Yumruk olup direnmektir Ruhi Su’yu dinlemek...

1912’de Van’da doğan Mehmet, anne babasını hiç hatırlamaz, Adana’da yoksul bir ailenin yanına verilir. Oradan da yolu Öksüzler Yurdu’na düşer. Yoksul ve kimsesiz Mehmet, 1942’de Devlet Konservatuvarı Opera Bölümü’nü bitirir. “Basbariton Ruhi Su” ülkesinin sayılı sanatçılarından biri olur. Uygarlığa, özgürlüğe ve insanca bir yaşama yönelik çabaları onu Sansaryan Han’a düşürür. Toplumda derin izler bırakan Ruhi Su’yu ölümünün 36. yılında saygıyla anıyoruz.

20 Eylül 2021 Pazartesi, 04:00
Yumruk olup direnmektir Ruhi Su’yu dinlemek...
Abone Ol google-news

1952’nin soğuk bir kasım günü Ankara’dan İstanbul’a getirilerek Sansaryan Han’ın zemin katındaki tabutluklardan birine konulmuştu. Suçu TKP üyesi olmaktı. Aydın ve sanatçıların sorgularında uygulanan işkenceleri yönetmesiyle ünlü Birinci Şube Müdür Muavini “Parmaksız Hamdi” ne yaptıysa istediklerini söyletememişti ona. Gece ile gündüzün birbirine karıştığı, oturabilmenin bile mümkün olmadığı o karanlık tabutlukta hissettiği yalnızlık duygusu, “gitsin gitsin de gelmesin, çocukluğunu getiriyordu aklına.” 

SAVAŞ ÇOCUĞU

1912’de Van’da doğmuştu. Anasını, babasını hiç hatırlamıyordu. Kimsesi yoktu. Üç-dört yaşlarındayken Adana’da yoksul bir ailenin yanına verilmişti. Yenge dediği evin hanımından çok eziyet görmüştü o evde. Birinci Dünya Savaşı sonrasında Fransızlar Adana’yı işgal edince Toroslar’a doğru büyük bir kaçış başlamıştı. Çukurovalıların “Kaç Kaç” dediği o dönemde yoksulluk ve kimsesizliğin üzerine bir de kargaşa, göç acısı ve can korkusu eklenmişti. 1921’de Adana’ya döndüklerinde Mehmet, Adana Darüleytamı’na, yani Öksüzler Yurdu’na verildi. Burada hocasının teşvikiyle kemana başladı. Bir yandan da Toroslar’da öğrendiği türküleri söylüyordu. Türlü talihsizlikleri ve zorlukları aşarak girebildiği Ankara Musiki Muallim Mektebi’nin ardından, 1942’de Devlet Konservatuvarı Opera Bölümü’nü bitirdi. “Birinci Dünya Savaşı’nın ortada bıraktığı çocuklardan biri” olan yoksul ve öksüz Mehmet, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin sağladığı olanaklar ve azmiyle, “Bastien Bastienne”, “Madam Butterfly”, “Satılmış Nişanlı”, “Fidelio”, “Maskeli Balo”, “Figaro’nun Düğünü” gibi çeşitli operalarda rol alan “Basbariton Ruhi Su” olarak ülkesinin sayılı sanatçılarından birisi olmuştu. Olmuştu olmasına ama bu defa da uygarlığa, özgürlüğe ve insanca bir yaşama yönelik çabaları nedeniyle aylardır işkence görüyordu. 

KENDİNDEN ÖNCESİ YOK

Ruhi Su, beş ay Sansaryan Han’da işkence gördükten sonra Harbiye ve Adana cezaevlerinde beş yıl tutuklu kaldı. Aynı davadan yargılanan Sıdıka Hanım ile Harbiye Cezaevi’nde nişanlandı ve evlendi. Devlet memuriyetinden atılmış, opera faslı artık bir daha açılmamak üzere kapanmıştı. Kendini tamamen türkülere verdi. Ülkemizin pek çok yöresinden yüzlerce türkü derledi. Onlarca plak, kaset yayımladı. Anadolu’yu adım adım dolaştı, konserler verdi. 1975’te, bugün halen faaliyet gösteren “Dostlar Korosu”nu kurdu. Eski halk ozanlarımızdan Nâzım Hikmet’e, Melih Cevdet Anday’a, Fazıl Hüsnü Dağlarca’ya kadar birçok şairimizin şiirini besteledi. Melih Cevdet Anday’ın ifadesiyle “Ruhi Su türküsüz insanlara türkü sundu.”

