Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Asıl Büyük Seçim 1 Ay Sonra

Paylaş
instela'da paylaş
Bunlarla da ilgilenebilirsiniz
12 Eylül 2014 Cuma

Türkiye’de gazetecilik yapıyorsanız ve uzmanlık alanınız penguenler değilse, vaktinizin önemli bölümü adliyede geçer.
Ben de gide gele adliyelere aşina oldum.
Çağlayan Adliyesi, Ankara Adliyesi’ne göre daha yeni ve modern bir bina…
Ankara, basık ve kasvetlidir; Çağlayan yüksek ve ferah…
Girişteki Adalet Tanrıçası etkileyici… Başsavcılık makamı, herhangi bir bakanınkini aratmayan görkemde… Savcıların odaları sade döşenmiş; o tozlu raflardan, ucu kıvrık kâğıtlarla dolu dosyalardan, gürültüyle takırdayan daktilolardan eser yok.
Dosyalar flash disklerde geliyor. İfadeler bilgisayarda alınıyor. Mübaşirinden sekreterine kadar herkes kibar, güler yüzlü…
Değişmeyen tek şey, yazmanın suç olması…
Yani zarf yenilenmiş, mazruf aynı…

***

25 Aralık yolsuzluk soruşturmasıyla ilgili hazırladığım “Arkadaş’ın Babası” başlıklı yazı dizisi, şikâyet konusu oldu.
Şikâyetçilerim sıradan insanlar değil…
Recep Tayyip Erdoğan, Necmettin Bilal Erdoğan, Yasin el Kadı, Usame Kutub, Binali Yıldırım, Cengiz Aktürk, vd…
Yazılanların hakaret içerdiğini, üstelik gizliliğin çiğnendiğini söylemişler. Üç ayrı soruşturma açılmış.
Önceki gün gazetemizin avukatı Bülent Utku ile birlikte yine Çağlayan’a gidip savcıya ifademizi verdik.
Bugüne kadar kimseye hakaret etmediğimizi, yazarken buna özellikle dikkat ettiğimizi söyledik.
Yazılanların, bizim iddiamız olmadığını, kamu görevlilerince hazırlanan resmi bir fezlekede yer aldığını belirttik.
Şikâyetçilerin görüş ve savunmalarına da yazı dizisinde yer verildiğini ekledik.
“Dosyadaki iddialar, devlet yöneticilerini hedef aldığı için, kamunun bunları bilmeye hakkı var” dedik.
Avukatımız önemli bir hususu ilave etti:
“25 Aralık soruşturması için takipsizlik verildi. Dinleme kayıtlarının da imhası kararlaştırıldı. Oysa hakaret içerdiğini söylediğiniz yazıların dayanağı onlar… Dava açılırsa, savunmamız için o kayıtların dosyamıza eklenmesi lazım.”
Yani imha edilecek kayıtları istedik. Bakalım ne olacak?

***

İfademi alan Savcı Bey’e maaş durumunu soracaktım; Allah muhafaza yanlış anlaşılır diye soramadım.
Malum; Adalet Bakanlığı, hâkim ve savcılardan 4 yıldır esirgediği maaş zammını, birden hatırlayıverdi.
“Şunlara okkalı bir zam vereyim, sicil affı da getireyim” dedi. Ama “zam”anlama manidar bulundu.
Bir ay sonra yapılacak Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) seçimi arifesinde gelen zam vaadi, “rüşvet teklifi” olarak görüldü.
Zammın Torba Yasa’ya konmayıp seçim sonrasına bırakılması da “Verin oyu, alın zammı” pazarlığını akla getirdi.

***

Tam bir ay sonra, 12 Ekim Pazar günü yapılacak HSYK seçimi, gerçekten çok önemli…
Sadece benim gibi yazdıklarından ötürü sıkça savcılığa davet edilenler için değil; hepimizin geleceği açısından…
O gün, 15 bin hâkim ve savcı, 22 üyeli HSYK’nin 10 üyesini yenilemek üzere sandığa gidecek. HSYK’nin dengeleri değişecek ve yargıya kimin hükmedeceği belirlenecek.
Bugüne dek hükümdar koltuğunda “iktidar+cemaat bloku” oturuyordu. Bu ittifak çatladı. Şimdi o rakip ikili, birbirini yemek için yarışıyor. Bürokraside, poliste, dershanede, bankacılıkta kan kaybeden Cemaat, “son kale”yi savunmaya çalışıyor, Hükümet ise Cemaati yargıdan da silmenin hesabını yapıyor.
Büyük hesaplaşmanın bu son cephesindeki seçimi alan, yargının hâkimi sıfatıyla büyük davaların kaderinde söz sahibi olacak.

***

Gelen ilk haberler, Cemaati silmeye kendi kadroları yetmeyenhükümetin sosyal demokrat, ülkücü ve Alevi hukukçularla işbirliği aradığı, YARSAV gibi örgütlere ittifak için haber yolladığı, ama fazlaca yüz bulamadığı yolunda…
Güç dengeleri, işbirlikleri ne çabuk değişiyor Türkiye’de değil mi?
Ben, hâkim ve savcıların, rüşvet teklifine yüz vermeyeceklerini tahmin ediyorum.
Gün gelecek, adliye binalarında, hırsızlığı ifşa edenler değil, icra edenler hesap verecek; buna da yürekten inanıyorum.

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Binali Yıldırım, Recep Tayyip Erdoğan