4-6 Kasım 2023 tarihindeki Kurultay’da, Kılıçdaroğlu’nun yerine Özel’in seçilmesi, siyasal veya ideolojik bir ayrışmadan kaynaklanmıyordu:
Kılıçdaroğlu’nun, kazanması beklenen 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimini kaybetmesinin yarattığı öfkeden ve bu öfkenin yerel seçimlerin yitirilmesine de yol açacağı korkusundan kaynaklanıyordu.
Gerek İmamoğlu gerek Özel, zaten Kılıçdaroğlu tarafından desteklenen ve onun en yakın çalışma arkadaşları olan kişilerdi.
Dolayısıyla, parti yönetiminde Kılıçdaroğlu yönetiminden farklı bir çizginin izlenmesi pek beklenmiyordu.
Nitekim Kılıçdaroğlu çizgisinin izlendiği “İktidar yörüngesindeki sağa kayış politikaları” bağlamında yürütülen yanlış “yumuşuma” ve “normalleşme” yaklaşımları, bir süre CHP’nin egemen siyaset çizgisi oldu.
Ama seçimleri kaybettiğini ve büyük bir olasılıkla bir daha da kazanamayacağını gören İktidar, çözümü, Emperyalizmle daha sıkı bir işbirliği ile CHP’yi etkisizleştirmekte ve parçalamakta gördü:
“Kürt Açılımı” ile CHP’ye karşı gibi görülen ama aslında Anayasa’yı ihlâl eden “19 Mart Darbesi”, İktidarın, birbirine bağlı, ömür uzatmak çareleridir.
Ama İktidar, toplumu, din ve ırk bağlamında ayrıştırmak ve yeni bir devlet yapısı empoze etmek gibi, “milli iradeye aykırı bir noktaya” sürüklemeye çalıştıkça yağmaya ve sömürüye dayanamayan ülkenin iflası şiddetleniyor; Hukuk Devleti yerine AKP yargısı yaygınlaşıyor, ekonomik çöküntü derinleşiyor, can ve mal güvenliği iyice ortadan kalkıyor.
***
İşte tam bu noktada, Kılıçdaroğlu’nun, hem Barrack hem de Erdoğan ile aynı paralelde olan ve CHP’den ilk kez işitilen “Osmanlı’nın topraklarına bakın. Türkiye o coğrafyaya gitmek, o coğrafyada kendi kişiliğini geliştirmek zorundadır” sözleri, İmamoğlu-Özel ikilisinin eline müthiş bir siyasal ve ideolojik koz vermiştir:
İmamoğlu-Özel ikilisi, Ortadoğu’da ve Türkiye’de, Kılıçdaroğlu’nun artık iyice taraftarlığını açıkladığı, Emperyalizmin ve İktidarın, federasyona yönelik dinci-ırkçı politikalarını mı izleyecektir, yoksa “Demokratik ve Laik Hukuk Devleti” olan “Üniter Türkiye Cumhuriyeti”nin bağımsızlıkçı, özgürlükçü, eşitlikçi, laik, dayanışmacı, adaletçi ve barışçı ilkelerini mi?
***
Mehmet Ali Güller, “Kılıçdaroğlu’nun yeni Osmanlıcılık gömleği” başlıklı dünkü yazısında, “Yeni Osmanlıcılık, fiilen Türk-Kürt federasyonudur. Projenin sahibi de ABD’dir” diyor ve bu projenin 1965 yılından beri her değişim anında ülkemize önerildiğini (dayatıldığını?) ayrıntılı bir biçimde, kaynaklara dayalı olarak vurguluyordu.
Yağma, sömürü, adaletsizlik ve baskıdan bunalmış olan millet “Demokratik, Laik ve Sosyal Hukuk Devleti” olan “Üniter Türkiye Cumhuriyeti”nin yıkılmasını istemiyor ama bu İktidardan kurtulmayı arzuluyor!
Kılıçdaroğlu, taraftarlığını açıkça ilan etmişken İmamoğlu-Özel ikilisi, Emperyalizmin bu ideolojik ve siyasal projesine karşı olduklarını iyi açıklayabilirlerse ister ayrı parti kursunlar, ister CHP içinde savaşıma devam etsinler; sadece kendileri için değil, Türkiye’nin Demokratik ve Laik Cumhuriyeti için de bir umut yaratabilirler.
Yoksa onlar da Turhan Feyzioğlu’nun “Güven Partisi” gibi tarihin karanlıklarında yok olup gidecek olan Kılıçdaroğlu CHP’sine, kurdukları Cumhuriyetin yıkılışında yol arkadaşı olurlar!