Egemen güç-yükselen güç ilişkisi ve büyük dönüşüm
Orhan Bursalı
Son Köşe Yazıları

Egemen güç-yükselen güç ilişkisi ve büyük dönüşüm

17.05.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Güç ilişkilerinde ve belki de dünyanın düzeninde başka ilişkilerin örüleceğinin işaretlerinin net olarak ortaya çıktığı ve belki de resmileştiği bir olay yaşandı Pekin’de. Trump ve Şi Cinping görüşmesinden söz ediyoruz tabii ki.

Orada gündeme gelen yıllardır tartışma konusuydu.

Çin’in yükselen güç olgusu 10 yıl önceden kendini belli etmiş ve tabii ki başta Amerikalı ciddi analitik yazar ve düşünürler olmak üzere yazar çizer olmuşlardı.

Hatırlıyorum, Çin’in salt ekonomik başarılarına bakarak bu gidişle 1935 yıllarında ABD’yi geçeceği tezi raporlara yansımaya başlamıştı. Bu süre içinde Çin teknolojide, bilimsel çalışmalarda beklenmedik büyük sıçramalar yapmış, güçlü ekonomisi sayesinde askeri teknolojilerini de başa güreşecek düzeyde geliştirmişti.

Son bir atılımla yapay zekâ teknolojilerinde de ABD’ye rakip oldu. Kuantum, uzay teknolojileri, uzayda yolculuklar, uzay istasyonları, Ay’ın ilk karanlık yüzüne gidişler... Çin parasının rezerv para olarak kabulü...

Hızla ABD’nin yerini almaya aday büyük bir güç haline gelen bir Çin’den bahsediyoruz.

ABD’İN İTİRAFI TRUMP İLE BAŞLADI 

Trump, “ABD’yi yeniden büyük yapacağız” sloganıyla kolları sıvadı. Derdi tabii ki ekonomiydi, rezerv para dolardaki kayıptı, 40 trilyon dolar borçtu.

Gümrük savaşları ile dünyanın en büyük tüketim pazarını yabancılar için pahalı hale getirmekle işe başladı.

Stratejik hamleler yaptı; Kanada, Grönland Venezuela gibi. Latin Amerika ülkelerini kendi arka alanı ilan etti. Çin’e buraları kapatmaya başladı.

NATO’nun yükünü üyelere paylaştırmaya başladı.

Yabancı göçünü engellemeye girişti.

Dünyanın kurtarıcısı olmak önemli değildi artık, çünkü bu büyük bir yük ve ABD’nin inşasından vazgeçmek veya geciktirmek demekti. Korunmak isteyen parasını verecekti.

ABD’nin ekonomik gücü en önemliydi.

İRAN SINIRLARI MI ÇİZİYOR 

Trump’a Amerikalılar, “ABD’nin gücünü zayıflatıyor” diye baktılar. Tabii otoriter eğilimleri bir kenara... Belki de bu ABD’yi yeniden en büyük yapmanın bir gereği olabilir miydi? Ama klasik Amerikan demokrasinin yıkıcılığı da ön plana çıkıyordu. Şüphesiz tüm bunların dünyada da sağ eğilimlerin yükselişine etkisi olacaktı.

İran savaşı, ABD’nin savaş sınırlarını da belirledi. Rekabetin yükseldiği koşullarda ABD cephaneliklerini hovardaca harcıyordu. Yorumcular “Çin ABD’nin hem savaş hem de askeri strateji kapasitesini ölçüyor ve öğreniyor” demeye başladı.

Yani demek istediğim, egemen güç ile yükselen güç tartışmaları çoktan başlamıştı ve Trump bunu görüyordu.

Şİ CİNPİNG HATIRLATTI 

Şu koşullarda Çin, Trump’a müthiş etkileyici bir ağırlama yaptı.

Cinping, ilk açılış konuşmasında çok net Trump’ın yüzüne karşı söyledi: “Yüzyılda bir görülen dönüşüm hızlanırken ve uluslararası ortam değişim ve çalkantıya uğrarken, dünya yeni bir yol ayrımına geldi. Amerikalı siyaset bilimcilerinin işaret ettiği Tukidides Tuzağı’na düşmek zorunda değiliz. Savaşmak zorunda değiliz, yakın işbirliği ile dünyanın refahı için çalışabiliriz. İşleri yoluna koymalıyız ve asla bozmamalıyız. İki ülkemiz rakip değil, ortak olmalıdır.”

“İyi yönetilirse iki ülke istikrarı koruyabilir. Kötü yönetilirse iki ülke çatışabilir, hatta savaşabilir ve bu da tüm ABD-Çin ilişkisini son derece tehlikeli bir duruma sokabilir. Biz büyük güçler arasında yeni bir paradigma oluşturabiliriz.”

***

Trende yazıyorum, devam edeceğim.