakanlığı'nın İBB'ye yönelik ‘terör teftişi’ başlatmasıyla ilgili Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi'nde açıklamalarda bulundu. 

İmamoğlu'nun açıklamasından öne çıkan satır başları:

“CHP BELEDİYELERİ OLARAK TEFTİŞ EDİLMEKLE SORUNUMUZ YOK”

CHP belediyeleri olarak, teftiş edilmekle ilgili hiçbir sorunumuz yoktur. Belediyelerimiz teftiş edilmiştir, edilmektedir, edilecektir. Gelen her müfettişimizi de nasıl karşıladığımızı, nasıl saygın bir biçimde ağırladığımızı, görevlerini en bağımsız şekliyle yapmaları için onlara nasıl imkanlar sunduğumuzu en iyi kıymetli saygın müfettişlerimiz bilirler. Bu bağlamda hiçbir sorunumuz yok. Ancak, Sayın İçişleri Bakanı’nın terörle ilgili mücadelesini, buradan biz ona öğretecek değiliz. Fakat yanlış giden bir takım hususları, kronolojik olarak, teknik olarak aktarmak isterim. 

“BAKANIN HER VERİSİ YANLIŞ”

“İçişleri Bakanlığı'nda oturan zat, 12 Aralık günü, TBMM’de konuşma yaptı ve İBB’de tam 557 terörist olduğunu iddia etti. Bir gün önce yaptığı konuşmada da Türkiye'de toplam terörist sayısının, 160 olduğunu söylemişti. Her verisi yanlış olan Sayın Bakan'a dair şunu hatırlatmak isterim: Dün akşam itibariyle, tam iki hafta üstünden geçti. Tam iki hafta. 15 gün üstünden geçti. Bugüne kadar İçişleri Bakanlığı ne yaptı? Biz ne yaptık? Hiçbir şey duymadık açıkçası yaptığı hususlarla ilgili. Ben, hiçbir şey duymadım. Hiçbir yazı almadım. İBB olarak, Belediye Başkanı olarak, bir kısım işlemler başlattık. İBB olarak, devlet adabına uygun bir biçimde, bu beyanı ciddiye alarak, 15 Aralık’ta benim olurumla, teftiş kurulunda bir araştırma ve gerekiyorsa da bir soruşturmaya izin verdim. Bu, 15 Aralık'ta benim soruşturmaya izin verdiğimin belgesidir. Aynı tarihte ise, İçişleri Bakanlığı’na yazı yazdık. Bizzat bakanlığa ve Sayın Bakanın kendisine yazı yazdık, bilgi istedik. Ne bilgisi istedik? Dedik ki bakanlığa; bize bu konuda bilgi verin. Kimdir bunlar? Listeyi yollayın. Biz de gereğini yapalım. Yani bir terörist ile ilgili tespitiniz varsa, terörist diyorsa bir bakanlık, herhalde bunu ciddiye almalıyız, öyle değil mi? Ciddiye alınmalı mı, alınmamalı mı? Onu tabii zaman içerisinde kamuoyu takdir edecek. Ne yaptı Bakanlık? Buna hiçbir cevap vermedi” 

“BAKANLIK, KIRMIZI PUNTOLARLA TERÖR ÖRGÜTLERİNİN REKLAMINI YAPTI”

