Bugün Anneler Günü’ymüş
Işıl Özgentürk
Son Köşe Yazıları

Bugün Anneler Günü’ymüş

10.05.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Evet, Anneler Günü, acaba ne yazsam? Öncelikle hemen söylemeliyim; doğrusu ben, İstanbul Kâğıthane’de uzaklaştırma kararı olan evi basarak boşanmak isteyen karısını öldüren, evdeki öteki kızını ve kendisini de öldürmeye çalışan damadını can havliyle öldüren kayınvalideye yargı tarafından ev hapsi verilmesine pek bir sevindim. Sonuçta meşru müdafaa. Böylece anne, bugünü, yüreğindeki acıyı bastırarak, ölmeyen çocuklarına en sevdikleri yemeği yaparak geçirebilecek.

Ama sevgili okurlarım, bugün pek çok anne, pazarlarda, kahvelerde, sokaklarda, okullarda, MESEM cehenneminde, cezaevlerinde öldürülen çocuklarının fotoğraflarına bakıp yaşadıkları adaletsizliği, çaresizliği lanetleyecek. Ve acı hiç geçmeyecek. Ne yazık ki ülkemiz artık kadınların, küçücük kızların, oğlanların, yenidoğanların fütursuzca öldürüldüğü bir ülke oldu. Üç ay hapis yatıp serbest bırakılan bir erkeğin bir kadın polisi öldürdüğü, kentin ana caddelerinden birinde kadına tecavüzün yaşandığı, genç kızların başlarının kesilip büyük bir iştahla surlardan yuvarlandığı, tarikat mensubu kocasının kızına tecavüz ettiğini haykıran bir annenin kızıyla birlikte öldürülüp boğaz sularına atıldığı ve tecavüzcü babanın elini kolunu sallayarak dolaştığı, erkekler tarafından tehdit edilenlerin bunu polise bildirdiklerinde hiçbir gerekli işlem yapılmadığı, genç kız ve kadın intiharlarının sıradan vakalar sayıldığı bu ülkede ben Anneler Günü’nü nasıl kutlarım?

Ne yazık ki bu ülkede annelerin mutlaka içleri acıyarak çaresizlik içinde kızlarına “Ağabeyin evlenene kadar bu işe razı ol. Çünkü o erkek, ihtiyaçları var” diyerek kızlarını ensest ilişkiyi kabul ettirmeye çalıştıklarını da gördüm. Hepiniz duymuşsunuzdur, kızıyla ilişkiye giren bir baba, nasılsa yakalanmış, hâkim karşısında şöyle dedi: “Ne yani hâkim bey, bahçemin en iyi meyvesini başkasına mı bırakacaktım?” Ve bir tabu olan Türk kutsal ailesini ve ilişkilerini araştırma konusu yapan bir gruptan genç bir kadın psikoloğun da “Bu kadar acıya dayanamıyorum” diyerek intihar ettiğini de biliyorum.

Şu bir gerçek, anaların gönül rahatlığıyla çocuklarına sarılıp mutlu bir gün geçirmeleri için Türk kutsal ailesinden başlamak gerek. Bir ülkede din işleriyle nasıl ilgilendikleri belli olmayan ve bizim vergilerimizle üç bakanlığın parasından daha fazla para harcayan Diyanet gibi bir kurumun web sitesinde, “Babalarının kızlarına karşı duydukları şehvet normaldir”, “Dokuz yaşındaki kız çocuğu evlenebilir” diye fetvalar varsa o ülkede erkekliğin derin karanlığında yaşayan tüm kadınlar, analar ve çocuklar tehlike içindedirler. Neden olumsuzlukları belirtmek tepki çekiyor, belki de aynaya bakmak Türk insanına uygun bir şey değil. Çünkü aynanın içinde burada yazılamayacak, insanın kanını donduran hikâyeler var.

Bizler lafa gelince analara duyduğumuz sevgiyi “Cennet anaların ayakları altındadır” gibi sözlerle iyice abartırız, öte yandan en önemli yeminimiz: “Anam avradım olsun, vallahi doğru söylüyorum.” Ne yazık ki bu ülkenin kadınları doğum sonrası bebelerini kucaklarına aldıklarında, evet o sihirli anda düşünmeye başlıyorlar. Bebeğimin geleceği ne olacak? Analık böyledir; kaygı bebek büyüdükçe artar ve hiç bitmez.

Bu kaygı bir gün biter mi? Bilmiyorum. Ama anaları ve çocukları acı çeken bir ülkede hiçbir kul mutlu olmaz.

Son söz: Bugünlerde bir kitap okuyorum, yayın hayatına yeni başlayan Nâra (Komşu) yayınlarından çıktı. Yayınevinin çok sevdiğim bir amacı var: Komşularımızın edebiyatını, kısaca hayatlarını anlatan kitaplar yayımlayacaklar. İlk kitap İranlı kadın yazar Sepideh Gholian’dan: “Kadınlar Koğuşu ve Tatlıcılar Kulübü” Sepideh Gholian hayatı cezaevlerinde geçen bir insan hakları savunucusu. O da cezaevlerinde tanık olduğu olayları, tatlı tarifleriyle birlikte anlatıyor. Çünkü cezaevindeki kadınların tek mutlu oldukları zaman, hep birlikte yaptıkları çeşitli tatlıları yedikleri zaman. Kitap okunması zor bir kitap, siyasi ya da normal kadın mahkûmlara ve çocuklarına cezaevlerinde uygulanan maddi ve psikolojik işkenceleri anlatıyor. Beni en etkileyen kadın hikâyesi Somayeh’in hikâyesi oldu. Kız kardeşine tecavüz etmeye çalışan adamı öldürmüş. Cezası idam. Kendisi çok sevdiği bir adamla evli, cezaevinde gebe olduğunu anlamış. Dört gün sonra idam edilecek. Evet dostlarım, İran’ın böyle karanlık bir yüzü de var. Somaleh gebe olduğunu öğrendiği an kendi ölmeden önce karnındaki çocuğu öldürmeye karar veriyor. O idamı yaşamasın, diye. Çocuğunu öldürmek için o karanlık cezaevinde ölümcül bir mücadele veriyor ve kanlar içinde idam sehpasına yürüyor. Yüzünde mutlu bir ifadeyle, çünkü çocuğu idamı yaşamayacak. Bugün çok laf ettim, analık böyle bir şey işte.