Vicdan, saklandığın yerden çık artık!

19 Aralık 2021 Pazar

Hemen herkesin içinde bulunduğu bir ruh durumu, beni de kuşatmış durumda. Her gün yeni bir haksızlığın vuku bulduğu, her gün sessiz ölüm çığlıklarının yükseldiği, her gün binlerce insanın daha da yoksullaştığı, insanların işi gücü bırakıp döviz bürolarındaki döviz artışını gösteren ışıklı tabelaların önünde büyülenmiş gibi her an artan döviz rakamlarını seyrettiği, yakın komşuların günübirlik ülkeye girip ne buldularsa aldıkları bir ülkede yaşamanın ne denli zor olduğunu düşünür oldum. Havada koyu bir karanlık. Üstelik artık sığınacağım hiçbir şey kalmamış gibi, “12 Eylül’den sonra her şey bizi adım adım apolitik olmaya yöneltti”, “Sesini çıkaranı içeri alıyorlar”, “Biz ne yapabiliriz ki?” sözlerini duymaktan da bıktım. Böyle söyleyenlere hep aynı cümlelerle yanıt veriyorum: “Kardeşim çocuklarının geleceği için yüz bin kişi yürüdü mü? Yürümedi! Artık oğlunu ‘Vatan sağ olsun, diyerek ölüme yollamak istemiyorum’ diyenler çoğaldı mı? Çoğalmadı! Şu sanal âlemde dünyayı bir sözcükle düzelttiklerini sananlar yollara çıktı mı? Çıkmadılar!” Yanıtlarım daha da çoğalabilir. Daha da kötüsü, yüzde 99’u Müslüman olan bir ülkedeki vicdansızlık bana acayip dokunmaya başladı. Gelelim şu vicdan meselesine: Bu vicdan duygusu nedir?

Nedense bugünlerde sık sık, bir dava için kendini yakan Budist rahipler aklıma geliyor, daha doğrusu inandıkları dava uğruna ölüme gidenler. Duydukları nasıl bir acı, nasıl bir vicdan azabıysa onları ölüme götürüyor ama arkalarında derin bir iz bırakarak. Nedir onları saran bu vicdan duygusu? Hiç kuşkusuz vicdan duygusunun temelinde, herhangi bir güç tarafından cezalandırılma korkusu yatar. Örneğin Katolikler, günah çıkararak vicdan duygusundan arınmayı bulduklarından beri son derece rahatlamış olmalılar. Öldür, ırzına geç, işçilerini sömür, kendini beş kuruş için mafya babalarına sat ama papaza gitmeyi asla unutma. Tanrıkullarının itiraf edilmiş suçlarını bağışlar. Müslümanlıkta öyle papaza filan gidilmez. Suç da günah da Tanrı ile kul arasındadır. Ve ne halt edersen et, iki rekât namaz kıldın mı Tanrı seni bağışlar. 

İnsanoğlu, vicdanın bu kadar kolay temizlendiğini görünce toplum düzenini sürdürmek için ahlak ve adalet duygusunu imdada çağırmış ve bunları herkesin uyması gereken kurallar haline getirmiştir. Bir düşünün, bu dünyanın düzeni sadece insanoğlunun vicdanına bırakılsaydı nasıl olurdu? Şimdi pek çoğunuzun bugünkünden beter olmazdı diyeceğini biliyorum. Haklısınız, zaten Papa, Katolikleri kutsayıp günahlarından arındırdı. Müslümanlar da namaz kılıp duruyor, geriye ne kaldı? 

Rus Ortodokslar mı? Onlar da çoktan kendi yazarlarının, kendi yönetmenlerinin vicdan duygusunu, insanın kendiyle hesaplaşmasını anlatan muhteşem romanlarını okumayı, muhteşem filmlerini seyretmeyi bıraktılar, şimdilerde Rus mafyası dünyaya hâkim olma harekâtına başlamış durumda, kim takar vicdan duygusunu. Ama bir güvencemiz var, vicdan duygusu inatçıdır, tıpkı intikam, tıpkı iktidar duygusu gibi nesilden nesile geçebilir. Bütün papaz kulübelerine, kılınan namazlara rağmen yaşamını herhangi bir kimlikte, herhangi bir biçimde sürdürebilir ve hiç umulmadık bir zamanda açığa çıkar. 

Bir gün, Amerika topraklarında yaşayan bir annenin sesine yerleşir ve sessiz yataklarında uyuyan bazı anneleri uyandırır. Çünkü o annenin oğlu, hiç bilinmeyen topraklarda, nedenini asla bilemediği bir savaşta ölmüştür. Annenin sesi, haksızlığın sesidir ve usulca diğer anneleri uyandırır. Bir gün, bir fotoğrafçı Güney Afrika’da akbabaların peşlerinde dolaştığı aç çocukların fotoğrafını çeker ve ardından intihar eder. Ama o fotoğraflar, elden ele dolaşır ve koskoca bir isyanı tetikler. Bir gün bir küçücük kız çocuğunun bir çalılıkta ırzına geçilir ve onun ölü bedeninin acılı resmi, gazetelerde yayımlanır. O gazete haberini gören, okuyan birileri, belki bir yargıç, belki bir öğretim görevlisi, kendi kendiyle hesaplaşır ve ertesi gün pek çok nimeti elinin tersiyle iterek yepyeni bir hayatın peşine düşebilir. 

Evet, vicdan duygusunu yok etmek için ne kadar çok yol bulunursa bulunsun, insanoğlunun belki de bu en görkemli, en insana yakışır özelliği asla yitmez. Ama yitmemesi yetmez, vicdan duygusu ancak bilgiyle, özenle çoğaltılabilir. Yani dünyanın ve hepimizin işi zor. Bu vicdan duygusu bela bir şeydir, geldi mi gitmez ve insanı yollara düşürür. Düşürsün! Yollara düşürsün!

Sevgili okurlarım, bu yazıyı yazarken aklımda F tipi cezaevlerinde yatan hasta mahkûmlar vardı. Bunlardan biri Aysel Tuğluk, annesini, vatan, millet adına hareket eden kişilerin saldırısı sonucu gömüldüğü mezarından çıkarmak zorunda kalan, eski HDP genel başkan yardımcılarından, altı yedi yıldır içeride olan bir kadın. Hafızasını yitiriyor belki de annesinin mezarında yaşadıklarını unutmak için. Bir başka kadın mahkûm Garibe Gezer, Kandıra 1 No’lu F Tipi Cezaevi’nde yatarken işkence gördüğünü ve infaz koruma memurlarının cinsel saldırılarına maruz kaldığını belirterek suç duyurusunda bulunan bir kadın. Hücre hapsinde ve intihar ediyor. Bütün bunlar olurken siyasi olmayan pek çok mahkûm özellikle pandemi nedeniyle salınıp dışarılarda geziyor. Ve ben, vicdan duygusunun utançtan saklandığı ağaç kovuğundan fırlayıp hepimizi sarsması için haykırmak istiyorum!


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Bu ne biçim aşk? 9 Ocak 2022