Bizim katmerlenen NATO aşkımız!
Işıl Özgentürk
Son Köşe Yazıları

Bizim katmerlenen NATO aşkımız!

28.06.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Sevgili okurlarım, bizim NATO aşkımız epey geçmişe uzanır; öyle ki NATO’ya girmek için Menderes hükümeti yönetiminde 1950 yılında Kore Savaşı’na en çok asker gönderen ikinci ülke olmuşuzdur. 1500 şehit vermişiz, gazilerimiz ise şeref madalyasıyla onurlandırılmıştır. Tabii bu boşa gitmemiş ve 18 Şubat 1952 yılında ülkemiz NATO’nun sözde şefkatli kollarına kabul edilmiştir. Ve ülkemizde “Zeytinyağlı yiyemem aman, basma da fistan giyemem aman” şarkıları her yerde duyulmaya başlanmış ve çocuklar “Amerika kardeş, Rusya kalleş” diye oyun oynar olmuşlardır.

NATO’ya girince NATO ülkemizi Ruslara karşı korur sananlar çoğalmış ve emperyalist devletlerin Türkiye iştahı iyice kabarmıştır. 1967-1968 yıllarına geldiğinde tüm dünyada eşitlik ve özgürlük rüzgârları esmeye başladığında tam o zamanlarda tepeden tırnağa Amerikan bayraklarıyla donatılmış Amerikan 6. Filo’su boğaza sık sık demir atmaya başlamış.

Adalet Partisi de Türk misafirperverliğini göstermek için inanılmaz çabalar harcamıştır. Amerikan askerlerinin cinsel ihtiyaçları olduğu düşünülerek İstanbul genelevlerindeki odalar yıkanmış, yatak çarşafları sık sık değiştirmeye başlanmış ve genelevlerde çalışan tüm seks işçisi kadınlar doktorlar tarafından alışılmadık derecede sık muayene edilmiştir.

Demirleyen savaş gemilerine okullar çocuklarını götürmüş ve onların Amerikan gücüne hayran kalması sağlanmaya çalışılmıştır. Bu arada Milli Türk Talebe Birliği öncülüğünde Komünizmle Mücadele Derneği üyeleri, Dolmabahçe’de demirleyen uçak gemisine karşı namaza durmuşlar ve cihat için onu kutsamışlardı. Ancak o zamanlar bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de işçilerin, devrimcilerin zamanıdır ve Deniz Gezmiş önderliğinde bir sabah vakti kıyıya gelen gençler çıkmakta olan 6. Filo bahriyelilerini denize dökmüşlerdir.

Şimdi gene bu kez NATO’nun ağır başları Ankara’da toplanacaklar. AKP hükümeti atalarından geri kalır mı, kolları sıvadılar; önce kötü binalar, gecekondular tahtalarla görünmez kılındı. Öğretim üyeleri, tam bağımsızlık isteyen örgütlerin, partilerin yöneticileri, üyeleri tutuklanmaya başlandı. En tuhafı da sağcı Fransız cumhurbaşkanı Macron sabah koşusunu yapabilsin diye Ankara’da bir park yurttaşlara yasaklandı. Kısaca, başkentte NATO için sıkıyönetim ilan edildi.

Ah ah, NATO artık dünya âlem biliyor ki bir terör odağı olmuştur. Dünya hızla değişirken şu belirsizliğin hüküm sürdüğü zamanlarda NATO neden burada? Benim aklıma kötü şeyler geliyor. Zaten işgal edilmiş bir ülkeyiz. Ama gördük ki savaşlar artık düğmelere basılarak yapılıyor, bizim düğmeler başkalarının elinde ama ne kadar törpülenmiş olsa da NATO’nun en büyük kara gücü bizde. Bir de boğazlar var, emperyalist ülkelerin iştahını kabartan.

Göreceğiz, bu arada ölüm orucuna yatan, polis tarafından amansızca hırpalanan öğretmenler için sözde eğitim bakanının tek bir sözü yok! Ve ülkede tavukçulara, akaryakıtçılara kayyum atanıyor. Tavukçuların kayyumları geri çekildi, yakında akaryakıtçıların da kayyumları geri çekilir. Beni şaşırtan bir şey; Danıştay, bilgisizce, salakça verilen ve Türkiye’nin yüzde 70’ini kapsayan maden izinlerini tek tek iptal ediyor. Belli ki CHP’de değil AKP içinde de hizipler var. Pasta küçüldükçe hizipler bu fırsat son fırsat diyerek yola çıkıyorlar ama birileri hop biraz fren diyor.

Evet dostlarım NATO’suz, sömürüsüz bir ülkenin düşünü kurarken canımı çok sıkan bir olaya takılıp kaldım. Kıyılarımızda arka arkaya görülen Caretta ölümlerine. Düşünün, kimseye zarar vermeden denizde usul usul yüzen Carettaların ayaklarına tuğla bağlanıyor ve hareketsiz kalıp ölüyorlar. Nedir bu arkadaşlar, bu tuğlaları bağlayanların yaptıkları bu gaddarlığın nedeni nedir? Sosyologlar, psikologlar bu işlere ne diyorlar? Nasıl bir kin, nasıl bir ezilmişlik bu tuğlaları bağlattı? Çok uzak değil, Mudanya’da bir balıkçı lokantasında balık yiyordum ve yan taraftan, duvarın ötesinden iki dakikada bir sanki tabancayla ateş ediliyordu Bize rahat yoktu, yerimden kalktım; duvarın arkasına gittim ve orta yaşlı bir adam yüzünde inanılmaz bir hırs, naylon damacaları baltayla deliyordu. Aklımdan şu geçti, bu bir sınıf kini ama yanlış yerde.