Aşktan mı vazgeçemiyoruz, konfordan mı? İlişkilerde kalma dürtüsünün bilimi

Aşktan mı vazgeçemiyoruz, konfordan mı? İlişkilerde kalma dürtüsünün bilimi

11.01.2026 14:47:00
Güncellenme:
Haber Merkezi
Takip Et:
Aşktan mı vazgeçemiyoruz, konfordan mı? İlişkilerde kalma dürtüsünün bilimi

Nörobilim, bir ilişkide kalma kararının çoğu zaman romantik değil, biyolojik ve psikolojik reflekslerle alındığını gösteriyor.

İnsanlar çoğu zaman bir ilişkide kalma nedenini “sevgi” olarak tanımlar. Ancak bilimsel araştırmalar, kararlarımızın büyük bölümünün bilinçdışı mekanizmalar tarafından şekillendiğini ortaya koyuyor. Özellikle uzun süreli ilişkilerde, kalma davranışı çoğu zaman romantik duygulardan çok; alışkanlık, bağlanma stili ve belirsizlikten kaçınma eğilimiyle ilişkilidir.

Peki beyin, neden bazen mutsuz olduğumuz bir ilişkide bile kalmayı seçer?

BEYNİN ALIŞKANLIK MEKANİZMASI

Nörobilimde alışkanlıklar, bazal gangliyonlar adı verilen beyin bölgesiyle ilişkilidir. Bu sistem, tekrar eden davranışları otomatik hale getirir. Amaç, zihinsel enerji tasarrufu sağlamaktır.

Bir ilişki uzun süre devam ettiğinde:

  • Aynı kişiyle uyanmak,
  • Aynı mesajlaşma biçimi,
  • Aynı tartışma döngüleri
  • beyinde “tanıdık ve güvenli” olarak kodlanır. Beyin için tanıdık olan, risk içermeyen anlamına gelir. Oysa ayrılık:
  • Belirsizlik,
  • Yeni sosyal çevre,
  • Yeni duygusal yatırım

demektir. Beyin, bu belirsizliği potansiyel tehdit olarak algılar ve kişiyi mevcut düzende kalmaya iter. Bu nedenle, ilişki tatmin edici olmasa bile “kalmak”, biyolojik olarak daha güvenli hissedilir.

Image

BAĞLANMA KURAMI NE SÖYLÜYOR?

Psikolog John Bowlby’nin geliştirdiği bağlanma kuramı, yetişkin ilişkilerimizin çocuklukta oluşan bağlanma stilleriyle şekillendiğini söyler:

Güvenli bağlananlar ilişkide mutsuz olduklarında ayrılmayı daha sağlıklı değerlendirebilir.

Kaygılı bağlananlar, terk edilme korkusuyla tatmin edici olmayan ilişkilerde bile kalabilir.

Kaçıngan bağlananlar ise duygusal mesafeyi sürdürürken ilişkiyi “alışkanlık” düzeyinde devam ettirebilir.

Araştırmalar, kaygılı bağlanma stiline sahip bireylerin, ilişkilerinden memnun olmasalar bile ayrılma olasılıklarının daha düşük olduğunu gösteriyor. Çünkü beyin, yalnızlığı duygusal bir tehdit olarak algılıyor.

KAYIPTAN KAÇINMA ETKİSİ

Davranışsal ekonomide “kayıptan kaçınma” (loss aversion) adı verilen bir ilke vardır. İnsanlar, bir şeyi kaybetmenin acısını, aynı şeyi kazanmanın verdiği hazdan daha güçlü hisseder.

İlişkilerde bu şu şekilde işler:

  • “Bunca yıl boşa gidecek”
  • “Emek verdim”
  • “Onu kaybetmek çok acıtır”

Bu düşünceler, mevcut mutsuzluğu ikinci plana iter. Beyin, var olanı kaybetmemeyi, daha iyi bir ihtimali denemekten daha güvenli bulur. Böylece kişi, sevdiği için değil; kaybetmekten korktuğu için kalır.

SEVGİ İLE ALIŞKANLIK ARASINDAKİ BİYOLOJİK FARK

Nörokimyasal açıdan bakıldığında:

Sevgi; dopamin, oksitosin ve serotonin gibi bağ kurmayı ve ödül hissini artıran hormonlarla ilişkilidir.

Alışkanlık ise daha çok otomatikleşmiş sinir yollarına dayanır; duygu yoğunluğu azalır, davranış devam eder.

Bir ilişkide zamanla heyecanın azalması doğaldır. Ancak bağ yerini yalnızca otomatiğe bıraktığında, kişi duygusal tatmin olmadan ilişkiyi sürdürür. Bu noktada “kalmak”, bir seçimden çok refleks haline gelir.

BİLİMİN GÖSTERDİĞİ GERÇEK

Araştırmalar şunu ortaya koyuyor:

Bir ilişkide kalmak her zaman sevginin göstergesi değildir. Çoğu zaman bu davranış;

  • Belirsizlikten kaçınma,
  • Yalnızlık korkusu,
  • Bağlanma stilinin etkisi,
  • Kayıp yaşamaktan çekinme

gibi psikolojik ve biyolojik mekanizmalarla açıklanır.

Bu nedenle “Neden buradayım?” sorusu, romantik değil bilimsel bir sorgulamadır. İnsan bazen sevdiği için değil, beyni tanıdığı düzeni korumak istediği için kalır. Ve belki de gerçek cesaret, alışkanlığın sesini sevgiden ayırmayı öğrenebilmekte yatar.