Eskiden, ne zaman konu Kemal Kılıçdaroğlu’ndan açılacak olsa, gündeme gelen değişmez sözler vardı: “Çok dürüst bir siyasetçidir; çalmaz çırpmaz, akçeli işlere girmez! Kasanın, evinin anahtarını ona gözün kapalı emanet edebilirsin.” Hemen ardından da herkes daha da detaylandıran ek güzellemeler koyardı! Mesela, ben de büyük bir inançla Adalet Yürüyüşü’nün birkaç etabına katılmış bir insan olarak, Kılıçdaroğlu’nun o günlerde ortaya koyduğu adrenalin ve kararlılığa olan hayranlığımı hep dile getirirdim; sıkça eleştirdiğim parti içi demokrasiye çok özensiz ve hoyratça yaklaşıyor olmasına bile gözümü bir süre kapadım.
Bütün bunlar mazide kaldı. Aynı siyasetçi, dürüstlüğün yalnız çalıp çırpmamak, mütevazı bir yaşamla yetinmek, israfa ve gösterişe karşı olmaktan ibaret olmadığını bize en acı şekilde öğretti. Dürüstlük, hayatları, gençlikleri ve umutları çalmamaktır! Dürüstlük, iktidar baskısı altında ağzını açsa gaz ve cop yiyen, enflasyon ve hayat pahalılığı karşısında ezilen, evine et-süt götüremeyen kitlelerin bu iktidara karşı sürdürdükleri ve demokratik hakları olan büyük mücadelelerine destek vermek, kol kanat germek ve onların seçim umutlarının arkasında kalabilmektir! Onların kararlarına, seçkilerine, aidiyetlerine saygı duymaktır! Dürüstlük, seçmenlerin ve parti örgütünün tercihlerine saygı göstermektir. Aynen parti içi demokrasiye olan saygısız mesafesi gibi, Bay Kemal bu saydığım yüce değerlere karşı da halkımızı neredeyse kendisine karşı isyana geçirecek kadar saygısız olduğunu açıkça gösterdi! Mutlak butlan kriziyle umursamazlığını öyle akıl almaz düzeylere taşıdı ki, sokaklarda atılan ve bir insana reva görülecek en ağır sözleri içeren sloganlar bile halkın öfkesini dindirmeye yetmedi! Kılıçdaroğlu’nun emekliliği kabul etmemesi, parti örgütünün kararlarına saygı göstermemesi, milyonların başka iki lidere duyduğu coşku ve hayranlığı açıkça kıskandığını gösteriyor. Kemal Kılıçdaroğlu, bugün artık kendisinin de nedense gururla üstlendiği sıfatıyla “Bay Kemal”!
Hadi diyelim ki, Bay Kemal mahkemenin kendisi hakkında geliştirdiği mutlak butlan senaryosuyla yeniden CHP Genel Başkanı olduğuna kendini inandırdı ve bunu hazmetti! Bu, Faik Öztrak’ın söylediği “Kemal Bey seçilmiş bir genel başkandır” senaryosunu doğrulamıyor. Mahkeme kararları, halktan alınan limitli güç ve iradenin süresini uzatmıyor. Bay Kemal kendini böyle bir gücün sürdüğüne ikna etmiş olsa bile, Meclis yönetmeliği, içtüzüğü ve Siyasi Partiler Yasası’nın net olarak tanımladığı gerekçelerle, Bay Kemal şu anda halkın oylarıyla seçilmiş bir milletvekili olmadığı için zaten o kürsüden konuşamıyor! En fazla gerçek Genel Başkan’ın konuşmasını izleyip alkışlayabilir.
BAY KEMAL CHP’SİNİN HADDİNİ AŞAN KARARLARI
Bay Kemal, sürekli olarak arınmadan bahsediyor. Düne kadar hak-hukuk-adalet diye ayaklarında nasırlar patlatarak Ankara-İstanbul arasında yürüdüğü ve eleştire eleştire bitiremediği AK Parti kontrolündeki adalet mekanizmalarına birden güvenmeye başlamış! Ayrıca şu anda mutlak butlan davasının altyapısı olarak dedikodu olmaktan öteye gidememiş konuları somutlaştırıp onlar üzerinden mi partiden ihraç denemeye kalkışacak? Hiçbir yargı sonucu olmadan, hiçbir somut delil olmadan, yalnızca malum kaybeden kendi kadrolarının yaydığı dedikodular üzerinden mi bu infazlara cüret edecek? Dün, ben bu satırları yazarken, Özgür Özel’e yakın 9 Milletvekili (Ali Mahir Başarır, Gökhan Günaydın, Veli Ağababa, Umut Akdoğan, Ensar Aytekin, Özgür Karabat, Nurhayat Altaca Kayışoğlu, Turan Taşkın Özer, Burhanettin Bulut) için ihraç talebinde bulunuldu ve karar netleşene kadar da üyelikleri Bay Kemal’in CHP’si tarafından alel acele Parti Meclisi beklenmeden askıya aldı! Bu da yetmedi, bu üyeler için “Aklanıp gelecekler” deme cüretini gösteren Müslim Sarı, bir de yüzü kızarmadan “Özel’le ilgili değerlendirme daha sonra yapılacak” şeklinde CHP’nin gerçek Genel Başkanı hakkında halka meydan okuyan ve haddini aşan cümleler kurabildi. Sarı, bütün bu panik içinde yapılan ihraç taleplerinin CHP Tüzüğü’ne aykırı yapıldığını hala fark etmemiş görünüyor. Bakalım başta Parti Meclisi’nde olmak üzere bu hafta daha ne garabetler yaşayacağız?