“Uyuyan Bakanlık, dün itibariyle uykudan uyanıp tweet attı. Yani tweet atarak, hakkımızda bir soruşturma izni işlemini başlattığını duyurdu. “Ben, açıkçası devletin Twitter'da bir soruşturma izni vererek başlatmasına, ilk defa şahit oluyorum. Bu teftişin başlatma biçimi böyle olmaz. Uygulamalar böyle olmaz. Demek ki, 15 gün sonra, bir pazar akşamı, böyle bir tweetle süreci başlatmak aklına geldi. Acaba neden? Çünkü Sayın Cumhurbaşkanı pazar günü konuştu. İstanbul'da danışma kurulunda konuştu. İstanbul'la ilgili mesajlar verdi. İçi siyaset dolu mesajlar verdi. Ve hani buradan Cumhurbaşkanı'nın bu konuşmasında, Sayın Bakan her zamanki gibi, bir rol kapma çabasıyla ortaya çıktı. Ve böyle bir açıklama yaptı. Öncelikle 16 milyonluk bir kentin Belediye Başkanı olarak, İstanbul'da 86 bin çalışanı olan bir Belediye Başkanı olarak, bu açıklamayı kınıyorum. Başka bir boyutuyla kınıyorum onu da söyleyeyim. (İçişleri Bakanlığı'nın twettini göstererek) Bakın burada, bütün terör örgütlerinin kalın puntolu, kırmızı harfle reklamını yapan bir Bakanlık. Bu açıklama biçimini de devlet adabına uygun olmadığını ve bu şekilde atılan adımı kınıyorum.”

“TERÖRİST İSE, TUT KULAĞINDAN, AT HAPSE”

“Sizler, yıllardır görev yapan gazetecilersiniz. Yani hangi biriniz sayı ile tespit yapıldıktan sonra, bir bakanlığın teftiş başlattığını duydunuz. Yani bir sayıyla tespit yapıyorsunuz ve bu tespiti yaptıktan sonra, Bakanlık olarak, bir kurum hakkında teftiş başlatıyorsunuz. Yani sayı veriyorsunuz. Bunlar terörist diyorsunuz. Hükümde bulunuyorsunuz. Sonra teftiş başlatıyorsunuz. Açıkçası ifade etmek isterim: Yahu ne teftişi? Sen bakanlıksın. Terörist ise, terörist konusunda da takdirde bulunmuşsan, netleşmişse, tut kulağından, götür at hapse. Yani böyle bir sürecin uygulanması akıllara zarar. Öncelikle onu ifade edeyim. ‘557 terörist tespit ettim’ diyorsun. Teftişin açıkçası prosedürü bellidir. Ama siyasetin ve siyaset aklının, hatta kendi siyaset kulvarındaki şahsi çıkarlarının, devlet adabının ve bir bakanlık kültürünün işleyişinin önüne geçtiğini net olarak bu davranışlarla ne yazık ki görüyoruz. Kaldı ki, İBB’de ve iştiraklerinde bir kişinin işe girmeyle ilgili prosedürleri bellidir. Yani size bir kişi başvuru yapar. Siz, bu başvurulardan size uygun olan o kişiyi tespit edersiniz. Eğer karar vermişseniz, ondan bir takım belgeler istersiniz. Bu belgelerin içerisinde de adli sicil kaydı vardır. Adli sicil kaydını istediğiniz kişi de o kaydı, gider Adalet Bakanlığı’ndan alır. O zaman İçişleri Bakanı yanlış yere soruşturma açıyor. Yani soruşturma açması gereken yer, Adalet Bakanlığı. Çünkü biz, işe aldığımız her çalışanın adli sicil kaydını isteriz. Ve temiz kağıdını alırsak da işe giriş işlemini başlatırız.”

“SORUŞTURMA BAKANA AÇILMALI”

“Her ne kadar 1 gün önce ‘160’ deyip, bir gün sonra 557 teröristin İçişleri Bakanı olarak İBB’de olduğunu açıklamasına rağmen, eğer böyle bir tespit var da herhangi bir işlem yapmıyor, gidip o 557 teröristi tutuklamıyorsa, bir başka soruşturma açılması gereken yerin de İçişleri Bakanlığı olduğunu düşünüyorum. Hatta Bakanın kendisinin olduğunu düşünüyorum bu sürece, bu şekilde yaklaşım gösterdiği için. Açıkçası ben, bu denli risk taşıyan, güvenliği bu kadar riske taşıdığını gördüğüm bir İçişleri Bakanı'yla ilgili işlem başlatmıyorsa da açıkçası ben bir vatandaş olarak, Sayın Cumhurbaşkanı'nı bu anlamda göreve davet ediyorum.”

