Köşe Yazısı

A+ A-

Dönülmez akşamın ufkunda...

20 Mayıs 2019 Pazartesi

Yerel seçimlerden bir gün önce, yazdığım pazartesi yazısında, “şimdi ülkenin derin bir ekonomik kriz ve jeopolitik belirsizlikler altına yaşanacak bir ‘orta döneme’ girdiği söylenebilir. Bu ‘orta dönemde’ AKP... Siyasal İslamın çıkmazını aşacak biçimde değiştirmek için çabaladıkça devletin totaliter (hatta faşist) özellikleri daha da güçlenecektir” diyordum.
Bu yerel seçimlere doğru bu “orta dönem” şekillenirken. Siyasal İslam açısından, “mum iki ucundan birden yanıyordu”: Hem paylaşılan pasta küçülüyor hem de parti/hareket içinde çatlak sesler, 17 yıllık kazanımları kaybetme korkusuyla gittikçe yükseliyordu-liderin becerisine olan inanç sarsılıyordu.
YSK’nin aynı zarftan çıkan dört seçenekten birini iptal eden kararı, muhalefet liderine linç girişimi, iki muhalif gazeteciyi hastanelik eden saldırılar, “yandaş medya”nın yandaşlık düzeyinde başlayan kırılma, “Her şey çok güzel olacak” sloganının yarattığı panik, Öcalan’ın yeniden anımsanması, nihayet TÜSİAD’ın eleştirileri, siyasal İslamın AKP’de temsil edilen iktidarının, “dönülmez akşamın ufkuna” geldiğini gösteriyor.

Üçü gitti, biri kaldı
Siyasal İslamın AKP’de temsil edilen iktidarı hiç bu kadar zayıflamamıştı. “Mumun iki ucundan birden yanarken”, uluslararası düzeyde ABD ve Rusya gibi iki büyük gücün arasında manevra alanı hızla daralır, bölgede yalnızlaşırken, siyasal İslamın AKP’de temsil edilen iktidarının dayandığı siyasal blok da dağılma noktasına geldi.
Bu blok, bir ekonomik krizin içinde, (milliyetçi Kemalist seçkinlerin yönetemez noktaya gelmesi) ve dış (BOP ve ABD’nin imparatorluk projesi) dinamikler örtüşürken, IMF’nin neo-liberal politikaları henüz mali krizin basıncıyla etkisini kaybetmemişken, küresel çapta bir ucuz ve kolay kredi ortamı yaşanırken kuruldu. Siyasal İslam (iki kanadıyla) ve TÜSİAD, liberal entelijansiya, blokun ilk bileşenlerini oluşturdular. Kürt hareketi “gerçeküstü” de olsa umutlu bir beklentiyle bu bloku destekledi.
Siyasal İslamın AKP liderliğinde hegemonyasını kurar, devletin biçimini değiştirmeye başlarken, “salamı dilimleme” süreci de işlemeye başladı. Önce, liberal entelijansiya, çözüm bekleyen Kürt hareketi, ardından da iktidarı paylaşmayı uman FETÖ fraksiyonu tasfiye edildiler. Bu tasfiyelerle boşalan yere, devlet sınıflarıyla sıkı bağları olan milliyetçi- “güvenlikçi” entelijansiya yerleşti. Siyasal İslamın toplumun yarısından çoğunun rızasını artık alamayacağının ayırdına varmasıyla şiddet eğilimi artarken, bloka yeni gelenlerin de basıncıyla Kürt sorununda “çözümün” ve “barışın” yolları hızla ve kanla kapandı. Blokun içinde kalmaya devam ederken geleneksel iktidarı sürekli zayıflayan TÜSİAD’ın, bu dönem boyunca siyasal İslamın önüne attığı kırıntılarla yetinmeyi seçerek suskunluğunu korumaya devam etmesi ise ibret vericidir.
Şimdi TÜSİAD’ın bloku terk etmeye karar verdiği görülüyor. TÜSİAD’ın bu kararında sanırım üç etken belirleyici oldu: (1) AKP ekonomik kriz karşısında, büyük sermayenin gerekli gördüğü önlemleri almakta, kendi sınıf çıkarlarının (yönetici oligarşinin) baskısıyla, isteksiz davranıyor. (2) Siyasal İslamın egemen sınıfının toplumsal “artık-değerden” aldığı pay, büyük sermayenin krize uyum sağlama çabalarının önünde mutlaka aşılması gereken bir engele dönüştü. (3) İmamoğlu gibi içeride ve dışarıda kabul görebilecek yeni, genç bir lider adayı ortaya çıktı.
Bu noktada, AKP’nin, toplam artık değerin üretimi üzerinde en geniş denetimi olan kesimin desteğini kaybederken, kendisi açısından çok tehlikeli bir kesimle, MHP’de temsil edilen, milliyetçi-güvenlikçi (ve seküler) entelijansiya ile baş başa kaldığı görülüyor; hatta sürecin kimi özelliklerine bakınca, onun “tutsağı oldu” bile denebilir.
Şimdi önümüzdeki, yakıcı sorular şunlardır: Bu “tutsaklık” AKP’yi hangi politik adımları atmaya zorlayacak? Milliyetçigüvenlikçi kesim, büyük sermayeden ve uluslararası bağlantılardan gelecek bir basınçla, bloku terk ederek, AKP’ye karşı bir tutum almaya başlar mı? Yeni lider adayı, güzel sloganların ötesinde, gereken direnci ve kararlılığı gösterebilecek mi? Ve... “Dönülmez akşamın ufkunun” ötesinde ne var?

Tümü Ergin Yıldızoğlu - Son yazıları

‘Şimdi, tamamen farklı bir şey’ 24 Haziran 2019 Pzt
Orta dönemde iktidar ve muhalefet 20 Haziran 2019 Per
‘Her gün biraz daha tehlikeli…’ 17 Haziran 2019 Pzt