Meriç Velidedeoğlu

‘Deveyi Havuduyla Yutmak!’

03 Ocak 2014 Cuma

“Kırk” yıl önce “Cumhuriyet” teki bir yazısında “Hıfzı Veldet Hoca” şöyle diyor: “Hukuk güvencesi’nin kesin olarak gerçekleşmediği yerde, bırakınız ‘hukuk devleti’nden gerçek ‘İNSANLIK’tan bile söz etmeye olanak yoktur!”
Katılmamak olası mı?
Ülkemizde yaşananları; her gün her an yaşanmakta olanları şöyle bir an düşünürsek, “hukuk güvencesi”nden söz edebilir miyiz? Dolaysiyle “olup-biten”lerin pek çoğunun “insanlık”la bir ilişkisi olabilir mi?
“Hukuk Devleti” olduğunu, “hukukun üstünlüğünü içeren kuralların geçerliliğini”, yazaçize, bağıra-çağıra ortaya koyan bir ülkede, bu “güvence”nin olmayışının en önemli nedenini “H.V. Hoca”: “O ülkedeki ‘yönetici’lerin bu ‘kural’ların üzerinden atlayarak ‘keyfi icraat’a sapmalarıdır!” diye belirtir ve bu durumda da “Hukuk Devleti” yönetiminden söz edilemeyeceğini bunun karşıtı olan “Keyfi Devlet” yönetiminin geçerli olduğunun altını çizer.
Bu “keyfi”liğin, dolaysiyle üzerinden atlanacak “kural ve yasa”ların hangileri olacağının ilk adımları da hemen hemen yine “kırk yıl” önce atıldı; “Mayıs 1975”te, “Milli Cephe” hükümetinin “İçişleri Bakanı” MSP’li “Oğuzhan Asiltürk”; “İmam Hatip” mezunlarının “polis” olabilmelerinin, böylece de “imam”ların “Emniyet”e yerleşmelerinin yolunu açıyordu.
Bu “ilk adım”, “devlet”in öteki “kurum” ve “kuruluş”larında da “imam”ların görev almasının başlangıcıydı kuşkusuz; ilk kurum olarak “Emniyet”in seçilmesi de, bu başlangıcı ve süreci “güven” altına alınmasını sağlayacak “güç” olmasıydı.
Yalnız o günlerde -küçük de olsa- başka bir “adım” daha atılmıştı: “Emniyet” kadrolarının “imam”lara açılması kararına karşı, “Emniyet Amir”leri “Muzaffer Özbayrak, Saffet Yüksel, Nazım Ulusoy”, “Danıştay”da “iptal” davası açmışlardı.
Bu “üç genç Emniyetçi”nin yürekliliğini, “Polislik ve İmamlık” başlıklı yazısıyla kutlayan “H. V. Velidedeoğlu”, bu “tutum”un öteki “kurum”lara, “kuruluş”lara örnek olması gerektiğini vurgular.
Ne var ki, bu “oldu-bitti”ye karşı “Milli Savunma Kurumu” -“TSK”- dışında hiçbir “kurum” “dernek”, “kuruluş”tan “tepki” gelmez, ne “Mülkiyeliler”den, ne “Adliye”den... Yalnızca askeri okullara “İmam Hatip” mezunlarının alınması yasaklanır.
Ama yine en sonunda “iki imam”, “Emniyet”i emniyetlerine alırlar; üstelik “imam”lardan biri “başbakan”dır; ötekinin “Emniyet”in kadrolarına yerleşip çöreklenmesine ilkin pek karşı gelmez; ne ki bu “keyfi devlet” yönetiminin “bal tutan parmak yalar” dönemi, “deveyi havuduyla (semer) yutmak” sürecine girince aralarının açıldığı kanısı pek yaygındır.
Bu denli irilikteki devenin, develerin şaşılası büyüklükteki “havud”uyla (semer) birlikte yutulması karşısında “genç”ler mitinglerde, eylemlerinde “Haramiler’i Geçtiniz!” diye haykırıp, yazılı pankartlar taşıyorlar...
Kuşkusuz haklılar. “1945”te içte ve dışta çevrilen filmlerle “Haramiler”i az-çok tanıdık; topu topuna “40” kişiydiler; “bizim harami”ler “40”ın kaç katı? Onlar yüzlerini örtüyorlardı; “bizimki”lerin ise çekinmeleri, herhangi bir “kaygı”ları yok, dahası “utanma”ları hiç yok... Üstelik “aile boyu” soygunluk...
Bilmem ki anımsanır mı, Türkiye’de “17 Aralık Operasyonu” günlerinde, “AB” Bakanı “Egemen Bağış”la bağlantılı (milyonların ayakkabı ve çikolata kutuları içinde teslimatını içeren) suçlamalar kamuoyu gündemine düştüğünde, “İngiltere”nin eski “AB” Bakanı “Denis MacShane”, sahte faturayla masraf (yaklaşık 44 bin lira) göstermesi suçuyla yargılanıyordu; “İngiliz Bakan” olay patlak verir vermez anında “istifa” etmişti...
Bu bitmez tükenmez “yolsuzluk”, “rüşvet”, “soygunculuk” suçlamaları ortalara döküldüğü dolaysiyle “AKP” milletvekilleri partilerini “terk” etmeye başladığı bu süreçte, başta muhalefet partisi “CHP” olmak üzere, kimi kesimlerin “AKP”li “Cumhurbaşkanı Abdullah Gül”e yanaşmaları, kendisini “kurtarıcı” gibi görmeleri de inanılır gibi değil...
İnsan “şaşkınlık”lar içinde kalıyor; ne çabuk unutuldu, sindirildi, “Sincan Birinci Ağır Ceza Mahkemesi”nin Cumhurbaşkanı “yargılanmalıdır” kararı...
“Refah Partisi”nin yöneticileri arasındayken, “devlet”ten alınan bir “trilyon”un hesabını soran ünlü “Kayıp Trilyon Davası”yla bağlantılı olarak, “belgede sahtecilik”le suçlanıyordu “A. Gül”...
“Yargılanmalı” kararıyla ilgili olarak verdiği demeçte: “Benim yargılanmaktan endişem yok; tek kaygım cumhurbaşkanlığının zedelenmesidir” dediğinde, “yargılanmaktan çekinmediği” doğruydu; çünkü daha önce de yine “para”yla ilgili bir konuda yargılanmış “mahkûm” olmuştu; üstelik bu “karar”, “Yargıtay”ca da onanmıştı...
Bu “akçe”li konular dışında “laik rejim”le ilgili “kabul edilemez” saptamalarını, suçlamalarını umarız birileri “CHP”ye anımsatır.
Yarın “Beşiktaş”taki “Sessiz Çığlık”ta buluşmak üzere.  



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Erasmus 19 Mart 2021
‘12 Mart 1921’ 12 Mart 2021
‘Manifesto!’ 5 Mart 2021

Günün Köşe Yazıları