“İSTANBUL SEÇİMLERİNDE DE SANDIK GÖREVLİLERİNİ TERÖRİST İLAN ETTİLER”

“Şunu da ifade etmek isterim: Ülkemizin geldiği durum ortada. Yani ekonomi ortada, dövizin artışı, çıkışı, iniş, buradan faydalananlar ortada. İnsanların çektiği zarar ortada. Bütün bu süreçler olurken, biz ne yapıyoruz? ‘Siz bunu görmeyin. Biz, başka bir gündem yaratalım ve buradan insanlar başka bir şeye odaklansın’ diye bir çaba içerisinde. Şunu hatırlatmak isterim: Sıkça biz kendimiz, arkadaşlarımız, yol arkadaşlarımız sıklıkla ‘terörist’ ilan edildiler. Açıkçası bu anlayışın, insanları bölen anlayışın ülkemize, şehirlerimize hiçbir katkı sunmadığını da belirtmek isterim. Buradan hepinizin hafızasında tazelemesi gereken bir husus var. Aynı kişiler, aynı kurumlar, aynı şahsiyetler, İstanbul seçiminde de bütün sandık görevlilerini ‘terörist’ ilan ettiler. Binlerce insan. Ve ne oldu ucunda? ‘Çaldılar’ dediler. ‘Hırsız’ dediler. ‘Terörist’ ilan ettiler. Sonra dediler ki; ‘Biz bunu hukuken söylemedik, siyasi olarak söyledik.’ Günün sonunda ne oldu? Sıfır elde var sıfır. Seçimin iptal edildiği sürecin öncesinde, yine terörist ilan ettikleri binlerce kişiden, tek bir kişiyle ilgili ne bir soruşturma yapıldı, ne bir tutuklama yapıldı, ne bir tespit yapıldı. Millet, buna artık gülüyor.” 

“16 MİLYONLA İLGİLİ KONUŞAN HERKESİ DİKKATLİ OLMAYA DAVET EDİYORUM”

“Üzüntü duyarak ifade etmek isterim ki; bizler, iki kere İstanbul'da halkın cevap verdiği, yapılan hatadan sonra büyük bir demokrasi dersi verdiği süreci yaşamış insanlarız. Bu manada İstanbul'la ilgili konuşurken, kim konuşuyorsa konuşsun, 16 milyon insanın huzurunda konuşurken, 86 bin çalışanın olduğu bir kurumla ilgili konuşurken, kim konuşursa konuşsun, dikkatli olmaya davet ediyorum. Biz, bugün İstanbul olarak, 1 milyona yakın sosyal yardım talebi almış bir kurumuz. 1 milyon. Şurada bulunan kıymetli belediye başkanı arkadaşlarım; tahmin ediyorum ki buna milyonlarca diyebilecek durumdayız. Bu kadar güncel, ekonomik ve problemli bir süreci yaşarken, İçişleri Bakanlığı’nın ortaya koyduğu bu tavrın, tamamen gündemi kaydırma, gündemi başka bir yere taşıma çabası olduğunu düşünüyorum. Bizim verilemeyecek hiçbir hesabımız yoktur. Hele hele vatanperverliğimizi, millete olan duygularımızı, bayrağımıza olan duygularımızı, geçmişimize, Cumhuriyet’imize olan duygularımızı sorgulayacak kişi henüz doğma bu topraklarda. Hepimiz vatanseverliğimizle görevlerimizi yapıyoruz. Benim vereceğim cevap bu şekilde sizin sorunuza.”

