Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Korkusuz yaşam hakkı

06 Kasım 2018 Salı

Osman Kavala hapse düşeli bir yılı geçiyor. Bu süre içinde hakkında bir şey yazamadım.
Bir yılı aşkın süre, ne için tutuklandığını, ne ile suçlandığını bilmeyen, hâlâ iddianamesi hazırlanmamış adam hakkında, utanç duymadan ne yazabilirsiniz ki?
Bu durumda Osman Kavala hakkında yazı yazılamaz, olsa olsa çığlık atılır!..
Cumhuriyet’teki söyleşisinde Hilal Köse soruyor:
-“Adaletin tecelli edeceğine inanıyorum”
demiştiniz, bu inancınız sürüyor mu?
Osman Kavala inansa bile, artık bu mümkün değil. Çünkü o iki yıldan fazla bir cezanın infazını zaten yerine getirmiştir. Şimdi “Aaa vallahi pardon, siz masummuşunuz, buyrun çıkın!” deseler, o yatılan süre ne olacak?
Bu kadar süre sorgusuz sualsiz yatırılmış olması, duruşmalarda mahkeme heyeti üzerinde bir baskı oluşturmayacak, “yahu şimdi beraat verirsek, bunca süre neden yatırdığımızı nasıl açıklayabileceğiz” yollu bir tereddüt yaratmayacak mı?
Bu koşullar altında, söyler misiniz nasıl tecelli edecek adalet?

***

Bilmiyorum içeride bulunduğu süre zarfında kaç kez aklınıza geldi Osman Kavala.
Ben, biraz da bizim için yattığından, sık sık düşünüyorum onu.
“Ben Osman Kavala’yı hiç tanımam, bir kez bile görmedim, kim olduğunu bilmem, neden biraz da benim için yatıyor olsun!” demeyin!
Onun da, Meclis kürsüsünden dile getirdiği görüşlerini bir de sosyal medyada paylaştığı için Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hakkında resen soruşturma başlatılan SP milletvekili Cihangir İslam’ın da başına gelenlerin nedeni biziz. Çünkü onların başına bütün bunlar, biraz da biz korkalım diye geliyor.
İşinden olanlar, vatandaş, başkaları da “ben de ağzımı açarsam kovulurum” korkusuna düşsün diye duçar oluyorlar bunlara.
Hapse tıkılan gazeteci, diğer meslektaşları “iktidarın hoşuna gitmeyen haberler yaparsam, ben de hapse düşerim” korkusu altında yaşasın diye hücresinde çile dolduruyor.
Barış isteyen yardımcı doçent, iktidarın hoşuna gitmeyen bildirileri imzalayanlara ibret olup, yüreklere korku salsın diye mapus damında gün sayıyor.
Onların başına bütün bunlar bizim yüreğimizi korku cenderesine alsın diye geliyor.
Ve korkuyoruz.
Ben korkuyorum.
Siz korkuyorsunuz.
Hepimiz korkuyoruz.
İçimizden kimileri yürekli çıkıyor ve hiç değilse korktuğunu, yüksek sesle açıkça söylüyor.
Nitekim geçen gün Fatih Portakal haber programında, Cihangir İslam’ın Meclis kürsüsünde dile getirdiği için milletvekili dokunulmazlığı sınırları içinde kalan sözlerini tekrarlamaktan korktuğunu söyledi.
Çoğunluğun korkudan “korkuyorum” demekten bile çekindiği toplumda şimdi artık korkusunu söylemek cesaret oldu.

FATİH PORTAKAL'DAN OTOSANSÜR İTİRAFI - VİDEO

***

Evet korkuyoruz.
Polisten korkuyoruz...
Yargıdan korkuyoruz...
Sulh ceza hâkiminden korkuyoruz...
Danıştay’dan korkuyoruz...
Danıştay olsak bile yine korkuyoruz...
Yürütmeden korkuyoruz...
Yasamadan korkuyoruz, yasamada da korkuyoruz...
Trafikten korkuyoruz...
Andımızdan korkuyoruz...
Türk’ten korkuyoruz...
Birbirimizden korkuyoruz...
Düşünürken, kimse anlamasın diye korkuyoruz, rüya görürken kimse görmesin diye korkuyoruz, konuşurken, yerken içerken, severken, sevişirken, belki yanlış anlaşılırız kaygısıyla gülerken, ağlarken, ant içerken korkuyoruz.
Oysa çağdaş bir toplumun insanlarının sahip olduğu hakların en başında gelen, korkusuz yaşama hakkıdır.
Her insan korkudan uzak yaşamak hakkına sahiptir. Devlet onu yurttaşına sağlamakla yükümlüdür.
Çağımızın insanlık ailesinin eşit ve şerefli üyelerini oluşturan toplumlar, insanlarına korkmadan yaşayabilme hakkını sağlamış olanlardır.
Dünya korkmuyor, sevişirken korkmuyor, öpüşürken korkmuyor, düşünürken, iktidarı eleştirirken, egemene karşı çıkarken, susarken, konuşurken, yazarken, bağırırken korkmuyor.
Ama biz korkuyor, hem de çok korkuyoruz.
Oysa varlığımızın belgesi İstiklal Marşı şöyle başlar:
-Korkma!
Evet şimdi artık, hep birlikte esas duruş ve başla:
-Korkma!..

Tümü Ali Sirmen - Son yazıları

Kimin askerleri? 16 Kasım 2018 Cum
Türkçe ezan ve CHP 13 Kasım 2018 Sal
ADD Başkanı anlatıyor 9 Kasım 2018 Cum