Geçenlerde simitçide bir hanımefendi bana ayaküstü Grigori Petrov’un “Beyaz Zambaklar Ülkesinde” adlı kitabını hediye etti. Bu kitaba ilişkin özel bir ayıraç bastırmıştı. Ayıraçta 6 Şubat depreminde Hatay’da yaşamını yitiren ağabeyi İlker Gökhan Şahin’in fotoğrafı vardı. Söz konusu kitabı öğrencilik yıllarımda okumuş, etkilenmiştim. Tekrar okuduğumda çok daha farklı biçimde etkilendim. Kitabı bitirdikten sonra, yıllardır savunduğum ahlak eğitimi konusunu daha yoğun savunmam gerektiği kanısına vardım. 20 yıl kadar önce “Ladesçi” isimli ilk romanımı yazdığımda Türkiye’nin en büyük sorununun dürüstlük eksikliği olduğunu ileri sürmüştüm. Bence şu an ülkem genelinde ahlak eğitiminin yanı sıra pozitif bilimlere inanma konusunda topyekûn bir eğitime ihtiyaç vardır. (Gelecek haftalarda, ‘Her duyduğuna inanmama’ başlığı altında bu konuyu ele alacağım.)
“Beyaz Zambaklar Ülkesinde” kitabında anlatıldığına göre bir halk bilgesi olan Snellman ülkeyi dolaşarak vücut ve çevre temizliği, okumanın ve dürüstlüğün erdemi üzerine konferanslar vermeye başlamıştı. Onun bu çabasına katılan aydınların çığ gibi büyümesi sonucunda Finlandiya’daki büyük eğitim ve kalkınma hamlesi ortaya çıkmıştı. Ahlak eğitiminde -eğer milletçe istersek- Snellman’ın yaklaşımının kullanılabileceği kanısındayım. Snellman’a benzer bir yaklaşımı Singapur başkanı Lee Kuan Yew de uyguladı. İlkeleri, eğitim, dürüstlük, liyakat, kanunlara uyma ve sokakların temizliğiydi. Finlandiya’nın ve Singapur’un nüfusları başlangıçta benzerdi, iki milyondu.
AHLAK EĞİTİMİ NASIL OLMALI?
Öncelikle şunu vurgulamakta yarar var: Ahlak eğitimi değerler eğitiminden tamamen farklıdır. Ahlak eğitimi din ve ahlak dersinden de farklıdır. Eğer istenirse değerler eğitimi ve din-ahlak dersi ayrıca verilebilir ancak ahlak eğitimi bunlardan farklıdır. Değerler ve din öğrenilebilen bir şeydir. İslam’ın şartlarını veya 10 emri kendi başımıza öğrenemeyiz, birinin bize öğretmesi gerekir. Fakat ahlak, öğrenilen bir şey değil, keşfedilen bir şeydir, bireysel aklın ürünüdür.
Değerler eğitiminde dürüstlük, çalışkanlık, saygılı olmak gibi kavramlar öğretilir. Din dersinde de dinlerin içerikleri öğretilir. Ahlaklı olmak isteyen kişi ise kendi aklını ve vicdanını kullanmak zorundadır. “Leyla’nın Kardeşleri” (Leila’s Brothers) isimli ünlü İran filminde birisi diğerine, “Sana ne düşünmen gerektiği öğretilmiş, nasıl düşünmen gerektiği öğretilmemiş” der. Bir kişiye ne düşünmesi gerektiğini değerler eğitimi ve din dersi gösterir. Düşünme tarzının nasıl olması gerektiğini ise kişi ahlak eğitiminde öğrenir. Aile temelli ahlak eğitiminin içinde kendi aklını, vicdanını kullanma ve sorgulama vardır.
Ahlak eğitiminde psikolog Kohlberg’in yaklaşımı kullanılmalıdır. Bu anlamdaki ahlak eğitimi aynı zamanda demokrasi eğitimidir. Demokrasi istemeyen bir toplumun ahlak eğitimine de ihtiyacı yoktur.
KOHLBERG’İN YAKLAŞIMI
Ahlaklı, vicdanlı bir toplum olmak için psikologlar ve psikolojik danışmanlar okullarda ve toplum içinde küçük gruplara yaygın olarak Kohlberg’in ahlak gelişimi eğitimi vermelidirler. Kohlberg’e göre hiyerarşik şekilde sıralanmış altı temel ahlak gelişimi basamağı vardır. Bir kişinin hangi ahlak gelişimi basamağında bulunduğu ölçülebilmektedir. Diyelim ki siz dördüncü basamaktasınız. Size bu basamakla çelişen hikâyeler okunur, siz dördüncü basamakla ilgili kuşkuya, çelişkiye düşersiniz, bu basamağın doğruluğunu sorgularsınız ve kısa sürede bir üst basamağa geçersiniz. Bir anda birkaç basamak birden atlanılmaz, gelişme yavaş olur. Bu eğitim şeklini konuyu bilen psikologlar, psikolojik danışmanlar ve Kohlberg konusunda eğitim almış kişiler uygulayabilir.
Küçük gruplarla kitap okuma ve yorumlama oturumları düzenlenebilir, bibliyoterapi, sinematerapi yapılabilir. Kitap okuma gruplarıyla Kohlberg’in ahlaki gelişim yaklaşımı birleştirilebilir. Bu yaklaşımın büyük kitleler tarafından benimsenmesi halinde çok önemli gelişmeler sağlanacaktır. Çünkü her toplum kendi meşrebine, kendi gelişmişlik düzeyine uygun yöneticiler seçer. Ahlaki düzeyi yüksek olan toplumların kendilerine uygun yöneticiler seçme olasılıkları yüksektir.
“Devletin malı deniz, yemeyen domuz” veya “Ye üzümü sorma bağını” türünden kalıp düşünceler toplumları zehirler, ahlaki çöküntüye yol açar. Bu düşünceler aynı zamanda fiziksel yönden güçlü olma isteğini körükler. Oysa topluma verilecek ahlak eğitimi içinde şu bulunmalıdır: Bireyler fiziksel yönden güçlü olmakla değil ahlaklı, dürüst olmakla övünmelidirler. Devlet fiziksel açıdan güçlü olmalıdır ancak devlet memurları, güvenlik güçleri fiziksel güçleriyle değil ahlaklı, dürüst, tarafsız olmakla övünmelidirler. Bütün bunların olabilmesi için üst düzeyde düzenlemeler yapılmalı, okula, kışlaya, ibadet haneye siyaset girmemelidir.