“UTANILACAK MEKTUP; RAKİBİM LEHİNE CEZAEVİNDEN RİCA EDİLEN MEKTUPTUR”

“Vallahi bugün kıymetli ağabeyimiz, büyüğümüz Yılmaz Büyükerşen ağabeyime dedim ki: ‘Ağabey, mektup yazmak ne zamandan beri ayıp oldu bu topraklarda?’ ‘Kalem arkadaşlığı iyidir’ dedi. Yanlış bilgilerle konuşan, ne yazık ki aldatılan bir Cumhurbaşkanımız var. Ben, büyük Türkiye Cumhuriyeti'nin çok kıymetli makamının, saygıdeğer Cumhurbaşkanlığı makamının yanlış şeyler söylemesini istemediğim için, kendilerini bilgilendirmek zorunda hissettim kendimi. Ben, ilk defa da mektup yazmıyorum. Devletin farklı kurum ve kuruluşlarında, şu anda bakanlık yapan birçok bakanın kendi makamında mektuplarım vardır. Çünkü tarihe not düşmeyi severim. Yanlış yapıldığında uyarmayı da severim. Bazılarını açıklarım, bazılarını açıklamam. Ama mektup yazarım. Resmi kayda da bunları sokarım. Çünkü, devletin hafızasında kalması gereken hususlardır bunlar. Sayın Cumhurbaşkanı eğer utanılacak bir mektup arıyorsa, ben hatırlatayım: 31 Mart seçimlerinde, rakibim lehinde cezaevinden rica edilen mektup, utanılacak bir mektuptur. Utanılacak mektup odur. Benim mektubum, hiç utanılacak mektup değildir. 16 milyon insan adına kendilerini uyaran ve yanlış cümleler kurmasını engellemeye dönük bir uyarı mektubudur. Bundan sonra da yazmaya devam edeceğim. Ama hani açıkçası benim saygılı ve bilgilendirici bir dilim vardır, onu da ifade edeyim. Kendilerine cevabım budur.”

“GÖREVİNİ YAPMAYAN BİR İÇİŞLERİ BAKANI…”

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, “Polis katili olduğu yargı tarafından tescil edilmiş, Bylock kullandığı tescil edilmiş kişilerin işe alındığını, kritik yerlerde görevlendirdiğini tespit ettik” dedi. Sizin belediye içinde yaptığınız teftişte bu tarz sonuçlara ulaştınız mı? Bakanlığın teftişi nasıl ilerleyecek? 

“Şimdi ne kadar aciz bir durum değil mi? Yani bunu ben desem, normal karşılanabilir. ‘Polis katili olduğu, Bylock kullandığı tespit edildi’ diyor. Bak, ‘Edildi’ diyor. Ben istihbarat teşkilatı mıyım, Allah aşkına? Yani ben, yargı kurumu muyum? Yani bunları tespit etmiş bakan, yerinde oturuyor, gevrek gevrek de bunları basın önünde söylüyor, o kişiler de İstanbul Belediyesi'nde görev mi yapıyor şu anda? Vallahi hemen İçişleri Bakanı görevinden istifa etsin. Hemen, derhal istifa etsin. Görevini yapmayan bir İçişleri Bakanı o zaman. Ya görevini yapsın, onları tutuklasın ya da benim 15 gün önce yazdığım mektuba cevap versin. Bunları niye basın önünde söylüyor? Benim 15 gün önce kendisine yazdığım mektup var, yazı var. O da utanılacak bir mektup değil yani. Kendisine soruyorum. Diyorum ki; ‘Varsa tespit ettiğiniz kişiler bize bildirin. Biz de gereğini yapalım.’ 15 gündür bunu bize açıklamayan, bugün bunu basın üzerinde açıklayan akıl ne biliyor musunuz? Aynen şunun gibi, ‘Biz onu hukuken söylemedik, siyaseten söyledik’ diyecekler yarın öbür gün. Ama bu millet, bunu affetmeyecek. Ayıptır. Derhal tutuklasınlar. Bugün gitsin tutuklasınlar. Bize yazı yazsınlar. Biz gereğini yapalım. Tutuklamak benim görevim değil. İstihbarat teşkilatı değilim. Bu konuda yargıda bulunacak Adalet Bakanı ben değilim. Otursunlar İçişleri Bakanı, Adalet Bakanı, gitsinler Sayın Cumhurbaşkanı'na bu konuda hesap versinler. Hesap verecek kişi ben değilim.”