1982 Anayasası dört yüksek mahkeme tanımlamış ve yetkilendirmiştir. Kararları nihai ve bağlayıcı olan yüksek mahkemeler demokratik, laik sosyal hukuk devletinin en büyük güvencesi ve temel taşıyıcı kurumlarıdır. Bu önemli özelliğe karşın bu mahkemeler bir süredir iktidar tarafından işlevsizleştirilmeye, aldıkları kararlar uygulanmamaya başlanmıştır. Kimi siyasetçi Anayasa Mahkemesi’nin kapatılmasını önerirken, iktidara sırtını dayamış birçok yargıç ise yüksek mahkemelerin aldıkları kararları yok saymakta, kararlara uymamaktadır.
Bu davranışların son örneği, bir istinaf mahkemesinin, Yüksek Seçim Kurulu’nu (YSK) yok sayarak CHP’nin 38. Kurultayını “mutlak butlan” kararıyla iptal etmesidir. Oysa anayasamızın 79. maddesi, “Seçimlerin başlamasından bitimine kadar, seçimin düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapma ve yaptırma, seçim süresince ve seçim sonuçlarıyla ilgili bütün şikâyet ve itirazları inceleme ve kesin karara bağlama, seçim tutanaklarını ve mazbatalarını kabul etme görevi Yüksek Seçim Kurulu’na aittir” der.
ANAYASAL DEVLETTEN UZAKLAŞMA
Anayasanın açık hükmüne rağmen bir istinaf mahkemesi 38. kurultayı yasalara ve mevzuata uygun bularak genel başkan Özgür Özel’e mazbatasını veren YSK’nin kararını yok varsaymış ve kurultayı iptal etmiştir. Türkiye bu tür kararlarla hızla anayasal bir hukuk devleti, anayasal bir Cumhuriyet olmaktan uzaklaşmaktadır.
Bu karar, Cumhuriyetin kurucusu Cumhuriyet Halk Partisi’ni büyük bir kargaşa içine itmiştir. Mahkemenin üç yıl önce yapılan 38. kurultayı iptal ederek altı yıl önce yapılan 37. kurultayda seçilen CHP genel başkanını ve parti kurullarını yönetime getirme kararı, demokratik ülkelerde görülmeyecek düzeyde ağır, antidemokratik, faşizan bir uygulamayla yapılmıştır. CHP Genel Merkezi’nde yönetim, bibergazı ve plastik mermiler kullanan polis zoruyla el değiştirmiş, CHP Genel Başkanlığına atanan Kemal Kılıçdaroğlu göreve başlatılmıştır. Kılıçdaroğlu’nun oluşturduğu yönetim ile tüzük ve ilgili yasalara uygun olmayan kararları ve uygulamaları ise ne yazık ki bu süreçte yaşanılmış büyük hukuksuzluklar olarak siyasi tarihe geçen diğer olumsuzluklardır.
PARTİDEN İHRAÇ KARARLARI
Özellikle seçilmiş mazbata sahibi genel başkan Özgür Özel’in yönetimindeki dokuz milletvekilinin partiden tedbirli olarak ihraç edilmesi kararı büyük tartışma yaratmıştır. Kararın alınış tarzı ve dayanağı, siyasi tarihimizde “Tahkikat Komisyonu” olarak ünlenen bir olayı hatırlatmaktadır.
Olay şudur: 27 Mayıs 1960 askeri darbesine gidilen günlerdir. Muhalefet partisi CHP her geçen gün gittikçe güçlenmektedir. Bu ortamda on yıldır iktidarda bulunan Demokrat Parti (DP), TBMM’de 18 Nisan 1960’ta “Tahkikat Komisyonu” adıyla bir komisyon kurar. Komisyon üyelerinin tamamı iktidar partisi olan DP’den seçilmiş 15 üyeden oluşur. CHP’den ve muhalefet partilerinden tek bir üye yoktur. Amacı CHP’nin hükümete karşı yürüttüğü faaliyetleri ve özellikle basın yoluyla yapılan muhalefeti incelemektir. Gerektiğinde yaptırım uygulama yetkisi de bulunmaktadır.
Tahkikat Komisyonu aldığı kararlarla özellikle CHP’ye yakın muhalif gazeteleri kapatmış, yayınlarını yasaklamış, CHP’nin mitinglerini, toplantılarını ve propaganda faaliyetlerini engellemiştir. Komisyonun en önemli özelliği hem savcı, hem de yargıç yetkisine sahip olması ve kararlar almasıdır. Emirlerine uymayanlara 1-3 yıl hapis cezası öngörülmüştür. Tahkikat Komisyonu, Türkiye demokrasi tarihinde, demokratik süreçlerin askıya ve muhalefetin baskı altına alınmasının sembollerinden birisidir.
MUHALEFETİ TASFİYE PLANI
Gelelim bugüne: Bir istinaf mahkemesi kararıyla mazbatası olmadan CHP Genel Başkanlığı’na getirilen Kemal Kılıçdaroğlu, oluşturduğu merkez yönetim kurulunun (MYK) ilk toplantısını 10.06.2026’da yaptı. MYK, halk desteğini artırarak seçimlerde AKP’nin en büyük rakibi haline gelen CHP’nin seçilmiş genel başkanı Özgür Özel yönetiminin dokuz yöneticisini, Tahkikat Komisyonu’nun yaptığı gibi, önce savcı yetkisiyle soruşturdu, sonra da yargıç gibi yargılayarak “tedbirli olarak” partiden ihraç etti.
Tarih tekrarlamaktadır. Demokrasi tarihimiz için büyük utanç ve kara lekelerden birisi olarak tarihe geçecek yetkisiz, hukuksuz bir karar alınmıştır. Kemal Kılıçdaroğlu ve MYK’si, bu kararla CHP içinde rakiplerini tasfiye etmeye çalışmakta görünmektedirler. Oysa gerçek çok acıdır. 1960’ta DP’nin kendisi en büyük rakibi, Cumhuriyetin ve demokrasinin yaşama geçiricisi CHP’yi baskıya alarak tasfiye etmeye çalışmıştır. Bugün ise iktidar partisi AKP, her geçen gün daha da güçlenen ve yapılacak ilk seçimde iktidara geleceği tartışılmaz duruma gelen en büyük rakibi CHP’nin seçilmiş genel başkanı Özgür Özel ve yönetimini CHP yönetimine yargı kararıyla atadığı Kemal Kılıçdaroğlu eliyle baskı altına alarak tasfiye etmeye çalışmaktadır.
Ancak tarih göstermiştir ki doğrular ve haklılar sonunda kazanırlar. Kemal Kılıçdaroğlu ve yönetiminin bu boşa çabası da kısa bir süre sonra Türk halkının sağduyusu, vicdanı, demokrasiye ve Atatürk’ün kurduğu laik, demokratik Cumhuriyete bağlılığı karşısında yenilecek ve Atatürk’ün iki eseri olan CHP ve Türkiye Cumhuriyeti payidar kalacaktır.
PROF. DR. MEHMET TOMANBAY
22. DÖNEM ANKARA MİLLETVEKİLİ