Eski politikacılardan biri, mutlak butlan deyip ortalarda bir ülke işgal etmişlerin sevinciyle dolaşmaya başlayınca seslisi sessizi siyasete uzaktan bulaşanlar bile herkes yürekten vurulmuşa döndü. Öyle kişiler var ki zurna sesi duysalar, siyasete uzaktan bulaşmış olsa da zurnacılara davul sesiyle katılırlar.
Ondan beterleri de vardır, bilsin bilmesin, ses duymayagörsün, bir anda bilge kesilip her gördüğüne akıl vermeye kalkarlar. O türün en tehlikelisi, sağa sola laf taşımakta ustadırlar. Onlar kadına kocasını, kocasına karısını düşman eden türdendir. Yerlerinde de durmazlar, tür mür dinlemezler, karşılarına geçip göbek atarlar.
Çocukluğumda öyleleriyle çok karşılaşmıştım. Oyunlarına katılmak bir yana, seslerini duyunca kaçacak delik arardım. Arkadaşlarımın çoğu neredeyse gülmekten bayılır, ortak türküler söylediklerinde onların arasından kaçışıma gülerlerdi.
NİETZSCHE
Kitap okumayla çizmiştim yaşamımın sınırlarını. Nice olaylar belleğimden üç beş gün sonra uçup gitse de sanatçıların, düşünürlerin, yazarların sarsıcı sözleri, belleğimde altın çiviler gibi parlardı. Birisi kendini övmeye kalkmasın, ona Shakespeare’in Othello oyunundaki şu sözünü anımsatırdım:
“Yaşayıp durduğun şu dünyada öyle şatafatlı elbise giyip böbürlenme, alçakgönüllü ol, köhne cüppeni üstüne çek!”
Okul arkadaşlarımdan biri, Shakespeare sözünü “şekerpare”ye çevirerek benimle alay etmişti. Bugünlerde dillerde dolaşan “mutlak butlan” sözlerini duyunca belleğimde Nietzsche’nin şu yorumu canlandı:
“Cahil bir toplum, özgür bırakılıp kendine seçim hakkı verilse dahi hiçbir zaman özgür bir seçim yapamaz. Sadece seçim yaptığını sanır. Cahil toplumla seçim yapmak, okuma yazma bilmeyen bir adama hangi kitabı okuyacağını sormak kadar ahmaklıktır! Böyle bir seçimle iktidara gelenler, düzenledikleri tiyatro ile halkın egemenliğini çalan zalim ve madrabaz hainlerdir.”
Bu sözün etkisiyle duramadım, aşağıdaki şu düşünceleri de ekledim:
EKLEMELER
Bu yazıya Che Guevara’nın “Özgürlüğün en büyük düşmanı, halinden memnun olan kölelerdir” sözü uygun düşecektir.
Mutlak butlancılara da Franz Kafka’nın uyarısı tam yerindedir: “Zerre kadar anlamadıkları şeyler hakkında konuşuyorlar. Ve sırf aptallıklarıyla bu kadar eminler.”
Sadece fizikçi karakteriyle tanıdığımız Albert Einstein’ın da her insanda olduğu gibi farklı hobileri vardı. Einstein’ın ikinci eşi ve kuzeni olan Elsa, Einstein’ın yelken sevdalısı olduğunu açıklıyor. Yelkeni çok seven Einstein, pek de iyi bir yelkenci değildi. Birçok yelkenci Einstein’ın yelkeninden uzak dururdu. Çünkü Einstein yüzme bilmiyordu ve can yeleği takmayı da reddediyordu. Tekne sahipleri ve çocuklar sık sık dahi fizikçiyi boğulmaktan kurtarıyordu.
İÇİMİZİ FERAHLATAN DİZELER
Bir düşünürün yaşamına yönelik bu anıyı okuduktan sonra, bir şairin duyumsal dünyasını yansıtan şu şiiri ekledim yazıya:
“Yaşamak güzel şey doğrusu/ Üstelik hava da güzelse/ Hele gücün kuvvetin yerindeyse/ Elin ekmek tutmuşsa bir de/ Hele tertemizse/ gönlün/ Hele kar gibiyse alnın/ Yani kendinden korkmuyorsan/ Kimseden korkmuyorsan dünyada/ Dostuna güveniyorsan/ İyi günler bekliyorsan hele/ İyi günlere inanıyorsan/ Üstelik hava da güzelse/ Yaşamak güzel şey/ Çok güzel doğrusu...” (Melih Cevdet Anday)