Kapat
A+ A-

Bıçak sırtı

Euroleague'de bu sezona kadarki en dominant girişini yapan Fenerbahçe, AX Armani Milano'yu yenerek galibiyet serisini 8'e çıkardı.
Yayınlanma tarihi: 14 Aralık 2018 Cuma, 15:25
Son 5 maçın 4'ünde, üstelik deplasmanda, Olympiakos, Maccabi Tel-Aviv, Barcelona ve Panathinaikos gibi evinde kolay kolay maç kaybetmeyecek takımları yenen Fenerbahçe için bu galibiyetlerin bir anlamı olması için içeride Milano'ya kaybetmemesi gerekiyordu. Üstelik geçen yıl evinde çok maç kaybeden Fenerbahçe için AX Milano görünmeyen bir tehlikeydi.
Bu tip maçlar antrenörlerin her zaman çekindiği karşılaşmalardır. Oyuncular galibiyetle sonuçlanan zorlu deplasman serilerinden sonra ister istemez yüksek özgüvenle birlikte bir gevşer, motivasyon düşer, saha dışındakiler durumu "çantada keklik" görür, camiada beklenti yükselir. Bu durumda teknik kadronun, sıradan bir Euroleague maçına göre ekstra çaba sarfetmesi gerekir. Çünkü adeta bıçak sırtında oynanan bu tip maçlar dışarıdan hiç anlaşılmasa da kaza kurşununa açık karşılaşmalardır.
Bizce Obradovic'in İBBSK ile oynanan lig maçında sonra taraftara "maça gelin" serzenişinde bulunmasında, aslında, zor karşılaşmada bu gücü takımın arkasında hissetmek, hissetirmek yatıyor. Obradovic çok iyi bir zamanlama ile bunu söyleyerek takımı tek başına motive etme yükünü taraftarla birlikte paylaşmış oldu. İstediği de karılık buldu, trübünler doldu.
Maçın ilk yarısında Fenerbahçe'nin hücumda telaşlı oynadığını, ikili sıkıştırmalar ve adam değişikleri sonrasında savundukları oyuncuyu bulmak konusunda zaman zaman geç kaldıklarını bunun da Milano'yu skor üretmek konusunda devreye soktuğunu söyleyebiliriz. Şut özellikleri ve içeri penetre özellikleri olan oyunculara sahip Milano'nun bu farklılıkları sahaya koyması ilk yarıda Fenerbahçe'nin maçı koparamamasnda önemli etkendi. İtalyan ekibi yüksek yüzdeli şut atmasa da Fenerbahçe için en büyük dezavantaj rakibe verilen 9 hücum ribaunduydu. 11.9 ortalama ile Euroleague'in en fazla hücum ribaundu alan ikinci takımı konumundaki Olimpia Milano, (Fenerbahçe 8.1 ortalama ile son sırada) bu ortalamasına ilk devrede yaklaştı.
Fenerbahçe dış şut ağırlıklı oyun benimsemeyip topu çember altına indirerek oyununun şifresini de çözmüş oldu. Kısaların içeri penetre ettiği, uzunların da pota altında iyi beslendiği Fenerbahçe, bu bölgede elde ettiği üstünlükle maçı domine etti. Çünkü topu pota altında indirdiklerinde skor üretiminde hiç problem yaşamadılar. Ayrıca pas özelliği de olan iki uzun, Vesely ve Lauvergne arasındaki alışveriş de pota altındaki hakimiyetin Fenerbahçe lehine oluşmasını kolaylaştırdı. Maçta Fenerbahçe'nin ürettiği 92 sayının 52'sini boyalı alandan çıkarmış olması da bunu doğruluyor.
Fenerbahçe için diğer bir olumlu yön ise neredeyse tüm maçı dalgalanmadan, aynı istikrarda oynamasıydı. İlk çeyrekte biraz sallansalar da kalan bölümde savunma direncini ve yardımlaşmaları ön plana çıkardılar. Milano'nun direksiyonu Mike James'e teslim ettiği son bölümlerde fark kapanırken aslında savunma hataları yoktu. Bunu, bire bir oyunu seven Mike James'in bireysel becerisi olarak açıklayabiliriz. Ancak bu bile Milano'nun hafife alınacak bir takım olmadığını, çok can yakabilecek potansiyele sahip olduğunu göstermesi açısından önemliydi. Pek çok kişinin şüpheyle bakıp, kendisinde aslında bir Bogdanovic aradığı Guduric, iki kritik üçlükle takım içi rotasyonunda bu yıl daha fazla yük taşımaya niyetli olduğunu gösterdi.
Fenerbahçe'nin bundan sonraki üç maçından ikisi içeride. Ancak bu maçlarda rakipler CSKA Moskova ve Real Madrid. Dolayısıyla ilk yarıda deplasmanda kazanılan maçlarından ikinci yarı için bir anlam çıkarılması için CSKA Moskova ve Real Madrid'e evde kaybetmemek gerekiyor. Bu maçlar sadece Euroleague'de ilk yarıyı değil normal sezon sonunu bile şekilendirecek nitelikte denilebilir.
Cumhuriyet İMECESİ