AKŞENER HAKLIYMIŞ, ÖZÜR DİLİYORUM!
Lütfen çok iyi hatırlayın, 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin kampanyası sırasında aslında ne kadar şanslı bir dönem yaşıyormuşuz! Ortada mutlak butlan yoktu. Evet, devletin maddi manevi gücünü, valilerin ve kaymakamların forsunu kullanan bir AKP vardı; ama muhalefetin adayları cezaevinde değil, sahadaydı. Seçim için her şeye rağmen herkes çalışıyordu! O günlerde siyasette yaşanan her saati dün gibi hatırlıyorum. Altılı masanın nasıl kurulduğunu, her gün neler konuşulduğunu, yaşanan umut ve tereddütleri eminim siz de dün gibi hatırlıyorsunuz. Lafı uzatmayalım, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, toplumda linç yeme pahasına, ısrarla bir konuyu cesaretle vurguluyordu: “Kılıçdaroğlu aday olursa Erdoğan kesinlikle kazanır! Bu seçimi kazanabilmek için Ekrem İmamoğlu veya Mansur Yavaş’ın aday olması lazım.” Akşener’e hepimiz çok tepki verdik; masadan kalkmasına zaten çok kızmıştık, ama özellikle İmamoğlu ve Yavaş konusundaki ısrarına anlam veremiyor, bunu haddini aşma olarak görüyorduk! Partinin bu yüzden bir de iç kavgaya sürüklenmesini istemiyorduk. Meğer Akşener’in bu öngörülerini algılayamayan bizler, çok büyük bir hata yapıyormuşuz! Meğer, tam 100. yılımızda Cumhuriyet’in demokrasiyi kucaklayabilmesini sağlayacak çıkış formülü Akşener’in bu ısrarlı önerisiymiş! Ben şahsen, aradan 3 yıl geçtikten sonra kendi adıma Akşener’den özür diliyorum. Biliyorum, bu sosyal demokrat kitleleri çok çekecek bir düşünce değil, ama ben kendimle dürüst kalmayı tercih ediyorum. Akşener haklıymış, bizler haksızmışız ve Bay Kemal’in gerçek yüzünü görememişiz! İşin acı tarafı şu, bence Kılıçdaroğlu’nun kazanamayacağını yalnızca Akşener görmedi. Kılıçdaroğlu’nun kendisi de gördü! Nasıl 2014’te kazanamayacak olan Ekmeleddin İhsanoğlu’nu muhalefete dayattıysa, nasıl 2017’de rejim değişikliğine mühürsüz oylarla yeşil ışık yaktıysa, nasıl Muharrem İnce’yi aday olarak ilan ederken aynı anda itibarsızlaştırmaya çalıştıysa, işte bu sefer de yine kazanamayacak olan aday, yani kendisi ile baş başa bıraktı bizi! Hadi itiraf edin, siz de şimdi net görüyorsunuz. Bahsettiğimiz iki belediye başkanından biri aday olsaydı, şu anda Türkiye’de rejim aslına dönmüş ve ülke büyük bir rahatlama içinde yüksekten uçuyor olurdu… Keşke Akşener’e bizleri ikna etmesi için biraz daha fırsat verseydik! Kim bilir bize anlatmadığı daha neler yaşadı? Herkes kendisinden özür diler mi? Sanmıyorum. Kim bilir Sayın Akşener, Kılıçdaroğlu hakkında daha bize anlatamadığı neler yaşadı?
YENİ RTÜK KAYYUMU VAR DA, HABERİMİZ Mİ OLMADI?
