Ekonominin gereklerine uymadığı iddia edilen gelişmeler, siyasetin gereklerine hiç uymayacak bir gündem oluşturuyor. Kurdaki aşırı hareketlilik ile konuşulan ama çok daha derindeki sorunları görünür yapan kriz, sadece ekonomi ve siyasetin değil, aklın ve mantığın da epey uzağına taşındı. ABD mallarını parçalama, dolar yakma gösterilerinin eşliğinde müsabaka havasına sokulan hadise, bir popülist hezeyanı besliyor. Kim kazandı kim kaybetti, kim hayal kırıklığına uğradı, kim daha dirençli çıktı gibi sorular her şeyin üstünü örtüyor. “Kur yükseldi diye batmayız” denirken kur düştü diye zafer kazanılmış oluyor.
Kriz potansiyelinin nedenleri ve olası sonuçlarıyla ilgili tartışmalar daha başlamadan bastırıldı. Trump’ın ölçüsüz tavrı, “saldırı altındayız” argümanını destekleyen tuhaflıklar, ekonomik elitler üzerindeki kontrol imkânları, bağımsız medyanın yokluğu, muhalefetin şaşkınlığı gibi birçok faktör, sorunu hakkıyla tartışmayı engelledi. Hepimizin aynı gemide olduğu iddiası, meseleyi hep birlikte konuşmak yerine, sorun hakkında toplu bir sessizlik sağlamak için kullanıldı. Sorunun ne olduğu ve nasıl çözüleceği açıklanmadı, bu konuda kimseden fikri sorulmadı, “bizim planımız var” demekle yetinildi.
Erdoğan’ın evinde verdiği yemeklerle, telefon görüşmeleriyle ekonomik ve siyasi destek arayışı devam ediyor. Berat Albayrak’ın krizin en sıcak aşamasında alay ederek söylediği “yapısal reformlar, yapısal reformlar, neymiş bu yapısal reformlar” sözünden anlamış olmamız gerektiği gibi, bilinen modelin sürdürülmeye çalışılmasından başka bir perspektif söz konusu değil. “Acaba bizim yaptığımız bir yanlış olabilir mi” gibi sorular pek sorulmuyor. Fedakârlık için herkes göreve çağrılırken çözüm için Beştepe’deki kadar akıl yeterli görülüyor.
En iyimserinden en kötümserine, en muhalifinden en uysalına kadar bütün ekonomi uzmanlarının birleştiği nokta, kur krizinden bağımsız olarak bir ekonomik daralmanın kaçınılmaz olduğu. Açıkça ifade etmekten kaçınmakla birlikte iktidar da çeşitli biçimlerde bunu kabullenmiş görünüyor. Büyüme tahminlerinin geri çekilmesi, orta vadeli programda yüksek oranda tasarruflar öngörülmesi, teşvik yerine destek programlarından bahsedilmeye başlanması önemli işaretler. Ne dünyanın ne de Türkiye’nin kısa vadede 16 Nisan ve 24 Haziran vaatlerinde olduğu gibi bir şahlanış ümidi verdiğini söyleyen yok. Şimdi konuşulan, ekonomik savaş olduğu iddia edilen zorluklarla baş etme imkânları ve “savunma” başarısı. AKP iktidarı, çok uzunca bir dönemi, sağlanan bolca borç parayı paylaştırma lüksüyle geçirdi. Gelen paradan kimin ne kadar faydalanacağına karar verme, “kazancı” bölüştürme gücünü, siyasi avantaj olarak kullandı. “Az olana daha az, çok olana daha çok, yakınlara en çok” biçimindeki paylaştırma, adil olmasa da, neticede herkes bir şey kazandığına inandırılabildiği için kabul ettirildi. 2013’ten bu yana ise, dünyadaki ekonomik trendin tamamen değişmeye başladığı ve Türkiye’nin yapısal siyasi ve ekonomik krizlerinin derinleştiği bir döneme girildi. İktidar bu dönemde de bir yandan kendi siyasi savunmasını yeni ittifaklarla tahkim ederken ekonomik sorunları erteleme ve örtme stratejisini uygulamaya koydu ve epey idare etti.
Şimdi AKP iktidarı, ilk kez deneyimleyeceği daha yeni bir döneme giriyor: Kaybı paylaştırma, zararı bölüştürme ve korunacakları seçme dönemi. Krizin hemen ertesinde alınan önlemler ve temas edilen çevrelerden, bu bölüşümün “az olandan çok, çok olandan az, yakınlardan çok daha az” şeklinde olacağı anlaşılıyor. Örgütsüz, örgütleri zayıflatılmış ve siyaseten sahipsiz bırakılmış emekçilerden oluşan “az olan” kısmı için sağ popülizmin bütün numaraları devrede ama sonuçlarının başarısını telefon kırma videoları ile değerlendirmek fazla erken olur. Paylaşımın “çok olan” kısmını oluşturan hâkim sınıflar, kayırılanlar ve hep kazananlar tarafında da çıkar farklılaşması giderek büyüyor. Yani, kayıp paylaştırmak, kazanç bölüştürmek kadar kolay ve sağladığı siyasi güç de beklendiği kadar olmayabilir.
Kemal Can
Son Köşe Yazıları
Kayıp bölüştürmek
Yazarın Son Yazıları
Eyvallah
Eyvallah
Devamını Oku
10.09.2018
Ödenmemiş fatura yığını
Ödenmemiş fatura yığını
Devamını Oku
07.09.2018
Ekonomiyi siyasetle, siyaseti sertlikle idare
Ekonomiyi siyasetle, siyaseti sertlikle idare
Devamını Oku
03.09.2018
Lütufla başlamayan yasakla bitmez
Türkiye kaybedilenlerin açık seçik göründüğü, kazanılması gerekenlerin berraklaştığı günlerden geçiyor. Dünkü Cumhuriyet’in 1. sayfası, özellikle de Vedat Arık, Hayri Tunç ve Ahmet Şık fotoğrafları bunun özeti gibiydi: “Bitmeyen zulüm” ve bitmemesi gereken direniş.
Devamını Oku
27.08.2018
Partilerin yerel seçim ufku
Partilerin yerel seçim ufku
Devamını Oku
24.08.2018
Lütuf düzeni
Lütuf düzeni
Devamını Oku
20.08.2018