İlhan Selçuk “Kendinden öncesi yoktur Ruhi Su’nun” der. Çünkü almış olduğu Batı müziği eğitimini halk türküleriyle harmanlayarak ortaya o güne dek hiç yapılmamış bir bireşim çıkarmış ve aydınlarla halk arasında türküden bir köprü kurmuştur. Sabahattin Eyüboğlu da Ruhi Su’ya kadar olan dönemde türkülerin küçümsendiğini, yayvan ağızlarda eğlencelik, göstermelik hale geldiğini ve Ruhi Su’nun bu yozlaştırmaya “yeter” dediğini söyler. 

PİR SULTAN’A KOVUŞTURMA

Aydınların ve kent insanının halk müziği ve kültürünü tanıması, sevmesi ve içselleştirmesinde Ruhi Su’nun büyük katkısı olmuştur. Türk halkı Köroğlu ve Pir Sultan’ın şiirlerindeki zulme başkaldırıyı, Karacaoğlan’ın sevdasını, seferberlik türkülerini, Ege türkülerini, Nâzım’ın Kuvayı Milliye Destanı’nı biraz da onun sesinden öğrenir. Pir Sultan, Köroğlu, Karacaoğlan ve Yunus’un şiirlerini ilk kez Ruhi Su’dan duydukları için onun şiiri sananlar olur. Bazen trajikomik olaylar da yaşanır. Örneğin 1960’ların başında Ruhi Su’nun Erdek Halk Şenliği’nde verdiği konser polis tarafından basılır ve sonrasında sanatçı mahkemeye verilir. Ruhi Su buna alışıktır ama savcılık Pir Sultan hakkında da kovuşturma açılmasına karar verir.

Ruhi Su, kendini halkına adamış bir büyük dava adamıdır aynı zamanda. Hapislere, sürgünlere, yasaklara rağmen türkülerinde baskıyı, sömürüyü ve eşitsizliği nakış nakış işlemiş, “yoksuldan, halktan yana bir dünya kurulacak” özlemi ile her zaman emekçi halkın yanında yer almıştır. 

1940’larda Alevi türküleri söylediği gerekçesiyle TRT’deki radyo programı sonlandırılan, 1952’de sadece TKP üyesi olduğu için beş yıldan fazla tutuklu kalan, 1965’te “Bitmeyen Yol” filminde söylediği bir türküde “Serdari halimiz böyle n’olacak, kısa çöp uzundan hakkın alacak” dediği için işinden olan ve yazdığı kitaptan ismi çıkarılan Ruhi Su’ya yapılan zulüm bunlarla kalmaz. Sanatçıya 1983’ün son günlerinde metastatik prostat kanseri tanısı konur ve tedavisinin yurtdışında yapılmasının daha uygun olacağı söylenir. Ancak yurtiçi ve yurtdışından yapılan çağrılara rağmen süresi bitmiş olan pasaportun çıkarılması geciktirilir ve gür sesli ozan 20 Eylül 1985 Cuma günü Cerrahpaşa Hastanesi’nde yaşama veda eder.

İLKELERİNDEN HİÇ SAPMADI

İki gün sonra gerçekleşen cenaze töreni 12 Eylül sonrası ilk büyük kitlesel buluşmaya dönüşür. Ruhi Su, binlerce seveninin katılımıyla sonsuzluğa uğurlanır. O binler ki onun türküleriyle Anadolu halkının tüm renklerini, güzelliklerini, acılarını ve sevinçlerini yüreğinde hissetmiş, onun türküleriyle alanlarda sevgiden, emekten ve özgürlükten yana olduklarını haykırmışlardır. 

Sadece sanatı ile değil, inandığı ilkelerinden hiç sapmamış örnek kişiliği ve insanı ve emeği merkeze alan sosyalist dünya görüşü ile de toplumda derin izler bırakmış olan Ruhi Su’yu ölümünün 36. yılında saygıyla anıyoruz. 

* Hasan Hüseyin