Evvelsi gün Bay Kemal, zannettiğinin aksine bizleri yine utandırmaya devam etti. Kendisini eleştiren ve halkın seçtiği değerleri öne çıkaran iletişim araçlarını, Halk TV’yi hedef aldı ve konuşmasında tam bir RTÜK kayyumu veya denetimcisi gibi sözler sarf etti! Herhalde bir sonraki adımda da RTÜK ve bazı AKP’li bakanlarla beraber “bu muhalefetin sesini nasıl kısabiliriz?” diye çeşitli toplantılarda fikir teatisinde bulunacaklar! Artık bu dede kimliğinin altında bambaşka bir şahsiyet gizlendiğini bütün ülke fazlasıyla gördü. Uğur Dündar televizyonda dehşet içinde kendisini “muhbir” olarak tanımladı! Hangimiz bu büyük ustanın seçtiği kelimeye haksız diyebiliriz? Saygı duyduğum bir arkadaşım daha var, Erol Mütercimler. O da Bay Kemal’in görev ve talimatlarını aldığı “bir yerler” olduğunu vurguladı… Peki, TGRT gibi yandaş kanalların verdikleri haberlere veya yaptıkları yorumlara Bay Kemal’in herhangi bir itirazı ya da muhalefeti var mı? Tabii ki hayır, çünkü artık kendisine o kanalda ve Yeni Şafak Gazetesi’nde Erdoğan’dan daha fazla yer ayrılıyor! Herhalde Bay Kemal ve tüm butlancılar bu medya performanslarıyla gurur duyuyorlardır.
ÖZGÜR ÖZEL’E “FETÖCÜ” İMASINDA BULUNAN BAHTSIZLAR
Özel ve yol arkadaşları, bu akıl almaz iktidar-yargı-Bay Kemal kıskacı içinde milyonlar adına mücadele ederken, hala bizim kesimde de kendilerini her an Özgür Özel’i eleştirmek için bir şeyler bulma mecburiyetinde hisseden arkadaşlarımız var. Onlar da bazen çeşitli oltalara takılıp Özel’e karşı yanlış ve alakasız gerçeklerle ilgili suçlamalarla eleştirilebiliyorlar! Bugün Kılıçdaroğlu’nun FETÖ imalarından nasibini alan isimlerden biri olan Özel, o hain kalkışma gecesinde, 15 Temmuz 2016’da, parlamentoya koşarak giden ilk 2-3 milletvekilinden biriydi. Özel hakkında negatif yorumlar üretmek isteyen bazı muhalifler, mesela Özel’in yakın dostlarının AKP’li İsmail Kahraman ve Ahmet Gündoğdu gibi isimler olduğunu, onların Özel’den “silah arkadaşları” olarak söz ettiğini, onun eskiden “Millî Görüş ceketi” giyenlerden biri olduğunu işgüzar müzevirlik yaparak dillendiriyorlar. İşin gerçeğinde ise bunun tam tersini kanıtlayan muhteşem bir anekdot var: Özel, İsmail Kahraman ve Gündoğdu parlamentoya ilk gelen vekiller arasında yer alıyorlar. Geçen haftalarda Ertuğrul Özkök 10Haber’de bir makalede hatırlattı: “O gün TBMM Başkanı olan AKP milletvekili İsmail Kahraman, o geceden yedi yıl sonra 2023’te yapılan 15 Temmuz’u anma programı sırasında herkesi şaşırtan bir şey yapıyor ve Özgür Özel’e şöyle sesleniyor: ‘Silah arkadaşım, gel buraya…' Özgür Özel geliyor ve birbirlerine sarılıyorlar. (Kahraman şöyle devam ediyor) ‘15 Temmuz gecesi meclisteydik. Özgür Bey de gelmişti. Kürsüye çıkıp konuşma yapacaktı ama ceketi yoktu. Ahmet Gündoğdu Bey kendi ceketini verdi. Özgür Bey de ceketi giyince ‘Kadere bak, Millî Görüş ceketini giymek de varmış,’ dedi ve güzel bir konuşma yaptı. O gece birlikte meclisi savunduk’”
Artık herkesin bildiği gibi, o geceyi Bakırköy Belediye Başkanı’nın evinde etrafın sakinleşmesini bekleyerek geçiren Kılıçdaroğlu, bütün bu anlattıklarımı çok iyi bilmesine rağmen Özel’e “FETÖCÜ” yakıştırmasını yapmaktan çekinmiyor! Bütün muhalif kesimlerden ve özellikle bütün CHP’lilerden bir ricam var: Etrafta size Özel’in “Millî Görüş ceketi giydiğini ve AKP kadrolarıyla silah arkadaşı gibi olduğunu” anlatanlar olursa, kulaktan kulağa aktarılan ve bağlamından koparılan sohbetlerde, lütfen onlara bu gerçekleri anlatın! Bu kilit cümlelerin yalnızca tarihi, anekdotik espriler olduğunu herhalde artık anlarlar.
Değerli dostlar, Atatürk’ün partisinin resmen cehennem ateşine atılıp Özgür Özel’e her açıdan tuzaklar kurulurken, bizlere düşen kendisine ve yol arkadaşlarına destek olmaktır; onların saflarında mücadele etmektir. Lütfen artık onlara olan inancınızı öne çıkarın, alkışlayın ve yaşadıkları kumpasa mani olun! İhtiyacımız budur. Bugün CHP içinde yapılan bu bölücü darbeye karşı direnmek, Türkiye Cumhuriyeti’nin ayakta kalması ve korunması için olmazsa olmaz şartıdır.