Kömür madeninin sırları
Işıl Özgentürk
Son Köşe Yazıları

Kömür madeninin sırları

26.04.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Sevgili okurlarım, emeklerinin karşılığı bir yıla yakın zamandır ödenmeyen Eskişehir Doruk Madencilik işçileri yürüyerek geldikleri Ankara’da gözaltına alındı. Evet, bu ülkenin 110 maden işçisi gene bu ülkenin polisi tarafından gaddarca gözaltına alındı. Bir gün sonra serbest bırakıldılar ama maden işçilerinin yerlerde sürüklendiği fotoğraflar belleğimize çivi gibi çakıldı. Ülkemizde maden işçiliği zordur. En acısı da asla dünya standartlarına uymayan bakımsız madenler çöker ve yüzlerce madenci göçük altında kalır. Çöken maden bölgesi bir yas bulutuyla kaplanır. Ölüm her evin kapısını çalar.

13 Mayıs 2014’te Manisa ilinin Soma ilçesinde büyük bir kıyamet koptu. 301 maden işçisi yaşamını yitirdi. Geriye gözlü yaşlı çocuklar, analar, babalar, bacılar kaldı. O günlerde Soma’ya gitmiş ve geride kalanlarla gözyaşlarımı tutarak röportajlar yapmıştım. Gelin yeniden hatırlayalım:

Öncelikle Soma’nın ve ülkemizin her kömür madeni bölgesinde herkesin bildiği sırlardan başlayalım: Sevgili okurlarım, kömür damarının en önemli özelliği , “narin” olması. Ne demek narin? Adı üstünde, çıkarırken onun suyuna gideceksin, kızdırmayacaksın, ona soluk alması ve yanmaması için zaman vereceksin. Sonuçta kömür yaşayan bir şey.

Kömür ocağına girerken uykunu almış olacaksın. Karnın tok olacak. Öyle pazardan alınan çizmelerle madene inilmez. Çizmenin tabanında koruyucu olması gerekir. Çünkü her an ayağın kayabilir ve önlenemeyen metan kuyularından birine düşüp anında ölebilirsin.

Madende tuvalet yoktur, bu durumda aşırı ishal olduğunda madende çalışmayı reddedeceksin! Ama anında yevmiyen kesilir.

Maskelerin uyduruk olduğunu dünya âlem bilir.

“Hadi” sözcüğü madencinin lügatında lanetlenmiş bir sözcüktür. Çünkü gün boyu, arada uyuklayan çavuşlar, uykularında bile “hadi, hadi” diye seslenirler. “Hadi ulan bugün kotayı dolduramadık!” Bu nedenle madencilerin yakınları onlara asla “hadi” diye seslenmezler.

Madenci aileleri çocukları erkek olduğunda pek bir sevinirler. Çünkü 18 yıl sonra çocuk da madende çalışmaya başlayacağından eve giren para artacaktır.

Kızlar madencilere kaçarlar. Böylece kızın ailesi çeyiz yapma yükünden kurtulur. Eh oğlan da madende çalıştığına göre, yapsın. Düğünden hemen önce iki ailenin barışması şaşılacak bir durum değildir.

Yeni yasadan önce madenciler yirmi yılda emekli oluyorlardı. Bu pek güzel yasa değiştirildi, şimdilerde 56 yaş aranıyor. Gene de erken girenler 40’a gelmeden emekli oluyorlar. Bu da madenciliği cazip hale getirmiş.

Madencinin en sevdiği vardiya gündüz vardiyasıdır. Bu vardiya 7’de başlar, 3’te biter. Hem geceyi yaşarsın hem gündüzü. Vardiyası gündüz olanın yüzü güler. Ailesi bayram eder.

Madenci bir süre sonra yerin altında, “Dikkat, ölüm tehlikesi” levhalarını görmemeye başlar. Bu da ölümcül kazalara neden olur.

İşçi toplayan taşeronlar, vicdanlarını yitirmek için adeta kendilerini eğitmişlerdir. Ne çocuğun hastalığı ne işçinin kendisinin hastalanması mazeret kabul edilir! Yevmiye derhal kesilir.

Madenci eşleri gün boyu sürekli dua ederler. Yemek yaparken, çocukları okula gönderirken: “Şu vardiya bitse de kocam sağ salim eve gelse.” Çünkü bellekleri madende ölen insanların hikâyeleriyle dopdoludur. Herkesin uzak ya da yakın bir akrabası madende ölmüştür.

Maden sahipleri, onun amirleri asla işçiyi düşünmezler. İşçiler bunu bilir ve ne yazık ki kabul ederler. “Bu iş böyle gelmiş böyle gider” derler.

Ve gene bilirler ki devlet ve iktidarlar sahipleri, Bülent Ecevit dışında, madencileri adamdan saymaz.

Bu kadar sır yeter! Şimdi Soma’da kazada ölenlerin gömüldüğü Maden Şehitleri mezarına gidip oraya bırakılan mektuplardan birini sessizce okuyalım:

“Sevgili Babacığım,

Ben oğlun Onur. Sevgili babacığım, herkes seni seviyor. Ben seni herkesten daha çok seviyorum. Kerem de seni çok seviyor. Bana gelip ‘Başın sağ olsun’ dedi. Mezara birlikte geldik. Sen orada rahat mısın? Seni çok özledim. Mezarında çilek, fasulye ve çiçek var. Benim şiirlerimi çok seversin umarım. Çünkü hep yazacağım. Seni çok seviyorum. Ömür boyu seni özleyeceğim. Ne kadar iyi birisin. Umarım sen de beni özlersin. İstanbul’dan, Ankara’dan gelenler var. Yani herkes seni çok seviyor. Herkes mezarına toplandı. Yasin okudular. Ömür boyu yanındayım. Sana iyi günler. Şimdi şiirimi yazacağım.

Çok çektin çileyi

Düşünmedin hileyi

Canım babacığım,

Ben babamın oğluyum.

Onur.”

Not: Yıllardır özgürlüğünden mahrum bırakılan Can Atalay tüm madencilerin inatçı avukatıydı. Selam olsun.