Yargı Kararlarına Uyulur mu?

23 Ocak 2014 Perşembe

İzmir’deki Başsavcı-Adalet Bakanlığı Müsteşarı arasındaki skandal daha önce açıklanmıştı ama şimdi bunun belgesini Kılıçdaroğlu paylaştı. Başsavcı konuşmanın tutanağını tutmuş... Müsteşar diyor ki İzmir Başsavcısı Hüseyin Baş’a, “İzmir yolsuzluk soruşturmasını derhal durdur, ilgili cumhuriyet savcısını değiştir, mahkeme kararlarını kolluktan (polisten) geri iste... tüm kararları iptal et... Bunu yapmazsanız sonuçlarına katlanırsınız, burada makamda bekliyor ve sonucu bekliyorum” diyor...
Kılıçdaroğlu, bu tutanağı açıklıyor, 4 saat sonra da başsavcı görevden alınıyor. Kim bilir başsavcı, cemaat-AKP hançerleşmesinden önce, İzmir’deki örneğin CHP’li belediyeye karşı açılan ve sonra kof çıkan o büyük soruşturmada ve İzmir’de subayları tasfiye amaçlı tepeden tırnağa sahtekârlıkla dolu “Casusluk” davasında, hangi rolü oynamıştı?!
Bilmiyorum, bilen biri yazsın, bunu da öğrenelim...
Ama başsavcının bu tutanağı çok önemli...
Merak ettiğim nokta şu: Başbakan Brüksel’de boy gösterir ve hukukun üstünlüğü üzerine asla inanmadığı ve uygulamadığı sözler ederken...
CHP, bu belgeyi, Kılıçdaroğlu’nun bu sözlerini haberleştirip Avrupa merkezlerine ve dünyaya yayma becerisini gösterebiliyor muydu? Çünkü dünya ve Türkiye bütünleşik yaşıyor... CHP, anında ve düzenli olarak “habercilik refleksi” gösterebilecek bir örgütlenmeye sahip mi?

***

Soru şudur: Tepeden tırnağa rayından çıkmış, “senin yargınla sen beni... benim yargımla da ben seni...” noktasına gelmiş bir sözde “adalet sistemi”nin varlığı ortaya çıktı. Bunu bilmiyor muyduk... Biliyorduk... Herkes biliyordu...“Adalet dağıtan” yargının, salt “cüzdanı ile vicdanı” arasında sıkışıp kalmadığını biliyorduk...
Adalet dağıtımının salt yasalar, anayasa, vicdan, özgürlük, demokrasi, evrensellik ilkelerinin ötesinde, ideoloji ve siyaset cenderesi arasında da sıkışıp kaldığını bilmiyor muyduk... Biliyorduk...
Ağır konuşalım: Siyasetin ve ideolojinin “tetikçiliği” görevinin, yargının önemli bir kısmını esir aldığını bilmiyor muyduk...
Ağır konuşalım: “Tetikçilik”e uygun kimselerin, “o taraftan” veya “bu taraftan”, dikey örgütlenmelere yerleştirildiğini, yani hiyerarşinin üst kilit noktalarına oturtulduğunu; bilmiyor muyduk...
Sonra, bu hiyerarşik düzenin, “kafası kopartılacak” insanların defterlerini dürmek için, mahkemelere uygun atamaları yaptığını..
Yargının, ülkemizde bir “siyasi - ekonomik defter dürme”, “siyasi tasfiye” ve “yok etme” aracı olarak çalıştırıldığını...
Bilmiyor muyuz? Silivri yargılamaları tamamen bu tür bir yargılamaya dünya çapında bir örnektir...
Soruya gelelim: Peki, böyle bir “adalet sistemi” görüldüğüne göre, insanlar, yargı kararlarına uymama haklarını kullanır, sivil itaatsizlik gösterirlerse, bu haklı olur mu olmaz mı?

***

Yargıtay’ın fişmekân dairesi, Şike davasını onayladı ve Fenerbahçe Başkanı daha 3 yıl hapis yatmak üzere, üstelik “hakkımda ferman çıkardılar kalktım geldim” diye meydan okudu... Fenerbahçeliler ayağa kalktı... Diğer taraftarların desteğiyle birlikte...
Bu fişmekân dairesi, Balyoz’da ve yine bazı subayların defterini dürme davalarını da, hiçbir itirazı ve davaların rezilliğini sergileyen savunmaların hiçbirini dikkate almayarak onaylamıştı... Delil yok ama “kanaat doğrudur” diyerek... Milletin önemli bir kesiminin “ben böyle yargının... dediğini duyuyor musunuz? Ben duyuyorum, haber vereyim dedim...
Ama, ilgililerin umurlarında olmadığını biliyorum.

***

İlginç olaylar yaşıyoruz... Şimdi AKP safına geçerek “Ben bir kullanışlı aptalım” diye itiraflarda bulunan Tarafçı operasyoncu “genç sivilci” kılıklı birisi, o zamanlar üstlendiği görevi resmen kabul eden ilk mi oldu? Hayır, iktidarın elemanları zaten bunu açıklamışlardı, onların arkasından geliyor...
Yoo, “bırak adamı, itiraf ediyor, daha ne istiyorsun” demeyin. Kendi beyni ve düşüncesi olmayan, Silivri operasyonlarının tepeden tırnağa düzmece olduğunu göremeyen bir beyin, “her zaman kullanışlı bir aptaldır”... Şimdi de diğer tarafça çok iyi kullanılmakta... zaten itirafı da bunun gereği. Durup dururken, hiçbir açıklama yapmadan saf değiştirse “ulan dün öyle, bugün böyle diyorsun” itirazlarını karşılıyor işin başında, “aptalım” diyerek...
Gitsin mahkemede itiraflarda bulunsun, oynadığı rolü baştan aşağı anlatsın...

***

İktidar şu dersi çıkardı: “benim olmayan yargı, taraflıdır.” Bunu ne zaman anladı? Tepeden tırnağa içine gömüldüğü yolsuzluk bataklığı ortaya çıkınca...
Gördü ki, “12 yıllık dosyalarım bir açılınca, ben ancak Mars’ta yaşayabilirim, o da kaçma fırsatı bulabilirsem...”
Ama elinde tek olanak vardı: Yargıyı tamamen kendine bağlamak.
İktidar, Kurul’a bir girdi, dairelerin değiştirilmesini talep etti, bu istek kabul gördü, kartlar yeniden dağıldı...
Kullanışlı elemanlar sadece medyada ve siyasette de bulunuyor sanıyorsunuz...
Yazımızın başına dönelim. Adalet dağıtıcıları sadece cüzdanı ile vicdanı arasında sıkışmamıştır, aynı zamanda siyaset- ideoloji- inanç üçgeninde teslim olmuştur...
Çözüm ne mi?
Birincisi Feyzioğlu’nun girişimlerini ilgiyle izliyorum... Bu arada kendisine geçmiş olsun... Demokrat Yargı Derneği yönetici ve üyelerini ilgiyle izliyorum!
İkincisi ve radikal olanı, hiyerarşiyi, tepeyi tamamen budayacaksınız, siyasi ve ideolojik kullanışlılık kriteri yerine, liyakati temel alacaksınız ve tabanda bolca var olan gerçek yargıç ve savcıları göreve çağıracaksınız...
Gerisi, yalan ve dolan...
Bir de artık bildiğim bir şey daha var: Büyük Reis’ten her şey olur, ama demokrat olmaz...  



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları